Alçak kültür fenomenleri, hikayeler, mitler ve efsaneler

Alçak kültür


Hikayeler ve insan üzerindeki etkilerini keşfet!


Stoacılık, içsel sağlamlaşma ve kapitalizm

Stoacılık felsefesi, pandeminin ve içinde olduğumuz son ekonomik krizin zorlayıcı etkileri karşısında, ülkemizde de, dünyada da etkisini geliştirdi. Romanın yıkılış döneminde ortaya çıkıp serpilen bu umutsuz zamanlar düşüncesinin, günümüzde etkili olması son derece anlaşılır.

Peki bu düşünce bizi nasıl etkiliyor? Değiştiremediğimiz koşullara uyum sağlamayı ve onları kayıtsızlıkla aşmayı öneren stoacılık, günümüz hegemonyası karşısında bizi nasıl etkiler? İçsel sağlamlaşma ve iradi güçlenme öneren stoacılık bizim yaşama sevincimizi arttırıyor mu? Yoksa uçurumun sonuna doğru gidişimizi mi hızlandırıyor?

Stoacılığın irade ve duygu yönetimi stratejileri bugün bizi nasil etkiliyor? Bu teknikler, bizi kapitalizmin vaatleri karşısında güçlendiriyor mu? Yoksa bizi kapitalizmin derin vaatlerini kabullenmeye mi yönlendiriyor?

Stoacılık bugün bize ne veriyor? Stoacılık Romalıları güçlendirmiş miydi? Bizi güçlendiriyor mu? Yoksa Stoacılık kapitalizme mi hizmet ediyor?

Roma’nın dünyası ve Aristo sonrası felsefe

Öncelikle stoacılığın ortaya çıktığı ortamı hatırlayalım. Stoacılık, Epikürosçuluk ve Neo-Platonculuk akımları, belli başlı Aristo sonrası felsefe akımlarıdır. Bu dönemde sadece felsefe dünyası değil, Akdeniz de çalkantılıydı.

Aristo gibi Yunan felsefecileri, özgür şehirlerin düşünürleriydi. Bu düşünürler, özgür insanların iyi yaşamlarını sağlayacak felsefeyi ortaya koymaya çalıştılar. Yunani felsefe, etik ve politik yönlere ağırlık verse de, bunları ağır düşünce spekülasyonları ve gelişmiş düşünce sistemleri ile ortaya koymuştu.

Fakat Helenistik dönemde Akdeniz uygarlığı değişmişti. Atina gibi özgür şehirler ortadan kaybolmuş, Helenistik sayesinde doğu ile batının ilişkisi gelişmişti.

Artık özgür şehirler hem Roma imparatorluğunun, hem barbarların, hem de doğu kaynaklı düşüncelerin etkisi altındaydı. Bir yandan imparatorluk barbar akınlarına uğruyor, öte yandan Mitraizm, Hristiyanlık, Zerdüştlük gibi dinlerle ilişki kuruluyordu.

Bu çalkantılı dünya, kompleks düşüncelerin değil, eylemin çağıydı. İnsanlar hem dünyanın güvensiz durumundan, hem de mitolojinin etkisini kaybetmesiyle içine düştükleri metafizik güvensizlikten dolayı rehber arayışı içerisindeydiler.

Daha da önemlisi bu kozmopolit dünyada insan birey haline gelmişti. Yeni ortaya çıkan birey, dünyanın ve düşüncenin çalkantıları içerisinde, ahlaki bir sağlamlık ve yeni bir sonsuzluk arayışındaydı. Stoacılık işte bu çalkantılı dünyanın felsefesiydi.

Stoacılık nedir?

Stoacılık, en önemli vurgusunu etik alanında yapar. Ancak antik Yunan ile ilişkili bir kozmoloji ve doğruluk anlayışı da ortaya koyar. Ancak Stoacılığın antik Yunan’daki referansları, Roma dünyasına uygun olacak şekilde seçilmiştir.

Stoacılık, Herakleitos kozmolojisine dayanır. Buna göre dünya, ateş ve Logos’tan yapılmıştır. Stoacılığın doğruluk anlayışı ise, deneyci ve nominalisttir. Atomculuktan ve şüphecilikten etkilenen Stoacılık, bilginin algıdan gelen verilerden süzülerek toplandığını (recollection) söyler. İnsan evrensel bilgiyi değil, kendisine en uygun yolu gösterecek olan bilgiyi arar ve toplar Stoacılığa göre.

Stoacı etik de benzer şekilde eyleme yöneliktir. Stoacılar, şu mottoyu kullanır: “Doğaya göre yaşa.” Çünkü stoacılara göre, evren doğanın kanununa göre işler, insan da kendi eylemlerini ve iradesini bu yasalara göre kurgulamalıdır. Stoacılar, insanın rasyonel yönü sayesinde bu yasaları bilinçli olarak kavrayıp hayatına uygulayabileceğini düşünürler.

Burada doğanın yasasının, antroposentrik yani insan merkezli bir tınısı olduğuna dikkat çekelim. Bu yasa geç Stoa’da tanrının yasasına dönüşür. Ancak Seneca’nın referans verdiği tanrı bile, kutsal yönlerinden çok eğitici baba rolündedir.

Seneca’nın stoacı rehberliği

Stoacılık Romalılara nasıl bir rehberlik sunmuştu? Onları hangi silahları ve teknikleri vermişti?

Seneca Romalılara hem iradi sağlamlık, hem de kayıtsızlık gücü sunar. Seneca’ya göre bilge insan, bilinçli şekilde Kader’i takip eder. Çünkü stoacılara göre kader, evrensel yasayı ve tanrısal öngörüyü takip eder.

Seneca kaderin güçlü vuruşlarını coşku ile karşılamayı önerir. Onun iddiasına göre tanrılar, her zorluğu onu aşabilecek kişiye, onu eğitmek ve geliştirmek için gönderir.

Bana göre tanrı mümkün olan en yüksek onura ulaşmasını istediği insanlara ne zaman yiğitçe ve cesurca bir iş yapma olanağı tanısa ve bu iş için yaşamlarında biraz zorluk çekmek zorunda bıraksa, onlardan lütfunu da esirgemez. Fırtınada kaptanı, savaş meydanında askeri tanırsın.

Tanrısal Öngörü, Seneca, s.60

Bilge insan, kaderin güçlükleri ile coşku ile yüzleşir, bunlardan öğrenebildiği kadarını öğrenir ve kendini olabildiğince sağlamlaştırır. Stoacı bilge değiştirebileceğini değiştirir, değiştiremeyeceği şey içinse kayıtsızlık içinde kalır.

Bilge kişi, acı ve zorluklara karşı durağan kalabilir. Çünkü dışsal şartları değiştiremese de, zorluklara karşı içsel tavrını belirlemekte özgürdür. Bilgeler, bu özgürlüğün gerektirdiği tekniği geliştirmek, yani bilgeliği kazanmak için çaba harcar.

Neden şikayet ediyoruz? Bırakalım doğa kendi bedeninin istediği gibi kullansın, her şeye karşı güler yüzlü ve cesur olalım, bizim olan hiçbir şeyin bozulmayacağını bilelim. O halde iyi insana düşen görev nedir? Kendini kadere sunmak.

Tanrısal Öngörü, Seneca, s.75

Bilge kişi, başına gelen hiçbir şeyi iyi ya da kötü olarak yaftalamaz, her durum/olay birbirinden farklıdır sadece. İçsel dinginliğini kazanmış kişi kendi kendisine yeterlidir ve ihtiyaçsızdır. Tabii ki bazı durumlar daha çok tercih edilir, bazıları ise tercih edilmezdir. Ama stoacı bilge için zorlu durumlar bile olsa olsa ders alınacak deneyimlerdir.

Bilge insanın hiçbir hırsı yoktur, ve içsel gücünü dikkate aldığımızda o hiç kimseden daha değersiz değildir, Zeustan bile. O kendi yaşamanın efendisidir ve isterse intihar bile edebilir.

A History of Philosophy, Copleston, s.398

Günümüz dünyası ve stoacılık

Günümüz dünyası, uçan arabaların değil, katastropilerin dünyası. Pandemi, çevre kirliliği, küresel ısınma, su ve gıda kıtlığı, beslenme ve barınma sorunu, ekonomik kriz, yüksek enflasyon, savaş gibi krizler çağımız insanını giderek daha fazla köşeye sıkıştırıyor.

Hepimiz hem bu fiziksel sorunlar, hem de bu sorunların yarattığı bunalımla baş etmek zorundayız. Sosyal medya, bu durumu açıkça ortaya seriyor. Sosyal medya aracılığı ile çeşitli sorunlara karşı direniş imkanı ortaya çıkmasının yanında, sorunların paylaşılması, paylaşımların komikleşmesi / parodileşmesi ve bu sayede psikolojik rahatlama sağlanarak isyan imkanını ortadan kalkması gibi ilginç bir döngü yaşanabiliyor.

Her halükarda, her birimiz bu kriz çağı ile baş etmek zorundayız. Üstelik bu krizlerin pandemi gibi bir bölümü önleyemeyeceğimiz felaketler, küresel ısınma gibi bir kısmı insanlığın bugünkü durumunda nasıl çözeceğini bilmediğimiz sorunlar, bir kısmı ise örgütlü mücadele yapılmadan baş edilemeyecek karmaşık problemler.

Yani bu sorunları bugünden yarına çözemeyiz. O halde şimdilik yapmamız gereken psikolojimizi korumak ve yaşama devam edebilmek. İşte bu noktada insanın destek alabileceği stoacılık gibi öğretiler, budizm ve yogacılık gibi esenlik uygulamları bir diğer tabirle New age dinler, psikolojik terapi, kişisel gelişim anlatıları sahneye çıkıyor.

Stoacılık, tam da kriz dönemlerinde içsel sağlamlığın kurulmasını önerdiğinden, günümüze uygunluk gösteriyor. Gerçekten de son yıllarda, seneca gibi stoacıların öğretilerine yoğun bir ilgi var. Bu düşünürlerin kitapları son yıllarda çok fazla baskı yaptı ve güncel kişisel gelişim anlatılarına da malzeme olarak konu oldular.

Ben kendi adıma, insanın ve insanlığın özgürleşmesinde ve adil bir dünyanın kurulmasında, toplumsal özgürleşme ile içsel özgürleşmenin el ele gitmesi gerektiğine inanıyorum. Evet, stoacılık içsel gelişime ve bilgeliği katkıda bulunabilir. Ama bugün stoacılığın bize nasıl etki ettiği sorusu tamamen farklı ve kendisine özgüdür.

Stoacılık bizi kapitalizm ve hegemonyaya karşı da sağlam yapabilir mi? Yoksa ana akım psikoterapi gibi, kişinin gündelik hayata katılımının devamına mi katkıda bulunur? Eğer öyleyse de bu nasıl bir katkıdır? Stoacılık bugün kapitalizme mi hizmet ediyor?

İçsel sağlamlık ve antikapitalizm

Gerçek bir içsağlamlık öğretisi neden antikapitalist olmalıdır? Bu soruyu cevaplayabilirsek, stoacılıkla ilgili sorunsalı da anlayabiliriz.

İnsanı anlamaya çalışan her öğreti, toplumsal koşulları ve insanla ilişkisini bir ölçüde göz önüne almak, en azından insanı koşullandıran şartları göz ardı etmemek zorundadır. Çünkü ele aldığımız problemi, kısmı olarak kavradığımızda onu iyileştirmeyi.

Bu fikri psikoloji alanında takip edelim. Freud’un insan gerçekliğine ilişkin derin, gerçekçi ve karamsar tasavvurunu biliyoruz. Öğrencisi Marcuse ise insanı daha da iyi anlar, çünkü Marcuse insanın içsel açmazlarını kabul etse de, bunların hepsi olansa da ciddi bir kısmının kapitalizmin karanlığından doğduğunu teslim eder.

Marcuse’u devrimci olduğu için değil, insan gercekliğini daha iyi anladığı için tercih etmeliyiz. Üstelik daha iyi bir kavrayıştır bu, çünkü nesnesine daha yakındır ve görmediği hayaletlerle değil, gördüğü değişken ve sorunlarla baş etmeye çalışır.

Bir içsel sağlamlık öğretisi için de bu gerçeklik ve kapsamlılık gerekli diye düşünüyorum. Aksi halde öğreti, insana ancak geçici dinginlikler sunabilir. Oysa afyonun etkisi geçicidir. Morfin, ameliyattan önce alınmalıdır. Ameliyatın kendisi değildir. Hatta morfin insanı uyuşukluk ve uykuya bağımlı da yapabilir insanı.

Stoacılık, kapitalizm ve hegemonya

Stoacılık bize nasıl bir içsel sağlamlık verir? Ve onun sağladığı içsel sağlamlığı ne için kullanacağız?

Stoacı dinginlik, kapitalizmin yıkıcı saldırılarına ve bugünün krizlerine dayanmamıza katkıda bulunabilir. Fakat bu dayanıklılığı ne için kullanacağız? Hegemonyaya karşı kendi insanlık onurumuzu korumak için mi? Yoksa kapitalist yarışta daha iyi mücadele etmek için mi?

Stoacılığın günümüzdeki yükselişini tehlikesi, işte bu açmazdır. Stoacılığın bilgelik önerisi, bizi özgürleştirecek mi? Yoksa zincirlerimize katlanma sabrımızı mı arttıracak? Eğer ikinci seçenek gerçekleşecekse, bu öğretinin bilgelik durumu ve dinginliğe yönlendireceğini düşünmek naiflik olur.

Sizi dehşete salan olayları küçümsemenizi sağladım, ihtiraslarınızı aşağılamanızı. Dıştan parıldamıyorsunuz, iyilikleriniz içinize yöneltilmiştir. Kendi görüntüsünü seyretmekten haz alan evren bile dışsal olanı küçümser. İçinize her türlü iyilik yerleştirdim, şansa gerek duymamanız sizin şansınızdır.

Tanrısal Öngörü, Seneca, s.83

Oysa bilgelik, zamansız ve koşulsuz olanın arayışıdır. Evet, bilge kişi zamanın şartlarına bulanır, hatta bu şartlarla mücadele ederek bilgeliğini ortaya koyar, sağlam ilkeleri ve değerleriyle, sarsılmaz yüreği ile zamanın üzerine çıkar. Ve bu mücadelesinde tek başına değildir, bilge ve kahraman; her zaman halkın arasına dönmüş, onları daha yüksek bir birlikte / özneler-arası oluşa davet etmiştir.

İşte bu bağlamda, benimseyeceğimiz stoacı ilkeleri ne için ve nasıl benimsediğimize, stoacılığı nasıl kullandığımıza dikkat etmeliyiz diye düşünüyorum. Hegemonya sandığımızdan çok daha sinsidir ve türlü kılıklara girer. Bu kılıklardan bazıları teslimiyet, bazıları öz-yıkım, bazıları mücadele, bazıları oto-kontrol, bazıları oto-sansürdür.

Stoacılığın kaderi kapitalizmin değişmezliği mi?

Bir başka tehlike şudur: Stoacılığın kaderini kabullen düsturu, bizi kapitalizmin mahvettiği bir dünyayı değiştirme rasyonel isteğinden uzaklaştırır mı? Bu ihtimal (düzenin değiştirilmesi) eğer mümkün ama zorluysa; bu isteği sahiplenmek mi yoksa reddedip kapitalizmin kötülüklerini kabullenmek mi makuldur? Neyin kabullenilmesi, neyin kabullenilmemesi gerektiğini nasıl seçeceğiz?

Stoacılığın bazı türleri ve anlatılarının determinizmi desteklediği açıktır. Kapitalizmin insan doğasını ve gerçekliği bile kendi hikayesi doğrultusunda çarpıtması ve kendisini kader haline getirmesi durumu daha da sıkıntılı hale getirir. Kabullendiğimiz rasyonel aklın ve stoacı bilgeliğin mi, yoksa kapitalizmin mi kaderidir?

Konunun diğer bir yönü ise stoacılığın bir tür mutsuz bilinç (Hegel) olmasıdır. Bu durum da ayrıca tehlikelidir, çünkü günümüzde kapitalizm depresyon ve mutsuzluğu da hegemonik bir etki alanına alabilmektedir. Stoacılığın mutsuz bilinç olması, bu felsefeyi kapitalizm için kullanışlı hale getiriyor olabilir mi?

Kapitalizmin giderek genişleyen kitlelere bir umut ve refah sunamaması, bunun yerini depresyonun alması ile sonuçlandı. Bu semptomu konforize edici kapitalist teknikler (arabesk, zayıf varoluşçuluk, karanlık romantizm) ve kapitalist uyuşturucular (mindfullness, new-age dinler, burçlar ve enerji gibi new age dinler) var olan mutsuz bilinç durumunu doğrudan ya da dolaylı olarak destekler. Stoacılığın da böyle bir işlevi olup olmadığını sorgulamak gerekir.

Bir yanıt yazın