Cin hikayelerinin pek çoğunda, karanlık ruhların bir suç ve vicdan azabı ile birlikte geldikleri anlatılır. Bu hikayenin kaynağı ne? ‘Kötü‘ insanların cinlerin musallatına teşne olduğu söylenir. Cinler neden kötü insanlara musallat olur? Kötülüğün cinlerin musallatıyla ilişkisi hakkında neler söyleyebiliriz? Cinler nasıl musallat olur?

Kötülük dediğimiz şeyi nasıl anladığımız da elbette bu hikayeyi nasıl yorumlayacağımızla ilişkili. Kötülük sahibine de zarar veriyorsa, her suçlu kendi vicdanında hapistir. Cinler, vicdan azabının davetiyle mi musallat olurlar? Cezalandırılmayan suç kendi cehennemini mi yaratır? Musallat nasıl yaşanır?

Yoksa bir tür ilahi adalet motifiyle mi karşı karşıyayız. Tanrı yahut karma, kötülerden yeryüzünde intikam almaya başlıyor belki de. Kendini savunamayan kurban, maktulü nasıl lanetler? Yoksa laneti çağıran ve seçen, maktulün kendisi midir? Cinlerin musallatı, karanlığın ikinci adımı mıdır?

Kurbanın bakışının yankısı, neden sonsuzdur? Vicdan neden sonsuzdur? Adalet neden hem gerçekleşir hem de gerçekleşmez? Kara büyü nedir ve neden yapanı da lanetler? Cinler neden kötü insanlara musallat olur?

Bu yazıda cin hikayelerinde, cin musallatının neden suç ve kötülükle ilişkilendirildiğini tartışacağız. Bu yazıda cinlerin nasıl musallat olduğu sorusunu soralım ve kötülüğün karanlıkla ilişkisini keşfedelim.

Cinler nasıl musallat olur?

Cinler ve insanlar farklı boyutlarda yaşarlar. Bu yüzden birbirleri ile özel durumlar haricinde ilişki kurmaları mümkün olmaz. Peki insanlara, cinler nasıl musallat olur? Kim cin musallatına daha açıktır?

İlk sebep, cinlerle ilişki kurmaya çalışılmasıdır. Kötücül cinler, güvenilmesi mümkün olmayan varlıklardır. Bu varlıklarla anlaşma yapmak, onlardan bir iyilik beklemek, onlara bir iş yaptırmaya çalışmak iyi sonuçlar doğurmaz.

İlişki kurulan cinler, ilk başta kişinin işlerini görür ve onun yardımına koşar. Cinlerin onmaz hastalıkları iyi ettikleri ya da büyük zenginlik sağladıkları pek çok anlatı (memorat) görüyoruz.

Fakat bu kötücül varlıkların asıl amacı, insanın enerjisini kullanabilmektir. Bir diğer amaçları ise onu şeytanın / kötülüğün yoluna sevk edebilmektir. Cinler zamanla kişiyi ahlaklı eylemlerden ve temizlikten uzaklaştırarak, kötücül dünyalarına çeker.

Tabii ki cinlerin insanlara nasıl musallat olacağına dair, pek çok özel durum vardır. Bunlar bir büyüye maruz kalmak, kaza ile bu varlıklardan bazılarının ölümüne sebep olmak ya da onları rahatsız etmek olabilir.

Ama en çok karşılaşılan bir diğer sebep, kişinin ahlaki kötülüğü bile isteye uygulamasıdır. Yasayı kendi kazancı için çiğneyen, kötücül ruhları kendisine çeker. Ve bunların yardımı ile ahlaki kötülüğe daha da batar.

Bu anlatı aslında, şeytan anlatısı ile paraleldir. Çünkü islam kültüründe şeytan, kişileri yoldan çıkaran ve bu şekilde beslenen bir varlıktır. Şeytanın soyundan gelen ve onu izleyen kötücül cinler de, aynı şekilde kötülüklerden beslenebilrler.

Bu hikaye ve inançlarda, vicdanın da önemli etkisi görülür. Pek çok korku filmi ve korku hikayesinde, adaletin bozulması ve intikam, paranormal olaylarla yakından ilişkilidir. Cin musallatı belirtileri, belki de vicdanın sarsıntılarıyla paraleldir.

Mısır halk inancında şiddet sonucunda ölen bir adam, bir ifrit haline gelir ve öldüğü yere musallat olur. İslam okullarında ise ölümcül bir günahla ölen bir adam Berzah aleminde bir cine dönüşebilir.

Osmanlı’nın Üç Harflileri, s.22, Sariyannis

Her halükarda ahlaki karar anı, cin musallatı hikayeleriyle yakından ilişkili. Yani insanlar kötülük yapan ve adaleti bozan bir insanın, karanlık ruhların musallatına uğrayacağına inanmış.

Cinlerin kötü insanlara musallat olduğu durumlar

Cinlerin işlenen büyük bir günah ya da ahlaki yozlaşma sonrasında gelmesi, cin hikayeleri ve halk hikayelerinde sık karşılaşılan bir fikirdir. Bu fikirler ilişkili motifleri şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Kara büyü yaptıran bir kişinin ya da kara büyüyü yapan büyücünün, cinlerin ihanetine uğrayarak cinler tarafından zarar görmesi.
  • Sık sık günah işleyen, ahlaki olarak esnek kişiye, kötü cinlerin musallat olması. Bu cinler, kişinin ahlaki yozluğundan hem beslenirler, hem de onu beslerler. Olumsuz düşünce ve vesveselerle onun aklını ve vicdanını iyice kirletirler.
  • İşlenen büyük bir günahın ardından kötücül bir cinin, kişinin kötücül enerjisini fark ederek kişiye gelmesi ve ona musallat olması.
  • İşlenen günahların, kişinin vicdanını zayıflatarak ve enerjisini kirleterek, onu kötücül cinlerin musallatına ve vesveselerine açık hale getirmesi.

Bunun gibi motifler genel olarak, cinlerin musallatının kişinin ahlaki eylemleri ile ilişkili olduğu fikrini taşır. Kötülük, karanlık ruhları insana çeker bu anlatıya göre.

İsa peygamber, cinler ve günah

Günahın cinler, kötülük ve hastalıkla ilişkili olduğu görüşü, Hristiyanlıkta da görülüyor. (Adana Memoratları, s.15-17, İsmail Şenesen)

İsa peygamberin, kendi döneminde pek çok hastayı ve cin musallatı vakasını iyileştirdiği anlatılır. İsa Allah’ın parmağıyla cinleri insanlardan çıkarmaktaydı. Yani kötülükleri insanlardan uzaklaştırıyordu.

Daha da ilginci İsa Yahudiler ile tartışırken, Yahudi alimler İsa’nın Balezbul (cinlerin ve sineklerin tanrısı) un musallatına uğradığını, bu yüzden de cinler üzerinde güç sahibi olduğunu iddia etmişti.

Bu anlatı azizler döneminde de sürdü. Aziz Augistunus hastalıkların pagan dönemi eseri olduğunu iddia etmişti. Hastalığın sebebi günah ve cinlerdi, bu yüzden de iyileşme ancak Hristiyanlıkla gelebilirdi.

Ahlaki karar anı ve cinlerin vesveseleri

Çoğu cin anlatısında cinlerin insanlara nazaran zayıf varlıklar oldukları, onları ancak vesvese vererek etkileyebilecekleri anlatılır. Vesvese, bu varlıkların insanların kulaklarına ve zihnine, onları yoldan çıkarıcı, onların ahlaklarını bozan fikirleri aşılamasıdır.

Peki vesveseye karşı herkes savunmasız mıdır? Hayır. Dini anlatıya göre, ahlaklı, arzularına teslim olmayan, kendisini arıtmış temiz insanlar, vesveseye karşı güçlüdürler. Kur’an a göre zaten cinler insanlara zarar veremez.

Dini anlatıya göre, bu kişiler cinlerin vesvesesinden onları koruyacak mistik ve kalbi bir güce sahiptir. Ama bu anlatıyı farklı şekilde de yorumlayabiliriz. Bilge,  iyi olmanın bilgisine ve pratiğine sahip olduğu için, sahip olduğu erdemler sayesinde vesveselere kulak asmaz.

Bu dini anlatı, kişinin kötücül ve olumsuz fikirlere kapılmayarak, ahlaki bir sağlamlık içerisinde kalmasını öneriyor olabilir. Cinlerin vesvese vermeleri ise, insanın arzularının ve id’in karanlığını (içgüdü)  bir metaforu olabilir. Ne de olsa eski insanlar, insanın bu karanlık yönlerinin rasyonel tasvirine sahip değildi. Bu yüzden tehlikeyi bir hikaye ile anlatmaları makuldü.

Yani cinlerin vesvese vermeleri, insanın iradesine ve vicdan muhasebessine musallat olacak kötücül düşüncelerin bir anolojisi olabilir. Bu hikayenin devamı ise, ahlaki kararın niteliği ile belirlenir.

Kişi eğer cinlerin vesveselerini dinleyip suç işler ve adalet terazisini bozarsa, kötü bir insana dönüşür. Ve cinlerin muhatabı olur. (Yani kültürün / toplumun alanından dışlanır ve doğal / hayvani duruma düşer.) Fakat iradesini kullanarak vesveseleri atlatırsa, vicdanı rahat olacak ve bilgeliği kazanacaktır.

Cinler nasıl musallat olur

Cinler nasıl vicdanımıza musallat olur?

Yani cinler nasıl musallat olur sorusunun cevabı, kişinin kendi eylemleridir. Bu eylemler, onu iyi, güzel ve umutlu olana ya da karanlığa ve vicdan azabına götürür.

Yani bu hikayeye göre, kötü ve zararlı fikirlere teslim olan, kötülüğü seçmiş olur. Ve cinlerin vesveselerine giderek daha fazla açık hale gelir. Dini anlatılarda, cinlerin bu gibi insanları oyuncakları haline getirecekleri söylenir. (Konuyla ilgili bir başka yazım: ‘Paranormal olaylar bilinçaltı ile nasıl ilişkilenir?‘)

Bilimsel / nörolojik bir açıdan bakınca bu hikaye, sürüngen beynin itkilerin teslim olmayı anlatır. Felsefi açıdan bakınca ise, bedensel arzularının muhakemesini sakatladığı bir insanın, kendisi için kötü seçimler yapması ve kendi yaşam gücünü azaltması olarak yorumlanabilir. Kant’ın formüle ettiği gibi, ”ahlaki kötülük=ego” dur.

İlkel insanın hortlakları ve vicdan

Arkaik insanların, savaş ve ölümle ilgili bazı tabu ve adetleri de vicdan azabı ve ruhun intikamından duyulan korkuyla ilgili. İlkel kabileler, savaşta bir düşman öldürdükten sonra, çeşitli tabulara uyar, perhiz yapar ve bir süre toplumdan uzak yaşardı.

Freud Totem ve Tabu kitabında, ölüyle ilgili tabuyu ilkellerin, düşmanlarının ruhlarından korkmasıyla açıklar. Ölümü henüz açıklayamayan ilkel insan, ölümden şiddetli şekilde korkar ve ruhları yatıştırmak ister.

Kaldı ki ilkel insanlar da öldürdükleri düşmanların ruhlarından duydukları korku ve en dişeyi her fırsatta açıkça itiraf etmekte ve kendileri de bu uhu adetlerini bu korku ve endişeye dayandırmaktadırlar.
……. Denilebilir ki Tanrının, yasalarını vahyettiği tarihten çok daha öncesinden beri, bu ilkel insanlar kimseyi öldürmeyeceksin emrini biliyorlardı ve bu emrin çiğnendiği her defasında, arkadan bir cezanın geldiğinden haberdardılar.

Freud Totem ve Tabu, s.64

Bu anekdot bizim konumuz bağlamında ilginçtir. Çünkü günümüzde de canice öldürülen bir insanın, hortlağa ya da cine dönüşerek intikam alabileceği inancıyla karşılaşıyoruz. Bazı halk adetlerinde, bir kişi öldürüldüğünde, ceset üzerine bir çivi çakılır ve bu çivinin, ruhun intikamını önleyeceğim inanılır.

Kara büyü nedir?

Genellikle eski tılsımlar gibi semboller, bitki ve tütsü gibi aracılar ve cinler gibi paranormal varlıklar kullanılarak kara büyü yapılır. Kara büyü, bir insana ya da canlı varlığa zarar vermek için yapılan doğaüstü müdahaledir. Peki kara büyü ile cinlerin ne ilişkisi vardır? (Bknz. Aşk büyüsü üzerine.)

Kara büyü ve cinlerin intikamı

Kara büyü anlatıları, çoğu zaman büyüyü yapanın da büyük zarar görmesi ile sonuçlanır. Doğanın güçlerinin / yasalarının manipüle edilmesi olan kara büyü, neden manipülatöre de zarar verir?

Cin hikayelerinde büyü, önemli bir motiftir. Dini anlatılara göre büyü çoğu zaman, cinlerin yardımı ile yapılır. Olağanüstü güçleri olan cinni varlıklar, büyücüler tarafından bağlanabilir. Ve bu varlıklar kullanılarak doğanın yasaları aşılmaya çalışılır.

Kara büyü insanlara zarar verdiğinden, bu işlem yapılırken inançsız ve kontrol edilmesi zor cinler kullanılır. Büyücüler bu varlıkları zorbalıkla kontrol altına alırlar, ancak bunlar kontrol edilmesi ve öngörülmeleri zor varlıklardır.

Bu tehlikeli cinni varlıklar, kara büyüyü yaptıranlardan bir insanın kurban verilmesi gibi büyük suçlar işlemelerini isteyebilir. Doğanın yasalarının ihlal edilebilmesi için, kişinin doğanın ve ahlakın yasalarını geride bırakması gerekir.

Büyü bazen başarılı, bazen başarısız olur. Ancak büyünün sonucunda, büyü yapılan gibi, büyü yaptıran da büyük bedeller öder. Pek çok hikayede cinler maktule de ihanet ederler.

Cinlerin büyü yaptırandan intikam alması

Bu hikayeyi nasıl yorumlamak gerekir? Cinler neden hem büyü yapılana hem de büyü yaptırana musallat olurlar? Cinler neden kötü insanlara musallat olur?

Kara büyü, doğanın ve yazgının akışının kabul edilmeyecek, paranormal güçlerle gerçekliğin dönüştürülmesidir. Büyü diye bir şey var mı bilmiyoruz. Ve ölüm büyüsü yapan kişinin, kurbanının kahvesine büyünün başarı şansını arttırmak için, zehir koyup koymadığını da bilmiyoruz.

Büyü başarılı olsa da olmasa da, birisini öldürmek isteyen kişinin, sağlıklı olmadığını söyleyebiliriz. Bu kişi kendi yıkıcı güdülerini sınırlamadığı sürece hem topluma hem de kendisine zarar verecektir.

İlk emir olan öldürmeyeceksin’i aşacak kadar kıskanç, öfke dolu, ilkesiz ya da sakinliklikten uzak kişi eninde sonunda kendisine de zarar verecektir. Çünkü hepimiz hem kendimizle, hem de Kendi’lik ile (ben olan Ben) muhatabız.

Büyü hikayelerinde cinlerin eninde sonunda kara büyüyü yaptırana da zarar vermeleri ya da ona kalıcı olarak musallat olmaları motifi, işte bu sıkıntılı durumun üstü kapalı bir anlatımı olabilir. Hayatın bize getirdiklerini kabul etmek bazen zordur. Ama kabullenememek, çok daha tehlikelidir.

İnsana musallat olan bir cinin yakalanıp cezalandırılması.

Kötülük, simya ve mitoloji

Klasik ve arkaik anlatılarda kötülük, genellikle cahillik ve bencillikle ilişkilidir. Burada aslında pedagojik bir yaklaşımla karşılaşırız. Eskiler hikayeleriyle, bencillik ve bilgi eksikliği kötülüğe sürükler diye öğüt vermek istemişler gibi görünüyor.

Eski Mısır’da kötülük, Seth’in kıskançlığı ile başlar. Yeryüzünün ve gökyüzünün hakimi Ra, İsis’in oyunu sebebiyle gökyüzüne çekilince, yeryüzü krallığını Osiris’e bırakır. Ra ise daha güçsüz olmasına rağmen bunu kabullenemez, kardeşini kıskanır ve kötü tarafa geçer.

Simyada da aynı anlatı ile karşılaşırız. Aurora (şafak tanrısı) güneş ve saflığı simgeler. Güneş simyada altının, yani en saf olan maddenin gezegenidir. İçsel arınmaya karşılık gelir, simyadaki rudebo safhasına karşılık gelir.

Gece (nyks) ise kendi kendine kötülüğü, açlığı, yıkımı, ölümü simgeleyen karanlık güçleri üretir. Gece cahilliği, bilgi yokluğunu ve ölümü temsil eder ve simyadaki karşılığı Nigredo aşamasıdır. (Rönesans ve Simya, s.130)  Bknz. Simyacıların yaptığı çalışmalar

İlginç olansa felsefenin bu öğretilerle paralelliğidir. Platon, kimsenin bilerek kötülük etmeyeceğini söyler. Kant içinse ahlaki kötülük, egonun evrensel ahlak yasasının önüne konmasıdır.

Horusun gözü, ötekinin bakışı, adalet

Bu bölümde adalet ve vicdan konularını tartışmak istiyorum. Çünkü adalet, kötülük ve vicdan azabı ile doğrudan ilişkili.

Adalet ulaşılması imkansız bir hedef olsa da, hepimiz için gerekli bir fikir ve idealdir. Bu yüzden, Derrida adaleti sonsuz, ulaşılmaz ve mistik bir ideal olarak sunar. Bu felsefi tartışma için zamanımız olmasa da, bu yaklaşımın dinlerden ilahi adalet fikri ile benzerliği ortadadır.

Adaletin sonsuzluk ve kosulsuzlukla bir ilişkisi olduğu iddia edilebilir. Adalet tanrıçasının gözleri bu yüzden bağlıdır. Vicdan, insanın sonsuzlukla ve zamansızlıkla en güçlü ilişkisini kurduğu yönlerindendir yönlerindendir.

Horusun gözü sembolü de tam bu bağlama oturur. Horus’un gözü, adaleti ve vicdani simgeler. Kapaksız göz ölümden önceki son bakışla bakar ve hem bakanı, hem bakılanı damgalar. Bu damga sonsuz ve dönüşsüzdür.

Seth bunu bildiği için, Horus’a ilk saldırısını onun ay gözüne yapar. Çünkü Horus’un gözünü yok ederse, onu kötülüğe çekebileceğini düşünür. (Horus’un gözü ile ilgili bir diğer yazım: ‘Horus’un gözü, sonsuzluk ve ölüm‘.)

Vicdan ve öteki

Buradan, ötekinin bakışını felsefenin merkezine koyan bir felsefeye sıçramak istiyorum. Levinas, insanın indirgeyemeyeceği, anlayamayacağı ve üstesinden gelemeyeceği referans noktasının ötekinin bakışı ve yüzü olduğunu iddia eder. İnsan ötekini tam anlamıyla hiçbir zaman kavrayamayacağından, Levinas’a göre etik, öteki üzerine kurulmalıdır.

Horus’un gözü gibi, Levinas’ın ötekinin yüzü fikri de, insana ağır bir vicdan yükü bırakır. Bu fikri deneyimimiz de desteklemez mi? Acı dolu, masum ya da öfkeli bir bakış, bazen bize unutulmaz bir iz bırakmaz mı?

Başka (öteki) öldürülebilir… Ancak başkayı öldürmek onun aşkınlığının sonsuzluğunu bastırmak, yani yüzü yok etmez. Bu sonsuzluk, bu yüz, cinayetten daha kuvvetlidir, çünkü ilk ifadedir… İlk sözcük: Öldürmeyeceksin.

İmkansızı Düşünmek, Gary Gutting, s.198

Ben kendi adıma, vicdanın bakışının derin bir iz bırakabildiğine inanıyorum. Suç her zaman hem maktulu hem de kurbanı işaretler. Bu işareti tanısak da tanımasak, bu derinimizde yer eder ve hayaletlerin girebileceği boşluklar bırakır.

İşte cinler tam da bu boşluktan sızar kabuslara. Cin doğanın anlaşılamayan ve yorumlanamayan gücü olduğu kadar, insanın anlayamadığı güçlerini ve kendi arzusunun canavarlarını da simgeler. Musallat olana cin adını verebiliriz. Ama cinin gölgesi olduğu şey, suç ve vicdan azabı da olabilir.

Bence tam da bu yüzden, pek çok hikayede kötü karekter hayaletler ve cinlere karışmış, gölgeler içerisindeki bir insan olarak betimlenir. Çünkü sürekli suç işleyen kişi, her bakışta affedilmez bir vicdan azabı bulur. Onun için her yer zebanilerle ve cinlerle doludur.

Ben dini anlatıdaki cinlerin kötü insanlara musallat olması fikrini, bu bağlamda yorumlayabileceğimizi düşünüyorum.  Cinler kötü insana, suçluya ve vicdan azabı duyan kişiye musallat olurlar. Çünkü bu kişi  içinde olduğu dayanılmaz acıları kavrayıp aşamaz. Bunun yerine içine düştüğü bataklıkta debelenip durur.

Elini uzattığı her dal, bir hayalet ya da cine dönüşecektir. Çünkü hala suçlunun katılığına, parçalanmış ay gözüne ve narsizmine sahiptir. Bu haldeyken, hiçbir kahraman cinlerden kaçıp kurtulamaz.

Cinler nasıl kötü insanlara musallat olur?

Üç hikayeyi ele aldığımız bu yazıda, bir motifin izini sürdük. Peki ortaya çıkan sonuç ne olacak? Cinlerin kötü insanlara musallat olması fikri bize kötülük kavramı ile ilgili ne söyler?

El cevap. Bu anlatı bize, kötülüğün ve zulmün, hem kurbana hem de maktule zarar verdiğini söylüyor. Evet, kurbanın yaşama gücü ve sevinci azalmıştır mağdur olduğu için. Ancak kurban yine de zihinsel bütünlüğünü korumaktadır.

Fakat adaleti bozup zulmü uygulayan, insan olma ilkelerini de bozar. Bu yüzden kendisinin de yaşama sevincini azaltır. Çünkü insan, sürüngen beyne (canlılık) sahip olduğu gibi, aynı zamanda memeli beyne de (sosyallik) sahiptir.

Yargı yetkesini (rasyonel beyin) kullanarak memeli yönünü, toplumsallığını, içsel dengesini yani sakinliğini yok sayan kişi, güçlü ve üstün de olsa, otantik bir varoluş içerisinde değildir. Tam da bu yüzden, cinlerin, kabusların ve hayaletlerin kötülüklerine açık olacaktır. Çünkü vicdan ve adalet sonsuzdur.

Sonuç olarak, paranormal olaylar ve cin hikayelerinde sık sık karşılaşılan cinlerin kötülük yapan insanlara musallat olması durumunun, vicdan azabı ve suçluluk duygusu ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer bu yazı ilginiz çektiyse, cinlerin neden yalnız insanlara musallat olduğu ile ilgili yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin