House of Cards dizisi, iktidar ve toplumla ilgili hangi soruları sunar bize? House of Cards konusu nedir? Dizi sadece Underwoodların iktidara yürürken yapabildiği tüm korkunç şeyleri mi anlatıyor, yoksa bize insanın iktidar ile ilişkisine dair daha derin tespitlerde mi bulunuyor? House of Cards ne anlatıyor?
İktidar insanlık için ne ifade eder? İnsanlar iktidarı sınırsız güç için mi isterler, yoksa iyi ve doğru olanı insanlara verebilmek, bilgelikle yönetebilmek için mi? İkinci alternatif son derece naif görünüyor bize. Bu fikri neden naif buluyoruz? House of Cards konusu nedir? Ve House of Cards’ın anlattıklarının insan ve zayıflıkları ile ilişkisi nedir?
House of Cards konusu
İktidar tarafından zehirlenen ve güç için her şeyi yapan insanı neden ne adalet, ne yasa, ne de vicdan durdurabilir? Bu insan doğası mıdır? Yoksa insan olmanın tarihsel toplumsal bir koşullanması mıdır?
İktidarı Leviathan’a benzeten Hobbes mu haklı, yoksa her iyi yöneticinin filozof olması gerektiğini söyleyen Platon mu? Hobbes’a göre neden insan insanın kurdu olarak toplumun en üstüne çıkmak ister? Ve neden Platon’a göre filozof, yöneticiliği istemeyerek ve ancak daha büyük bir kötülüğe yol açmamak için kabul eder?
House of Cards ne anlatıyor? House of Cards konusu nedir?
Frank Underwood, iktidara giden yolda kirli anlaşmalar yapmaktan, ihanet etmekten, toplumun çıkarı ile kendi çıkarı çeliştiğinde kendi çıkarını sevmekten, hatta insan öldürmekten geri durmaz. Bunları yapan kendisi midir? Yoksa iktidar oyunu onu ele mi geçirmişti? House of Cards, Amerikan parlamentosundaki bir siyasetçinin, iktidar basamaklarını tırmanışını anlatır.
Leviathan, hepimizi ele mi geçirecek? Yoksa insanın kendi arzuları ile ilişkisini daha sağlıklı bir düzeyde yaşaması, diğerkamlığı unutmaması, birlikte oluşu onurlandırabilmesi mümkün olacak mı? İnsan bu kadar vahşi mi? Yoksa bugün elimizde olan, bir türü kendi türünün katili haline getirmiş, her gün insan olmanın altını oyan bir sistem ve onun kurbanı olan “insan” mı?
House of Cards bize bu tartışmada hangi bakış açılarını sunar?

House of Cards ne anlatıyor?
House of Cards, Frank Underwood ve Claire Underwood’un siyasi kariyerine odaklanır. Dizinin ilk bölümünde, Underwood kendisine vaad edilmiş bakanlık görevini alamaz. Bu yıkımın ve aldatılışın içerisinde, Underwood bir daha asla aynı duruma düşmeme sözü verir kendisine. Ve güçlü olmak için, tüm kuralları yadsıyarak iktidar yürüyüşüne başlar.
(Spoiler içerir.) İlk sezonda, Underwood partideki konumunu güçlendirirken, bir yandan da rakiplerinin altını oyar. Bu çabaları, Başkanın güvenilir bir danışmanı olmaya kadar getirir onu. Hatta bir süre sonra, başkan yardımcısı olmayı bile başarır. (Spoiler içerir.)
(Spoiler içerir.) Fakat bu yükseliş, hiç de maliyetsiz olmaz. Underwood, bir gazeteciyi soğukkanlılıkla öldürür ve bir siyasetçinin intihar etmesine sebep olur. Tüm bunlar, Underwood’un siyaseti hem guleryüzle ve diplomasi ile, hem de kapalı kapılar ardında güç ve şiddet kullanarak yapması sayesinde yaşanır. (Spoiler içerir.)
Underwood kariyeri boyunca küller ve yıkım arasında yürür. Tehdit, şantaj, alışveriş, manipülasyon onun en önemli araçlarıdır. İktidara giden yolda her yolun mübah olduğunu bize yeniden hatırlatır Underwood.
Truth might be change by victory.
Blind Guardian şarkı sözü (Curse of Feanor şarkısı)
Yazının bundan sonraki bölümünde, iktidar ve yozlaşma ile ilgili tartışmayı genişletmek istiyorum. Bu yüzden öncelikle Platon Devlet kitabındaki tartışmayı, ardından Derrida’nın egemenlik tartışmasını ele alacağız. Yazının finalinde ise tartışmamızın sonuçlarını ortaya koyup ”House of Cards ne anlatıyor” sorusunun cevabını vermeye çalışacağız.
Platon, yöneticiler ve bilgelik
Platon devlet kitabında siyaset ve toplum üzerine çok yönlü bir düşünüm geliştirir. Ama bu düşünüm aynı zamanda son derece pratik ve tartışmacıdır. Diyalog halinde yazılmış Platon külliyatı, karşıt ve eleştirel görüşler bakımından da zengindir. Çünkü Platon, çalışmalarını diyalog halinde yazmıştır.
Platon Devlet‘te, hem insan hem de toplum için en uygun yönetim biçimini geliştirmeye çalışır. Bu yönetim biçimi, hem bireyi hem de toplumu mutlu ve uyumlu şekilde yaşatacaktır. Bu düzenin en önemli erdemi adalettir. Peki adalet, kişisel hırs ve iktidar arzusunu nasıl sınırlayabilir?
Platon’a göre adalet ve doğruluk, ancak bireysel ve toplumsal düzlemde erdemlerin uygulanması ile gerçekleştirilebilir. Platon Devlet adlı eserinde, hem bireyler hem de devlet için gerekli olduğunu düşündüğü dört ana erdemi detaylı bir şekilde ele alır. Bu erdemler şunlardır:
Platon’a göre iyi yöneticinin erdemleri
- Bilgelik (Sophia): Platon’a göre bilgelik, özellikle yöneticilerde aranan bir erdemdir. Devletin liderlerinin, yani filozof-kralların, gerçek bilgiye ve anlayışa sahip olmaları gerekir. Bilgelik, toplumun doğru yönde ilerlemesini sağlayan bir rehber olarak görülür.
- Cesaret (Andreia): Cesaret, Platon’un ideal devletinde, özellikle asker sınıfı için vurguladığı bir erdemdir. Bu, tehlike karşısında korkuya kapılmadan, doğru ve adil olanı koruma ve savunma iradesi olarak tanımlanır. Cesaret, sadece fiziksel güç değil, aynı zamanda doğruluğa ve adaletli olanın yanında durma kararlılığını da ifade eder.
- Ölçülülük (Sophrosyne): Platon için ölçülülük, arzuların ve ihtirasların kontrol altında tutulması ve bireyin kendine hakim olması anlamına gelir. Bu erdem, hem bireylerin hem de devletin dengeli ve uyumlu bir yapıya sahip olmasını sağlar. Platon’a göre, ölçülülük toplumun tüm sınıfları arasında uyumu temsil eder.
- Adalet (Dikaiosyne): Platon’un felsefesinde merkezi bir yer tutan adalet, diğer tüm erdemlerin zirvesinde yer alır. Adalet, her bireyin ve sınıfın toplum içindeki doğru yerini bulması ve kendi işlevini en iyi şekilde yerine getirmesi anlamına gelir. Platon, adaletin, bireyin iç dünyasında ruhun üç parçasının (akıl, cesaret, istek) uyum içinde olmasıyla da ilişkili olduğunu savunur.
Platon, bu erdemlerin hem bireylerin hem de toplumun ideal bir yapıya ulaşmasını sağlayacak temel taşlar olduğunu düşünür. Her erdem, hem kişisel hem de toplumsal düzeyde dengenin ve uyumun sağlanmasına katkıda bulunur.
Platon’un Devlet’i
Bizim konumuz için ufuk açıcı olan tartışma, Platon Devlet kitabında, Sokrates ile Thrasymakhos’un diyaloğudur. Thrasymakhos, Sokrates’in yöneticilik ve doğruluk üzerine söylediklerinin saçma olduğunu, adalet ve bilgelikle yönetme düstürunun bir hayal olduğunu söyler. Onun iddiaları şunlardır:
- ”Doğruluk, güçlünün işine gelendir.” (s.17, Devlet, Platon)
- ”Doğruluk her yerde birdir: Yönetenin işine gelendir. Güç de yönetende olduğuna göre, düşünmesini bilen bir adam bundan şu sonuca varır: Doğruluk güçlünün işine gelendir.” (s.18, Devlet, Platon)
- ”Koca Sokrates, sen saf bir adamsın. Şunu anlamalısın ki, doğru adam her işte, doğru olmayanın karşısında zararlı çıkar.” (s.24, Devlet, Platon)
- ”…işte böyle, sonucuna varan bir eğrilik, zorbalık dediğimiz düzenin ta kendisi olur. Zorba, başkalarının mallarını azar azar değil, toptan alır. Bu mallar ister Tanrıların olsun, ister devletin. Oysa ki, herhangi bir adam onun yaptığı eğriliklerin birini bile yapacak olsa, cezasını görür. Rezil kepaze okur. Ona eğriliğinin cinsine göre, mabet soyguncusu, insan bezirganı, duvar delen, yağmacı, hırsız derler. Ama yurttaşların mallarına el sürmekle kalmayıp onları köleliğe sürükleyen kimseye bu çirkin adlar verilmez. Yalnız kendi yurttaşları değil, eğriliği sona vardıran bu adamı bilen herkes, ona muradına ermiş mutlu adam der…. Görüyorsun ya Sokrates, sonuna varan bir eğrilik böylece hür bir adama doğruluktan daha çok yaraşır.” (s.25, Devlet, Platon)
Bunlar güçlü ve hayatın pratiğine uygun fikirlerdir. Bu argümanlara karşı Sokrates pek çok argüman ileri sürer. Thrasymakhos’a, doktorun hastasını kandırarak iyi doktor olamayacağını, herkesi kandıran ve çok para kazanan bir doktorun en nihayetinde ne toplumu ne de kendisini mutlu edemeyeceğini, doğruluğun bir olduğunu ve herkese ve özellikle de zayıflara uygulanması gerektiğini, her iyi yöneticinin kendi çıkarlarını değil, yönettiği şeyin çıkarlarını ve sağlığını gözetmesi gerektiğini… Ve daha pek çok iddiada bulunur.
Ne yapmalı?
Sokrates’in Thrasymakhos’a cevabı, Platon Devlet kitabının tamamıdır. Ben kendi adıma, Devlet’in iktidar ve siyaset üzerine düşünmek isteyen herkesin okumak istediği, son derece heyecanlı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Yine de Thrasymakhos’u fikirlerinin gerçekçiliği, soğukluğu ve gücü için takdir etmek gerekir.
Thrasymakhos’un ortaya koyduğu sert gerçekliğin, House of Cards’ın konusu ile de çakıştığı açıktır. Eğriliğin sonuna vardıran ve doğruyu istediği gibi manipüle eden bir insan olarak Frank Underwood, Amerikan başkanlığına kadar yükselmiştir.

Eğer Platon’un düşünceleri ilginizi çektiyse, Platonla ilgili bir diğer yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Derrida, egemenlik ve şiddet
House of Cards, iktidarın kökenindeki sınırsız şiddeti çok iyi örnekler. Frank Underwood, iktidara gelme sürecinde ahlaki tüm kriterleri çiğnediği gibi, başkan olduğu dönemde de hiçbir ilkeye uymaz. Kendi iktidarını korumak için terör örgütleri ile yürütülen mücadeleyi kullanır, tüm ülkeyi cia aracılığı ile fişler ve kendi iktidarını korumak için ülkede var olmayan tehditler üretir.
Frank Underwood ülkenin lideri ve koruyucusu mudur, yoksa iktidar aracılığı ile kendi hırslarını gerçekleştiren bir insan mıdır? Bundan emin olamayız. Emin olduğumuz ise egemenin, şiddeti sadece ülkeyi korumak için kullanmadığı, onu kendi iktidarını temellendirmek ve korumak için de kullandığıdır.
Derrida, iktidarın uyguladığı meşru şiddet ile iktidara sahip olmayanın uyguladığı gayri meşru şiddeti neyin ayırdığını sorar. Derrida’ya göre cevap, iktidarın kimde olduğudur. Çünkü bizzat iktidarın kuruluşunda, gerekçelendirilmemiş şiddet vardır.
Oysa iktidarın kuruluşuna dair klasik toplum sözleşmesi kuramları bunun aksini söyler. Bu kuramlara göre insanlar doğal durumun vahşiliğinden çıkmak için kendi güçlerini / haklarını yasa koyucu teslim etmişler (Hobbes) ya da basitçe haklarından feragat ederek eşit sekilde ortak yaşamı kurmuşlardır. (Rousseau) Ama tarihte gerçekten de böyle bir an yaşanmış midir? Yoksa bu idealist kuramların aksine iktidar arkaik miydi?
Toplum sözleşmesi kuramları özel mülkiyetten ve sermaye birikiminden kaynaklanan farkları ve eşitsizlikleri meşrulaştırmaya çalışırlar ve bir tür meşruluk anlatısı kurarak… rıza üretirler.
Derrida İstanbul’da, Zeynep Direk, s.124
Derrida’ya göre ise iktidarı kuranın egemenlik edimi ve bu edimin difference’a dayanan ilişkileridir. Bununla anlatılmak istenen nedir peki? Anlatılan, herhangi bir yasa ya da iktidar yapısının, var olan bir temele atıfla anlam kazanmadığıdır. Söylemin içerisindeki farkların birbiri ile ilişkisi, bu söylemlerin mekanda ve toplumda yeniden üretilmesi ile bu yapılar anlam kazanırlar. Yani iktidar yapılarının ya da metinlerinin dayanıkları şey sadece performatiftir.
Yani ne yasanın ne de iktidarın zamansız koşulsuz temelleri ve ölçütleri yoktur. Her iktidar kendisine dayanır ve ötekisini yasa dışı hale getirir. (Schmitt’in söylediğigibi egemen olağanüstü hale karar verendir.) Yani ötekisini gayrimeşru şiddet uygular. Bu son derece anlaşılırdır, çünkü egemenin kendisi bizatihi egemenliğini yasa dışı ve arkaik bir şiddetle kazanmıştır.

Ne yapılabilir?
Peki bu durumda umulabilecek olan nedir? Derrida’ya göre önemli olan, hiçbir zaman gerçekleşmemiş ve koşulsuz bir ideal olan demokrasiyi ve birlikte iyi yaşamı aramayı sürdürmektir. Ancak burada bir kurtuluş reçetesi söz konusu olamaz. Bizler hayal peşinde koşmak yerine, iktidarın doğasını anlamalı, egemenlik değişimlerindeki yapıları incelemeli ve adaletin kurulup yıkılması sürecindeki edimleri yapısöküme tabi tutmalıyız.
Bu bakış açısına pek çok itiraz yapılabilir. Yine de bu perspektifin gerçekçiliği ufuk açıcıdır. Dizimize dönersek: Evet Underwood yozlaşmış ve hırslarına teslim olmuş bir insandır. Ama aynı zamanda egemenlik oyununun içerisinde de bir piyondan fazlası değildir. Onun uyguladığı şiddet, egemenliğin ve yasanın kökenindeki şiddete dayanır. Yozlaşmanın iktidarı her zaman takip etmesi, bu bağlamda hiç de şaşırtıcı görünmez.
Sonuç: House of Cards ne anlatıyor?
Yani sonuç olarak, House of Cards konusu sadece Amerikan yönetiminin yozlaşmışlığı değildir. Konu aslında insanın iktidarı ve gücü ele geçirmek için neler yapabileceği ve bu yaptıklarının hem onu hem de yönetim performansını nasıl etkileyeceğidir. Çünkü iktidarı ele geçirmek için her şeyi yapanın, iktidarı kaybetmemek için neler yapabileceği de rahatlıkla tahmin edilebilir.
Frank Underwood’un Amerikan başkanı olduğu sırada, pek çok uluslararası durumda ve olayda kararlarını, Amerikadaki imajı ve seçimleri yeniden kazanma ihtimaline göre verir. Işid’i bitirecek operasyonun emrini, kendi seçim kampanyasında kullanamayacağı bir dönemde olduğu için vermez. Dahası, bizzat Amerika’nın içersinde, seçimi yeniden kazanması için gereken korku ve terör havasının oluşmasına izin verir hatta destekler.
Yani ”House of Cards ne anlatıyor” sorusunun cevabı hiç de basit değil. House of Cards dizisini izleyerek, her birimiz bu sorulara kendi cevabımızı vermeliyiz belki de.
Eğer bu yazının konusu olan iktidar ve yozlaşma konusu ilginizi çektiyse, The Crown dizisi üzerinden ”Kim yönetmeli?” sorusunu tartıştığım yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

