Yalnızlık korkusu neden hepimizi etkiler? Yalnızlıktan korkmak insanın ilkel güdülerinden birisi midir? Yoksa toplum baskısıyla mı gelişir yalnızlık korkusu? İnsanlardan kurtulamasak da, yalnızlıktan korkmaktan da kurtulamadığımızı biliyoruz. Öyleyse yalnızlık fenomeniyle nasıl baş etmeli? Bu yazı boyunca insanın yalnızlık korkusunu tartışalım.
Yalnızlığın pek çok yönü var. Bunlardan birisi, toplum içerisinde yalnızlık. Özellikle benim gibi içe kapanık insanların yaşadığı sosyal kaygı ya da sosyal yetersizlik hissi gibi sorunlar da yalnızlıkla ilgili kanımca. O yüzden bu yazıda yalnızlıktan korkmanın bu yönünü de ele alalım.
Konunun bir diğer yönü ise, gerçekten tek başımıza kaldığımızda ortaya çıkan korkulardır. Bu korkular, karanlık korkusu, cin gibi paranormal varlıklara ilişkin korkulara vs. dönüşebiliyor. Bu korkuların arkasında ne vardır peki? Yalnızlıktan korkmak, bu gibi hikayelere bürünüyor olabilir mi?
Bu yazıda, insanın yalnızlık ile ilgili diğer korkularını ele alacağız. Belki de yalnızlıktan korkmak, sandığımız kadar basit değil. Her insanın baş etmesi gereken bir canavar bence yalnızlık. Bazense onun koynunda dinlenmek isteriz. Her halükarda, yalnızlık korkusu hep içimizde olacak.
Yalnızlık korkusu ve evrim
İlkel insan için yalnızlık korkusunun işlevi neydi? İlkel dönemde dünyanın insan için tehlikelerle dolu olduğunu biliyoruz. O dönemde insanlar topluluk halinde bile bu tehlikelerle zor baş ediyorlardı. O halde tek başlarına bu mücadeleyi kazanma ihtimalleri imkansıza yakın olmalı.
üyük ihtimalle yalnızlık korkusu, bize ilkel dönemden kalan bir miras.. İlkel insan için, bu durum biyolojik bir faydacılıkla ilgili. Ne de olsa grup halinde hareket eden insanlar, vahşi dünyada daha başarılı oluyordu.
Şu adreste bulacağınız evrimle ilgili yazıda, yalnızlıkla ilgili kaygının o günlerin mirası olabileceği iddia ediliyor. ‘İnsanın sinir sistemi, yalnızlık durumunda kaygı üretecek şekilde gelişmiş olabilir.’
Yalnızlıktan korkmak, evrimsel süreçle ilgili. Yine de bu basit açıklama, neden bazı insanların nispeten daha dışa dönük, kimi insanların içe dönük olduklarını açıklamaz. Neden bazı insanlar kalabalıktan daha çok keyif alırken, bazı insanlar yalnızlığı ve sakinliği sever?
Evrim ağacında bulabileceğiniz ‘İçe Dönüklük: Limon Tadında Sosyallik‘ yazısında, içe dönükler ve dışa dönüklerin beyin yapılarında bazı farklılıkların olduğu belirtiliyor. Öte yandan evrimsel açıdan, iki farklı yapısal özelliğin de avantaj ya da dezavantaj sağlayabileceğine dikkat çekiliyor.
Araştırmacılara göre bireyin yaşadığı çevrede bazen içe dönüklük, bazen dışa dönüklük doğal seçilim açısından avantajlı olabilmektedir.[14], [15] Örneğin, tehlikeli ortamlarda içe dönüklük hayatta kalmayı kolaylaştırır, çünkü içe dönükler daha temkinli, dikkatli olurlar ve yavaş karar verirler. Ancak güvenli ortamlarda dışa dönüklük fazla sosyal bağ kurma, eş bulma ve besin maddelerine erişim gibi konularda avantaj sağlayabilmektedir.
Evrim Ağacı, İçe Ðönuklük: Limon Tadında Sosyallik
Sonuç olarak, evrimsel açıdan baktığımızda, içe dönüklük ve dışa dönüklük gibi yalnızlıkla ilgili sınıflandırmalatın, evrimsel süreçte ve biyolojide farklı kaynakları olduğu söylenebilir. Buna paralel olarak yalnızlık korkusun da evrimsel gelişimimizle paralel bence.

Yalnızlıkla nasıl baş etmeli?
Bugün ilkel dünyanın ne kadar uzağındayız, bundan emin olmasak da, çok daha karmaşık kültürel toplumsal yapılar kurduğumuz kesin. Ve bu yapıların içerisinde kendi korkularımızı geliştiriyoruz.
Hepimiz sosyalleşmek ve kendimizi sosyal ortamda var etmek zorundayız. Çünkü sosyallik insanın var olma tarzı. İnsan ebeveyni ile dünyayı tanır, öteki ile ilişkisinde var eder kendisini. Üstelik insan beyni bile, iletişim sayesinde bu kadar gelişmiştir.
Yine de insan, bu yönünü denge içerisinde yaşamak zorunda. Özellikle bazı dönemlerde, iş ya da şehir değiştirme gibi sebeplerle yalnızlık hissini daha yoğun yaşamamız olağandır. İnsan kültürüne ilişkin bazı değişkenler bile, insanın yalnızlaşmasına sebep oluyor.
İşte bu noktada, zorlu duygular devreye girer. Yalnızlık korkusu, insanda içinde olduğu durumdan hiç çıkmayacağı kaygısını uyandırır. Oysa bu kaygıların amacı, sinir sisteminin kişiye bir mesaj vermesidir sadece. Oysa yalnızlıkla ilgili bu olumsuz duygular, kişiye sosyalleşmenin bir ihtiyaç olduğunu hatırlatır sadece.
Bu olumsuz duyguların yoğunlaşıp insanın duygu durumunu bozması ise bir yan etkidir. Bu yan etkiler, sosyal kaygı ve monofobi (tek başına kalma korkusu) gibi rahatsızlıklara sebep olur. (Bunları sonraki bölümlerde tartışalım. Ayrıca kendi sosyal kaygı problemim ve sebeplerinden de söz edeceğim kısaca.)
En nihayetinde, hepimiz yalnızlıkla baş etmeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü insan, son noktada kendi ihtiyaçlarını tek başına anlayabilir ve kendi kararlarını kendisi alıyor. Kendi özgürlüğümüzü ve sorumluluğunu tek başımıza üstlenmek zorundayız.
Yalnızlık korkusu hep bizimle olacak. Ama bu korkuyu ve diğer korkuları beslemek yerine, olumluya odaklanarak kendimizi daha sağlıklı hale getirebiliriz. Biz kendimize şefkat göstermezsek, kendi iç ve dış kaynaklarımızı kullanarak kendimizi güçlendirmezsek bunu kim yapabilir?
Üstelik insan zaman zaman, kendi ihtiyaçlarına kulak verebilmek adına, yalnızlığı tercih eder. Aksi halde sürekli başkalarının hayatını tamamlayan, kendi eğilimlerini keşf edememiş birisine de dönüşebiliriz. O halde sağlıklı bir insanın, dönem dönem yalnız kalmasının olası olduğunu da varsayabiliriz.
Sosyal kaygı ve yalnızlık korkusu
Modern dünyada yalnızlık korkusunun, vahşi hayatın tehlikeleri kadar ölümcül olmasa da, başka kaynakları var. Hepimiz hayata yetişememekten, beğenilecek ya da saygı duyulacak birisi olmamaktan, kabul edilmemekten korkmuyor muyuz? Üstelik sosyal medya da bu kaygıları arttırdı.
Ya bizi kimse beğenmezse? Saygı görecek kadar değerli değilsek? İnsanlar bizi terk eder ve yalnız kalırsak ne yaparız? Bu olumsuz düşünceler ilkel insanı tehdit eden vahşi hayvanlar kadar korkutucu değil mi? Ve bu olumsuz mesajlar, her gün kapitalist tüketim toplumu tarafından dolaylı olarak bize sunulmuyor mu?
Bu korkular, sosyalleşme sürecini olumsuz etkiler. Peki sosyal bir hayvan olan insan, nasıl sosyal kaygıdan mustarip olur?
Sosyal kaygı, gününüzde pek çok insanın mustarip olabildiği bir rahatsızlık. Bu kaygı türü, sosyalleşmek ilişkin korkuların, sosyalleşmeyi olumsuz etkilemesidir. Bu kaygı türü, özellikle pandemi sürecinden sonra daha da etkili olmaya başladı bence.
Benim sosyal kaygı bozukluğu hakkında bilgi verecek uzmanlığım yok. Şu linkten konuyla ilgili detaylı açıklamaya ulaşabilirsiniz. Ben kısaca kendi deneyimimi paylaşmak istiyorum. Özellikle de yalnızlık korkusu bağlamında.
Sosyal fobiye sahip bir kişide kaygıya sebep olabilecek bir sosyal durumla karşılaştığında terleme, çarpıntı, yüz kızarması, ağızda kuruluk, titreme ve nefes darlığı gibi bedensel belirtiler görülebilir. Kişiler başkalarının kendileri hakkında negatif düşüncelere sahip olduğu, başkalarının kendilerini eleştirecekleri ve yargılayacakları düşüncesine sahip olurlar.
Hiwell, Sosyal Fobi ve Sosyal Anksiyete Bozukluğu
Sosyal kaygı ve eleştirel düşünceler
Sosyal kaygı ile ilgili ilginç bulduğum şey şu. Sosyalleşme anında, kendi performansım hakkında kaygılı düşünceler üretip, kendimi paniğe sürüklüyorum. Şimdi aptalca bir şey söyleyeceğim, benden şunu istediler eğer yapmazsam beni dışlarlar mi, esprime gülmediler acaba beni sevmiyorlar mi gibi negatif düşünceler bunlar.
Oysa bu düşünceler ve yargılayıcı tavırların sosyalleşmeye hiç faydası yok. İnsan yalnızlık korkusu ve sosyalleşme kaygısı sayesinde, en küçük sosyalleşmeyi bile dev problem haline getirebiliyor.
Ben halen psikolojik terapi sürecimde bu konuyla ilgili de çalışıyorum. İlk fark ettiğim, çocukluğumda yaşadığım akran zorbalıkları ve kaygı durumları ile baş etmek için yeterli desteği alamamış olmam.
Çocuklukta akran zorbalığı uğramak ya da içine kapanık olmak gayet olağan. Ama eğer çocuk bu konularla ilgili duygusal destek alamazsa, bu küçük sorunlar büyük travmalara sebep olur. Şiddete uğramış bir çocuğa sen de onları dövseydin, ağlama erkek adam ağlamaz vs. gibi tepkiler vermek, olumsuz sonuçlar doğurur örneğin.
Benim ebeveynim, okul sürecinde içine kapanık olmamı sürekli eleştirirdi. Bu muhtemelen o günlerde yaşadığım sosyal kaygıyı daha da arttırdı. Açıkçası hayatım boyunca sosyal kaygıların yanında, sosyalleşmekte sorun yaşamanın vicdan azabını da yaşadım ebeveynimin yaklaşımı dolayısıyla.
Bu yüzden sosyal kaygı ve yalnızlık korkusu içimde birlikte gelişti. Şimdi içinde olduğum psikolojik terapi sürecinde bu yaralarımı sarmaya çalışıyorum. Söylemek istediğim, bu sorunlar hiç de çözülmeyecek sorunlar değil. Eğer sorunlarınız hafifse internetteki kendi kendine yardım içeriklerini kullanın. Ama sorununuz biraz daha ciddiyse bir psikologdan yardım alabilirsiniz.
(Eğer terapi süreciyle ilgili bilgi verdiğim kısa yazım ‘Psikolog ne işe yarar’ a ulaşmak isterseniz, buraya buyurabilirsiniz.
Monofobi nedir?
Monofobi, yalnız (tek başına) kalmaktan korkma manasına gelen sosyal fobidir. Açıkçası bu kaygı türü hakkında bilgim ve deneyimim yok. Ama insanın tek başına kalmasının, onda hangi korkuları uyandırabileceğini tahmin edebiliriz.
Monofobisi olan biri, yalnız kalma durumlarına maruz kaldığında yoğun bir kaygı hisseder. Yalnız kalmaktan korkuyorum ifadesi monofobiyle yakından bağlantılıdır. Kişi özellikle sevdiği kişilerden uzaklaştığında bu korku ve kaygı daha da artabilir.
Hiwell, Mono Fobi Nedir?
Yalnızlıktan korkmak ve paranormal hikayeler
Yalnızlıktan korkmanın bir türevi de, cin ve peri gibi paranormal varlıklardan korkmak bence. Çünkü bu hurafeler, geceleri, ıssızlıkta ve yalnızlıkta başımıza üşüşürler.
Paranormal hikayelerde bile, cinlerin yalnız insanlara musallat oldukları anlatılır. Bunun sebebi nedir? Ben kendi adıma, yalnızlığın ürettiği hayal gücünün ve duygusal hezeyanların bu inançlara ve deneyimler yol açabileceğini düşünüyorum.
Ne de olsa insan hayallerde de olsa, kendisine yalnız olmadığı bir hikaye kurmak ister. İnsan sosyal hayvan olduğu gibi, hikaye anlatan ve hikayelere ihtiyaç duyan bir canlıdır da. İnsanın zihni her halükarda yankılarla doludur. Bu yankılar, insan sesi de olabilir, gölgeler de.
Eğer bu konu ilginizi çektiyse, ‘Cinler neden yalnız insanlara musallat olur?‘ yazıma buradan ulaşabilirsiniz.
Sonuç: Yalnızlığı kabul etmek
Sonuç olarak, her insanın yaşamının belli dönemlerinde yalnızlıkla baş etmek zorunda kalacağını söyleyebiliriz. Bu yüzden yalnızlık korkusu gibi olumsuz duyguları yok sayıp hasır altı etmektense, bunlarla yüzleşmek daha sağlıklı olabilir.
Yalnızlık hep bizimle olacak. Eğer onunla baş edemezsek, sosyal kaygı ve diğer fobilere kapılabilir ya da kalabalıkların içinde erimeyi seçebiliriz. Tabii kendimiz olma şansından feragat ederek.
Ama tam tersine, yalnızlığı ve korkularımızın kabul edebiliriz. Böylece korkularımızla baş etmek için, kendi iç ve dış kaynaklarımıza yönelebilir, kendimizi tedavi edebiliriz. Kabullenme ve öz şefkat, öz değer duygumuzu da geliştirecek. Böylece yalnızlık korkusunu dengemizi bozmayan bir parçamız haline getirebiliriz.

