Platon, “anamnesis” kuramı ile, öğrenmenin her zaman hatırlamaya dayandığını iddia eder. Buna göre, bilgi doğuştandır ve öğrenmek anımsamaktır. Peki bu teorinin Platon felsefesindeki önemi ve işlevi nedir? Platon’un bilgi anlayışı nedir? Neden Platon’da öğrenmek hatırlamaya dayanır? Platon kimdir? Anamnesis nedir?
Öğrenmenin hatırlamaya dayanması, şaşırtıcı bir fikirdir. Bu iddianın Platon’un doğruluk ve hakikat teorisi ile ilişkisi nedir? Hatırlamanın öğrenmeye aynı şey olması nasıl filozofun koşulsuz ve zamansız olanı temellendirmesine olanak sağlar? Recollection ile platonun bilgi anlayışının ilişkisi nedir?
Bilgi teorisi ile alakalı bu felsefi çözüm, Platon için ruh göçü fikri ile birliktelik içindedir. Platon’un epistemolojik çözümünü ruh üzerine teorisi ile birlikte ortaya koyması hakkında ne düşünmeliyiz? Neden hatırlamadan bilemeyiz? Ve neden öğrenmeyi açıklamak için ruh göçü gibi bir fikre ihtiyacımız olsun? ”Anamnesis nedir” sorusu neden epistemoloji ile ilişkilidir?
Platon kimdir?
Platon kimdir?
Platon, M.Ö. 427-347 yılları arasında yaşamış ünlü bir Antik Yunan filozofudur. Sokrates’in öğrencisi ve Aristoteles’in öğretmeni olarak tanınır. Platon, Batı felsefesinin temel taşlarından biri olarak kabul edilir ve özellikle idealizm ve metafizik alanlarına büyük katkılar yapmıştır.
En bilinen eserleri arasında “Devlet” (Politeia), “Phaidon” ve “Symposion” bulunur. Platon’un felsefesi, gerçekliğin mükemmel formlar veya idealar dünyasına dayandığı fikri üzerine kuruludur. Bu düşünce, görünür dünyanın sadece bu mükemmel formların eksik ve geçici yansımaları olduğunu öne sürer.
Platon aynı zamanda Akademi’yi kurmuş, bu okul Batı felsefesi ve bilimindeki ilk yüksek öğrenim kurumu olarak kabul edilir. Öğretileri ve eserleri, felsefe tarihi boyunca birçok düşünürü etkilemiş ve günümüze kadar gelen bir miras bırakmıştır.
Anamnesis nedir?
Platon’un anamnesis kuramına göre, anamnesis, doğumdan önce edinilen doğuştan gelen bilginin hatırlanması anlamına gelir. Bu kuram, öğrenmenin, kişinin içinden zaten var olan bilgiyi yeniden keşfetme eylemi olduğunu önerir. Bu kuram, tüm bilginin deneyim ve duyusal algıdan geldiği empirizm doktrinine karşı durur.
Özellikle Platon’un Sokratik diyalogları Menon, Phaedo ve Phaedrus’ta geliştirilen bu teori, öğrenmenin, doğumun travmasıyla unutulan bilginin geri kazanılması olduğunu belirtir ve gerçek bilgiye dönüştürülebilecek doğru inançların yeniden hatırlatılmasını içerir.

Platon’un anamnesis kuramı
Platon, tüm ruhların Hades’in yer altı dünyası ile yeryüzü arasında ebedi bir döngü içerisinde olduğunu söyler. Bu döngü, ruh göçü fikrine dayanır. Hades’te günahları için cezalarını çeken ruhlar, dünyaya dönerek en büyük kahramanlıkları bile yapabilirler Platon’a göre. (Menon, s.45)
İşte, ruhların bu döngüsel hareketi, Platon’un öğrenmeyi hatırlama olarak ele almasına olanak sağlar. Platon’a göre, bilgi doğuştandır. Bizler araştırma ve düşünce yolu ile yeni bilgiler elde etmeyiz, sadece bilgilerimizin üzerindeki ölü toprağını kaldırır ve bilgileri hatırlarız. Platon, Sokrates’in diyaloğunu şöyle aktarır: ‘Kimse öğrenerek bilmez, fakat soru sorarak kendisinden açığa çıkarır herkes, ve bilgiyi kendinden elde etmeye de hatırlamak (recollection) denir.’ (Menon, 61)
Platon’a göre, ‘bizde olanların doğruluğu her zaman ruhtaysa, ruh ölümsüzdür ve bizler bilmediğimizi, cesaretle aramalı ve hatırlamaya alışmalıyız.’ (Menon, s.63) İşte Sokrates’in Menon diyaloğunda bir köleye sorular sorarak geometri öğretmesi de bu diyaloga dayanır. Biz bu diyaloğu bir düşünce araştırması ve ders olarak görsek de, Sokrates kölenin içindeki saklı bilgiyi doğurttuğunu söyler.
Burada ilkçağ felsefesindeki bilim ve bilgi anlayışı ile de karşılaşırız. Platon’a göre en kesin bilimler en saf ve en düşünceye dayalı bilimlerdir. Çünkü matematik gibi bu bilimler, konuları gereği koşulsuz ve zamansız olanı arar. Yani Platon’un bilgi anlayışı, sonsuz ve koşulsuzu ruhun ölümsüzlüğünde buluyordu.
Ruhun ölümsüzlüğü ve doğruluk
Platon’un bilgi anlayışı, ruhların ölümsüzlüğü kavramı ile nasıl ilişkilenir?
İlkçağ düşünürleri için, doğruluğun nasıl ve nerede sağlanacağı çok önemli bir problemdi. Soru şuydu: Oluş ve bozuluşa tabi olan dünyada yaşayan bizler, nasıl olur da zaman dışı ve koşulsuz bir doğruluktan söz edebiliriz? Doğruluğu ve hakikati dayandırabileceğimiz güvenilir kaynağı nerede bulabiliriz?
Bu soruya, her bir düşünür, birbirini takip eden farklı cevaplar vermiştir. Platon’un cevabı ise, batı felsefesini kati şekilde etkileyecekti. Platon, doğruluğun ancak ölümsüz olan ruh ile ilişkili olabileceğini söyler.
Ruh, bozuluşa tabi dünyada var olsa da, koşulsuz ve zamansız ideler alemine aittir çünkü. Bizler dünyaya batmış halde (mundane) ruhun ölümsüzlüğünü ve ideler alemini unutsak da, mağara alegorisinin anlattığı gibi ruh ölümsüz olmayı sürdürüyor. Üstelik ideler alemi, en üst ide olan İyi / Güzel idesine bağlıdır. İşte doğruluk ve hakikat de, Platon’un teorisine göre ruh aracılığı ile bu ebedi ezeli kaynağa bağlanır.
Yani ”anamnesis nedir” sorusu, Platon için kritiktir. Çünkü Platon, zamansız bilgi arayışı içerisindedir. Zamansız bilgi de, ne yok olabilir, ne de yeniden var edilebilir. O ancak unutulabilir ya da hatırlanabilir. Bu teori, antik dönemin hiçbir şey yoktan var olmaz, vardan yok olmaz öğretisi ile de paraleldir.

İlkçağdan günümüze doğruluk
Platon’un bilgi anlayışı‘nda savunduğu bu çözüm bugün bize ilginç görünebilir. Ama bu fikir, çok fazla problemi çözmüştü. Modern dünyanın şafağında Descartes’in önerdiği çözüm bile, kısmen Platoncu şemaya dayanıyordu.
Descartes, doğruluğa ve erdeme sağlam bir temel bulabilmek için, dualist bir metafizik geliştirmişti. Bu metafiziğe göre, ruh ve madde iki ayrı tözdü. Bu sebeple beden bozuluş alemine aitken, zihinsel yaşamımız, fikirlerimiz ve ruhsal dünya bozuluştan azadedir.
Fakat Descartes’in önerdiği bu sistem, modeme dünyanın ve bilimin ihtiyaçlarına cevap veremeyecekti. Modern dönemde hem doğa bilimleri, hem matematik son hız ilerlerken doğruluğa kesin bir temel sağlama çabası hep sürdü. Öyle ki 20. yy’in başında Husserl hala, doğruluğa bir temel sağlama ve felsefeyi kesin bir bilim olarak kurma çabası içindeydi.
Sonuç: Platon ve modern dünya
Ama bu çabalar, matematikçilerin ve Platon’un istediği şekilde net bir çözüme ulaşmadı. 20. yy’in ortasından itibaren, felsefede dilsel dönüş yaşandı ve dil felsefesi ile mantık ön plana çıktı. Artık hakim eğilim, doğruluğun ancak dilsel ya da mantıksal yapılar ile tanımlanabileceğiydi. Bambaşka bir cephede ise, pragmatist düşünürler doğruluğun toplumun ortak faydasına dayandırılması gerektiğini iddia ettiler.
Sonuç olarak, bugün doğruluğa ilişkin Platon’dan daha ileride olduğumuzu söylemek zor. Ancak bakış açımızın ve ihtiyaçlarımızın da tamamen değiştiği ortada. Bugün Platon’un çözümü bugün bizim ihtiyaçlarımızı karşılamasa da, çözüm önerisinin mimarisinin estetiğini takdir edebilir ve felsefi dehasından çok fazla şey öğrenebiliriz.
Yine de ”anamnesis nedir” sorusu, hala bizim için ilginç olabilir. İnsanın, geçmiş deneyimlerini hatırladığında yani ”recollect” ettiğinde, ulaştığı tortu nedir? Her gün değişen yaşamda, insan için değişmeyen alan nedir? Bulutlar gibi geçen duygu ve düşüncelerin ötesinde değişmeyen nedir?
Bence bu sorular hala güncelliğini koruyor.
Ek: Platon ve mistisizm
Platon’un mistisizm ve hermetik görüşle ilişkisi bir başka geniş konu olsa da, konumuzla ilişkisi bakımından ele alınmaya değerdir. Biz girizgah açısından şunu belirtelim sadece: Pek çok düşünür Platon’un ruhun ölümsüzlüğü fikrinin Mısır ve Mezopotamya mitleri ile benzerliğine dikkat çekmiştir. Bazı düşünürler, Platon’un bizzat Mısır’a gittiğini ve Hermes’in kadim öğretisini anlatan bir okulda insiye olduğunu iddia etmişti.
Platon’un mistisizm ile ilişkisinin konumuzla ilişkisine dönelim. Öğrenmenin hatırlamak olarak görülmesi, pek çok açıdan mistik ve spiritüel anlatılarla paralellik gösterir. Çünkü hem kadim, hem de yeni spirütüelistler, ruhların kozmik iletişime açık olduğunu iddia etmişti.
Bu iddiaya göre, hem ilahi vahiy gibi ruhsal bilgiler hem de kimya gibi dünyevi bilgiler, bir tür kozmik bilinçle ilişkiye girme ve aydınlanma manasına gelir. Bu mistik bakış açısına göre, düşünmek son derece tanrısal bir eylemdir ve belki de ölümden korkan insanın ölümsüzlüğe ulaşmasının tek yoluydu.
Bu bağlamda Platon’un anamnesis teorisinin mistik bazı izler taşıdığı söylenebilir mi? Bu iddiayı kanıtlamak zor görünüyor. Fakat Platon’un Aristoteles’in aksine, yeryüzünü değil gökyüzüne işaret etmiş olduğunu da aklımızda tutmalıyız.

Eğer Platon ile ilgili yazım dikkatinizi çektiyse, daha çok tartışma için Platonik aşk ile ilgili yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.





Bir yanıt yazın