Çetin Çetintaş yoga dünyasında nasıl hızlı şekilde yükseldi? Çetin Çetintaş‘ın Youtube’daki yoga pratiklerini ve enerjisini seviyoruz. Ama ben yine de Çetin Çetintaş kitapları ‘ndaki new-age dinselliği tehlikeli buluyorum. Çetin Çetintaş kitapları mistik yönüyle bize hangi hikayeleri sunar? Bu hikayeler bizi nasıl etkiler? Çetin Çetintaş kimdir?

Çetin Çetintaş kitapları’ndaki dört element, enerji, çakra öğretileri neden ilgi görüyor? Bu anlatıların sunduğu kendini iyileştirme, Psikoloji gibi bilimlerden nasıl farklı? Bunların sunduğu sözde tedavi, iyileşme, ya da rahatlama ne işe yarar? Biz insanlar bu dinsel – spiritüel yaklaşımlara neden ihtiyaç duyuyoruz?

Diğer bir nokta ise, bu anlatıların kökenini nereden aldığıdır. Pseudo bilim olarak ortaya çıkan dört element fiziği, bu anlatıda nasıl kullanılıyor? Pseudo psikolojik tedavi yöntemleri, bugün nasıl pazarlanıyor? Nasıl bugüne kadar varlığını sürdürdü ve neden hala etkin?

Çetin Çetintaş kitapları ‘ndaki mistik öğretiler, bugün hangi işlevleri yerine getiriyor? Bu öğretiler hangi eksikliği dolduruyor? Bu anlatılar ve mistik auraları, ne anlamda tehlikeli?

New age dinleri nasıl değerlendirmek gerekir? Bunları hurafe olarak mı, yoksa 21. yüzyılın kaosunun karşıtı rahatlatıcılar ve hatta muhalif pratikler olarak mı değerlendirmek gerekir?

Çetin Çetintaş kimdir

Çetin Çetintaş, Türkiye’de son yılların en popüler yoga öğretmenlerinden. Son dönemde Çetin Çetintaş yoga dünyasının en önde gelen yüzlerinden birisi olmayı başardı. Çetintaş google trends’de en çok aranan yoga ilişkili kelimelerden birisi haline geldi.

Çetin Çetintaş, İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi’nde Spor Yönetimi alanında eğitimine devam etmiştir. Eğitiminin ardından, spora yönelik ilgisi ve yaşadığı uzakdoğu deneyimi ile yogaya yönelmiştir.

Çeşitli manastırlarda, Çin, Tibet, Hindistan, Burma ve Tayland’da yıllarca süren yoga ve meditasyon eğitimleri almıştır. Ayrıca YogaKioo Enstitüleri, YogaKioo Yayınları, YogaKioo Dergisi ve Kioo Retreat Merkezi’nin kurucusudur. Sanskritçe öğrenmiş, Uzak Doğu’daki eski metinleri incelemiş ve birçok eski yoga metnini Türkçeye çevirmiştir.

Uluslararası alanda yoga ve meditasyon üzerine öğretmen eğitimleri ve çeşitli atölyeler çalışmaları düzenlemektedir.

Bence Çetin çetintaş, günümüz popüler kültürünün en ilginç karakterlerinden. Çünkü kendisi, kendi kendine yardımı, Budist mitolojik ögeler ile birlikte sunuyor. Çetin Çetintaş’ın Spotify podcastine hiwell gibi bir psikoloji platformu sponsor olabiliyor. Ama aynı zamanda Çetintaş, çeşitli YouTube videolarında Budist kozmoloji ve metafiziğinden bahsedebiliyor.

Ben de bir süredir yoga yaptığım ve mindfullness ile ilgilendiğim için, kendisi takip ettiğim bir figür. Ama onu asıl ilginç bulma sebebim, modern insana farklı bir hikaye sunuyor olması. Ben de hikayeler ve insana etkisi üzerine düşünmeyi sevdiğimden,  bu yazıyı yazma gereği hissettim.

Çetin Çetintaş kitapları

Çetin Çetintaş, yoga ve meditasyon alanında bir dizi kitap yayınlamış bir yazardır. 2016 yılında “Hanuman’ı İçinde Bulmak” adlı ilk kitabını yayınladı. Ardından “Yoga Sutraları I- Bir Yogi El Kitabı” (2018), “Hayat Sana Ne Anlatıyor” (2019), “Yoga Sutraları-II” (2020), “Kanada – Gerçek Özgürlük Kaderin Bilgisinin Vücuda Bürünmesinden Gelir” (2020), “Sarı Çiçeği Koklayan Kedi” (2020), “280 Saatlik Yoga Öğretmeni Eğitim Kitabı” (2021), ve “Hayvanlardan Destek Almanın Gizemli Sanatı” (2021) kitaplarını yayınlamıştır.

Bu eserler genellikle yoga, meditasyon, içsel keşif ve kişisel dönüşüm temalarını işler ve okuyuculara bu alanlarda rehberlik etmeyi amaçlar. Çetintaş’ın çalışmaları, eski yoga metinlerini Türkçeye çevirme ve yoga ile meditasyon üzerine çeşitli öğretmen eğitimleri, çekilme programları ve atölyeler düzenleme gibi çeşitli alanlarda da etkilidir.

Çetin Çetintaş kitapları kısa sürede en çok satanlar listesine girmiş ve Çetintaş bazılarının gelirlerini Hayvan Barınaklarına bağışlamıştır.

Çetin Çetintaş neler anlatır?

“Hayat sana ne anlatıyor” un tehlikeleri

Çetin Çetintaş kitapları ‘ndan en son okuduğum “Hayat Sana Ne Anlatıyor“. Bu, 4 element öğretisine dayanan bir kişisel gelişim kitabı. Kitap içerisinde, element öğretisiyle insanın sorunları üzerine düşünülüyor. Ve her bölümde, bir elementin dengelenmesi için pratikler öneriliyor.

Kıskançlık hissi toprağın artmasını sağlar. Kıskançlık hissi nerede ortaya çıkıyorsa takip edersek o konudaki sahiplenme hissini güçlendirmek gerekir. Diyelim ki sevgilini kıskanıyorsun, demek ki ilişkide toprağın eksik, yani topraklanamıyorsun.

Hayat Sana Ne Anlatıyor, s.80, Çetin Çetintaş

Örneğin kıskançlık araştırılırken, bu duygunun sebebi üzerinde duruluyor. Belirlenen sebep toprak elementi eksikliği. Yani insan sevdiğini yeterince sahiplenemediği için kıskançlık yükseliyor. Bu soruna getirilen çözüm ise toprak elementin yoga pratikleri ile dengelemek.

Bu tespit ve izleyen öneriyi nasıl değerlendirmek gerekir?

Örneğin ben, mental sorunlarım sebebiyle kıskançlık problemi yaşayan bir insan olabilirim. Ve bu sorununu aşmak için bir psikologtan yardım alabilirim. Bu durumda Çetintaş’ın tedavisi, psikoloğun tedavisine yardımcı bir uygulama mıdır? Durum buysa gayet kabul edilebilir.

Düşünce deneyimimizde, kıskançlık problemimin çok derin olduğunu hayal edelim. Belki de anne babamla ilişkim bu durumu tetikledi. Ve hassas bir terapi sürecindeyim. Bu durumda Çetintaş’ın sağaltma yöntemi hala faydalı mıdır? Hassas bir terapi sürecine belirsiz bir değişken eklemek mantıklı mı?

Düşünce deneyini değiştirelim. Ya terapi alamıyorsam ve sadece Çetin Çetintaş kitapları ile kendimi tedavi ediyorsam? Eğer problemim hafifse bu sağaltma tekniği, en azından beni iyileşme için motive edebilir. Bana kendimi değişmeye davet etme şansı sunabilir.

Peki ya mental sorunlarım derinse ve Çetin Çetintaş kitapları bana yarardan çok zarar verirse? Ya da bu kendini sağaltma teknikleri terapi sürecini olumsuz etkilerse?

Durum bu kadar ileri gitmese bile, bilimsel psikolojik tedavi sürecine kaynağı belirsiz bir öğreti katmak ne kadar akıl karıdır? Belki de durumu abarttığımı düşünüyorsunuz. Ama bu bahsettiklerim olmayacak ihtimaller de değil.

Biz şüphelerimizi saklı tutalım bu noktada. Ama yine de Çetin Çetintaş’ın elemental tedavi anlatısının kaynağını da araştırmadan geçmeyelim. Bu mistik tedavi yöntemi, hangi metafiziğe dayanıyor? Bu anlatı, bin yıl öncesinin fiziği ve metafiziğinin satış için yeniden paketlenmiş hali olabilir mi? Bir sonraki bölümde bu konuya değineceğim.

Çetin Çetintaş ve öğretileri bize ne sunar?

Pseudo bilim olarak Çetin Çetintaş kitapları

Aslında element öğretisi bildiğiniz üzere Çetin Çetintaş’a ait değil. Bu anlatı pek çok (zamanı için) bilimsel ve mistik metinde yer alıyor. Şu blog sayfasında bu konu ile ilgili geniş bilgi bulabilirsiniz.

Dört element öğretisi, sadece insanlığın hikayelerinde mi yer alıyordu tarihte? Thales her şey sudur derken edebiyat mı parçalıyor? Empodokles Heraklit gibi düşünürler neden kendilerine doğa araştırmacısı demişlerdi? Aristo dört element teorisini fizikle nasıl ilişkilendiriyordu?

Bu teoriler, o dönemin fiziği yani bilimiydi. Atom ve atomaltı parçacıkları bilmeyen ilkçağ bilimadamı, doğanın düzenli davranan en küçük parçasını araştırıyordu. Ve kullandığı model element’ti.

Ve her dönem olduğu gibi, Antik dönemde de fizik ve metafizik ortak bir kültür çemberi içerisindeydi. İnsanlar maddeyi nasıl anlıyorlarsa, insanı ve tanrıları da öyle kavrıyorlardı.

Bu dönemde erkeksen (teleolojik) açıklama hakimdi. Her şeyin kendi özüne döndüğüne inanıyordu biliminsanları. Tüy yüksek bir yerden yavaş düşerdi, çünkü tüyün özünde hem toprak hem hava elementi vardı. Tüyün özünde yavaş düşmeklik vardı. Taş ise özündeki topraktan ve toprağın kendisine dönmesi ihtiyacından dolayı yere daha hızlı düşerdi.

Peki erkeksel açıklama dünyaya bakışı nasıl etkiliyordu? Bu dönemde insanlar doğanın ve tanrıların ereğini kavrayarak bu ilkelere göre yaşamaya çalışıyorlardı. Fakat bunlar deney, gözlem ve mantık yürütmeye kısmen dayanan ilkelerdi.

Antik dönem insanı, mitosla logos arasında yaşıyordu. Henüz ne eleştirel düşünce, ne şüphecilik ortaya koyulmuştu. Bu yüzden bilimsel ve genel düşünce tarzı, tümevarım değil tümdengelime dayanıyordu.

Yani düşünce tarzı, ilke, hikaye ve mitosların özel durumlara uygulanmasına dayanıyordu. Bu düşünce tarzını tamamen ilkel olarak yaftalayamayız. Fakat o dönem düşüncesinin daha az rasyonel olduğunu söyleyebiliriz.

Geldiğimiz noktada, antik anlatıların ve bilgeliğin, kendi döneminin fiziği ile de ilişkili olduğunu gördük. O halde Çetin Çetintaş kitaplarına geri dönebiliriz.

Çetin Çetintaş ve sahte bilim

Şimdi Çetin Çetintaş kitabından bir alıntı yapalım:

Yerçekimini düşün.

Hiçbir karma etkisi olmadığında yani somutta düşünürsek havası ekilmiş vakumlu bir ortamda on metre yükseklikten bıraktığımız bir kuş tüyüyle bir basketbol topu aynı sürede yere ulaşır. Biri diğerinde daha hızlı ya da yavaş yere ulaşmaz. Çünkü bu hareketi etkileyen bir karma söz konusu değildir. Lakin normal şartlarda, on metre yükseklikten bıraktığımız basket topuyla kuş tüyü aynı anda yere düşmez. Yerçekimi bu iki objeye aynı çekimi uygulasa da, bu objelerin varoluşsal şekilleri itibariyle ortama tutunma eğilimlerinin farklılığından dolayı aynı zamanda yerle buluşmazlar. İnsan da hayatındaki kişiler ve tüm objelerle aynı işleyişle ilişki kurar. İnsanın varoluşsal şekli ise karma (eylem) ile belirlenir.

Hayat Sana Ne Anlatıyor, s.152, Çetin Çetintaş

Çetin Çetintaş burada ne anlatıyor?

Bu metnin bilimsel bir deneyi edebi bir şekilde anlattığını söylemeliyiz öncelikle. Söylenebilecek ikinci şey, ulaşılan sonucun yanlış olmadığı. Evet, havanın sürtünme kuvvetinden dolayı tüy daha geç düşecektir yere. Ama buradaki ifadenin tarzı, başka mesajlar veriyor bize.

Varoluşsal şekil ile bir nesnenin varoluşsal özellikleri kast ediliyor olabilir. İki ayrı nesneye ait ”farklı ortama tutunma eğilimleri” yani varoluşsal şekil, deneyin sonucunu belirliyor metne göre. Bilimsel açıdan, bu farklılığın havanın sürtünme kuvvetinin yasaları ve aerodinamikten kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Evet, sürtünme kuvvetine etki eden sürtünme katsayısı gibi bir faktöre, ”farklı ortama tutunma eğilimleri” olarak adlandırabiliriz. Ama bu eğilim neye aittir? Deneydeki basketbol topuna mı? Yoksa ”Basketbol topu idesi” ya da ”kuş tüyü idesi” gibi daha geniş bir başlığa mı aittir? Çünkü metindeki ilineksel açıklama tarzı, bir tür öze işaret ediyor.

Oysa sürtünme kuvveti, aynı atomlardan oluşan maddenin farklı çoklukları arasında yaşanır. Ne kuş tüyünde, ne basketbol topunda, ne de insanda varoluşsal bir öz ve varoluşsal bir şekil olmadığını biliyoruz. İnsana baktığımızda görebildiğimiz sinir hücreleri, sinir sistemi, kan dolaşımı, zihinsel süreçler… vs. gibi maddesel çokluklardır.

Metnin sonunda ise, altın vuruş geliyor. İnsanın varoluşu, ereksel akışa teslim ediliyor burada. İnsanın yaşamı ve tercihleri, hem onun eylemlerinden hem de evrenin dönüşünden müteşekkil karmaya bağlanıyor. Olması gerekenin olduğu, başımıza gelenin gelmesi gereken olduğu gibi ereksel açıklamalar sonsuza kadar türetilebilir bu noktada.

Bu noktada bir tür mitosa dönüş görüyoruz. Bu dönüşü, Çetin Çetintaş ile tartışsaydık kendisi de kabul edebilirdi. Ruhsallıkla ilgileniyor Çetintaş. Peki buradaki tehlike nedir? Ruhsallıkla, mistikle, nedensel olandan çok ereksel olanla ilgilenmek hangi imkan ve açmazları sunar?

Çetin Çetintaş kitapları bizi mediyasyona davet ediyor.

Mitsel düşünme ve tehlikeleri

Çetin Çetintaş’ın yapmaya çalıştığı şeyin farkında olduğunu sanıyorum. Bir tür dünyayı yeniden büyüleme girişimi bu. İnsanın ruhsal ve zihinsel ihtiyaçlarına, antik dönemin reçetelerini günümüze uyarlayarak sunmak ticari açıdan akıllıca görünüyor. Hele ki insanların boşluk içinde olduğu bir çağda.

İnsanın büyü ve hikayeye ihtiyacını kabul ediyorum. Bu ihtiyaçları bir şekilde karşılamak durumundayız ve karşılıyoruz da. Ama bu ihtiyaçlarımızın, rasyonel düşünceyi etkilemesine izin vermek akıl karı mı?

Evet, bir inanca sahip olabiliriz. Bir takım tutabiliriz. Paranormal inançlarımız olabilir. Ama düşünme şeklimizi ve kendimize yaklaşımımızı antik dönemin düşünce şekline dönüştüremeyiz. Eğer bu dönüşümü gerçekleştirir ve rasyonel düşünceyi zedelersek, sonuçlarına da katlanmak zorunda kalırız.

Aşağıdaki kısa bölümlerde, bu problemlerin neler olabileceği üzerine düşünmek istiyorum:

Modernlik, kapitalizm ve nostalji

Hayat Sana Ne anlatıyor, şöyle başlıyor:

21. yüzyılda yüksek teknolojinin de sağladığı çok yönlü imkanlar sayesinde, sorunlarını kolaylıkla çözeceğine ve daha huzurlu yaşayacağına inanıyordu insanlık. Ne yazık ki tam tersi oldu… Kargaşa günden güne daha da arttı. Sonunda insan, büyük kargaşanın ortasında adeta yapayalnız kalarak hiçbir sorununa çözüm bulamaz hale geldi.

Hayat Sana Ne Anlatıyor, s.11, Çetin Çetintaş

Bu metindeki teknoloji geliştikçe ve insanlık ilerledikçe insanın daha az mutlu olduğu fikri, hiç de yeni değil. J. Jack Rousseau da aynı fikri ortaya atmıştı. Açıkçası kısmen ben de katılıyorum. Fakat bu noktada önemli olan soru, sorunun nerede olduğu.

Ben kendi adıma, sorunu hem insanın bilinç düzeyini yükseltemememize, hem de toplumsal organizasyondaki sorunlarda aramamız gerektiğini düşünüyorum. Evet, insan bilinci özgürleşemedi. Ama bilinç ancak toplum içerisinde özgürleşebilir. Bu da içinde olduğumuz kapitalist koşullara gelip dayanıyor.

Ben kendi adıma, devrimden sonra insan zihninin bir anda özgürleşeceği iddiasını da naif buluyorum. Evet, insan zihnini özgürleştirme mücadelesi içinde olmalı. Farkındalığımızı geliştirmeli ve toplumsal koşullanmalardan kurtulmalıyız.

Ama buradaki toplumsal koşulların son derece ekonomik ve kapitalist olduğunu da görmeliyiz. Mücadele ettiğimiz, özgürleşmeye çalıştığımız şey karma ya da kader değil. Mücadele ettiğimiz günümüzün tanrısı olan kapitalizm.

Bu yüzden, Çetin Çetintaş’ın sorunu insanlığın farkındalığa ve zihinsel özgürleşme ile ilgili zayıflığına indirgemesini tehlikeli buluyorum. Evet, bu durumdayız. Ama piyasanın tanrısı, ancak tükettiğimiz oranda ve gösteriye katılabildiğimiz oranda var olabileceğimizi söylediğimiz için buradayız. Bu yüzden, Wittgensteincı bir görelilikçiliğin tehlikeli olduğunu düşünüyorum.

Duygular, elemenler, psikoloji

Çetin Çetintaş kitabında, duygular ve elementlerin yakın ilişki içerisinde olduğunu söylüyor.

Elementler duyguları oluşturan faktörler olduğu için öncelikle elementleri tanımak gerekir. Elementler, hangi duygunun nereye ait olduğuyla ilgili adresleri verir, çözümü nerede ve ne şekilde aramak gerektiğini söyler.

Hayat Sana Ne Anlatıyor, s.33, Çetin Çetintaş

Bu eşleştirmenin, uygulayacağı tedavi yönteminin altlığı olduğunu anlıyorum. Yani elementler üzerinden, bir tür sağaltım tekniği öneriyor Çetin Çetintaş. Ve bu teknik, başarılı sonuçlar da doğuruyor olabilir. Aslında bu öğretiyi, sunduğu performans açısından değerlendirmek gerekir.

Buradaki tehlike nedir?

Ben kendi adıma, bu sağaltım tekniğinin psikolojik açıdan hangi değerleri ifade ettiğinin tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Bu yaklaşım, psikoloji biliminin geldiği son ilerlemeler ışığında nasıl görünmektedir? Bu değerlendirme yapılmadan, bir şey söyleyemeyiz.

Bir diğer tehlike, duyguların altında gizil bir ikinci seviye varsayılması olabilir. Evet, Çetin Çetintaş elementlerle duygulara bir okuma yöntemi öneriyor ve bunun sonrasında bir iyileşme performansı öneriyor. Peki ya kişi bu ikinci aşamayı atlarsa? Ve elemental düzeyin kadersel olduğu sonucuna ulaşırsa?

Toplumsal konular ve elementler

Çetin Çetintaş, kitabının bir bölümünde element öğretisi üzerinden toplumsal sorunlara da değiniyor:

Türkiye’nin toplumsal sistemde toprak elementi çok fazla… Yakın tarihinde fazla değişim söz konusu olduğu için memleket bir türlü topraklanamıyor. Aynı zamanda Türk toplumunda çok fazla akraba evliliği, kadınının eşi öldüğünde eşinin ağabeyiyle evlendirilmesi gibi çarpık durumlar da yaşandığından, toprak elementi toplumsal boyutta yaralıdır. Bu yaradan ötürü Türkiye sıkça göç verir ve göç alır. Bu göçleri şifalandırmak için toprağı havalandırmaya benzetebilirsin.

Hayat Sana Ne Anlatıyor, s.90, Çetin Çetintaş

Sinirlenmemeye çalışarak yorum yapacağım. Ama burada o kadar az veri ile, o kadar uzaktan bir yorum yapılıyor ki… Neresinden tutacağımı bilmiyorum. Burada, mitsel kavrayışın rasyonel anlamda ne kadar zayıf olduğunu görüyoruz ister istemez.

Bir toplumun topraklanması ne demektir? Kültürel bağ ve ortak değerlerin güçlendirilmesi mi burada söz konusu olan. Eğer öyleyse, bunun akraba evliliği ile ilişkisi nedir? Göçle ilişkisi nedir?

Şu notu da düşmek isterim: Akraba evliliği gibi konulara çağdışı oldukları iddiası ile eleştirel yaklaşmak, resmin sadece bir kısmını ortaya koyuyor. Bu konular aslında toplumsal organizasyonun ekonomik organizasyonu ile alakalı. Akraba evliliği, mal ve zenginliğin bölünmemesi ya da o bölgenin diğer ekonomik şartları ile ilgili. Aynı Türkler, Vikingler gibi bazı toplumlarda yaşlılıktan gerçekleşen ölümlerin onursuzluk sayılması gibi. Bu toplumlarda yeterli besin bulunamadığı için, toplumsal değerlerde genç ve mücadele sırasında ölüm üstün tutulurdu. Yani kültürel konular, ekonomik sistem ve üretim ilişkilerle sandığımızdan daha ilişkili olabilir.

Kültüre bağımızın ve ortak değerlerimizin yaralı olduğu doğrudur. Peki bunun sebebi 1980 darbesinin yok ettiği idealist değerler olabilir mi? Cumhuriyet öncesinde yapılmış katliamlar, varlık vergisi, 1955 olayları, Uğur Mumcu cinayeti, kontrgerilla faaliyetleri olabilir mi? Modernleşmenin sancıları olabilir mi? Emperyalizmin oyunları olabilir mi?

Göç konusuna gelelim. Göç politik yönleri olan bir sorun olabilir mi? Belki de konunun emperyalizm ve toplumların dengeleri ile de ilişkisi var. Emperyalizmin orta ve alt sınıfı fakirleştirme projesini sahiplenip ülkesinin gençlerini feda eden komprador burjuvaların toprak elementi mi eksik sadece?

Yeterince az sinirlendiğimi düşünüyorum. Sonuç olarak önerim, Çetin Çetintaş’ın psikologların alanını da aşıp sosyologların alanına geçmemesi. Bilmediğimiz alanlarda yorum yapınca yanlış şeyler söylemeye başlayabiliyoruz. Üstelik bu tip yorumlar, bu ölçeklerde inanılmaz kaderci sonuçlar bırakıyor. Aslında Çetin Çetintaş anlatısının ne kadar mitolojik olduğunu görebilmemiz için iyi bir turnusol olabilir bu.

Sağlık ve elementler

Kitabın içerisinde sağlık ve insan bedeni ile ilgili de pek çok yorum bulunuyor.

Bu yüzden ”Ne yersen osun!” demişler. Bağırsak sağlığı insanın zihinsel sağlığı açısından oldukça önemli. Aynı zamanda bu bölgenin nasıl çalıştığı, kişinin ne tarz ilişkiler kurabileceğini de belirler. Çünkü su elementi kendi titreşimine uygun ilişkiler arar. Kendisi neyse ona çekilir.

Hayat Sana Ne Anlatıyor, s.123, Çetin Çetintaş

Evet, son yıllarda bağırsak sağlığının beyin ile ilişkili olduğu bilim tarafından bize gösterildi. (Bknz. Duygusal Beyin Bağırsak kitabı) Fakat burada, bir organın sağlığı üzerinden, insanın ilişkilerine dair bir söz söyleniyor. Edebi olarak ilgi çekici bulunabilir bu anlatı. Fakat bilimsel açıdan tartışılmaya açıktır.

Çetin Çetintaş’ın burada kötü niyetli hareket ettiğini sanmıyorum. O elindeki anlatının insan bedeni ile ilgili bölümlerini bize aktarıyor sadece. Ve doktorluğa da soyunmuyor. Ama bu gibi arkaik öğretilerin, bugün insanlara sunulmasının bazı tehlikeler yok mu?

Piyasada pek çok kendi sağlığını düzeltme kitabı var. Örneğin Can Boğazdan Çıkar, kan gruplarına göre beslenme önerileri yapan bir kitap. Kitabı bir arkadaşım bana hediye etmişti. Ve kitap hakkında ne düşüneceğimi bilmiyorum.

Kan gruplarına göre beslenme bilimsel mi? Kesin değil. Kitap içerisinde bazı bilimsel referanslar var, ama bunlar neyi kanıtlıyor. Kitap genellikle İbni Sina tıbbına dayanıyor. İbni Sina’yı sevmek tabi ki suç değil. Fakat tıbbın ve diyetisyenliğin geldiği bu noktada, hala İbni Sina’ya ihtiyacımız var mı?

Ben bu gibi konularda sınır çekilmesinin çok zor olduğunu düşünüyorum. O yüzden psikoloji, tıp, sosyoloji, diyetisyenlik gibi alanların uzmanlıklarına güvenmek daha sağlıklı olabilir. Peki onların anlatılarına hiç eleştirel gözle bakmayacak mıyız? Tabii ki bakacağız.

Çetin Çetintaş kimdir?

Sonuç: Çetin Çetintaş hakkında ne düşünmeli

Tam bu noktada düşüncemi söyleyebilirim. Evet, yazıda işaret ettiğim gibi, Çetintaş anlatılarının bazı tehlikeleri var. Aslında bu tehlikeler, biz insanların boş bıraktığı alanlar. Bu konularda konuşmamız ve hangi uzmanları dinlememiz gerektiğini düşünmemiz gerekiyor.

Bu yazıyı Çetin Çetintaş’ı sevmediğim için yazmadım. Fakat bu gibi alanlarda söz söyleyen, ondan çok daha gerici insanlar var. Eğer biz Çetin Çetintaş’a bile eleştirel gözle bakamazsak, Cübbeli Ahmet Hoca, cinci hocalar, metafizik bilimciler, falcılar, Adnan Oktar gibi beyin yıkayan tarikat şeyhleri ve daha birçoğu ile nasıl mücadele edeceğiz?

Çetin Çetintaş kitapları bize pek çok şey öğretebilir. Bunu söylemekten de gocunmuyorum. Ama her şeyin bir ağırlığı olduğunu da söylemek gerekir. Evet, mitolojiye ihtiyacımız var. İnanmaya ihtiyacımız var. Bence meditasyona da ihtiyacımız var. Çünkü zihinsel esenlik, farkındalığımızı da geliştirmemizle gelebilir ancak.

Ama rasyonel düşünceye de ihtiyacımız var. Bilimsel düşünceye ve uzmanlara kulak vermeye ihtiyacımız var. Ama her şeyin ötesinde, eleştirel bakışa ihtiyacımız var. Aklı ve inancı belli bir dengede tutmak gerekiyor. Ama bu hiç de kolay değil. Ne de olsa hepimiz tüketim toplumunun ve piyasa tanrısının saldırıları altındayız.

Evet, günümüzde içinde olduğumuz zihinsel ve ruhsal durum pek de iyi sayılmaz. Ne özgürüz, ne açığız, ne de kendimizi keşfedebiliyoruz. Ama buradan kurtuluşun ne olacağı henüz açık değil? New-age dinler, piyasanın tanrısı yerine başka tanrılar koymak istiyor. Peki bu yeni öğretiler, piyasanın tanrısına göre daha bağışlayıcı ya da özgürleştirici mi?

Sonuç olarak, Çetin Çetintaş kitapları‘nın bazı tehlikeler barındırdığını düşünüyorum. Bu tehlikeler, aslında biz insanlığın belirsizlik içerisinde olduğumuz bazı alanlara denk düşüyor. Bence bu alanları daha fazla düşünmeye ihtiyacımız var. Bence Çetin Çetintaş kitapları üzerinde düşünmeye değer.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse bakınız: 1 yıllık yoga deneyimim ve yoganın faydaları

“Çetin Çetintaş kitapları neden tehlikeli?” için bir yanıt

  1. Bakış açınız ve eleştirisel aklı ön plana çıkardığınız için teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin