Alçak kültür fenomenleri, hikayeler, mitler ve efsaneler

Alçak kültür


Hikayeler ve insan üzerindeki etkilerini keşfet!


Cinler sirkeyi neden sevmez?

Cin hikayelerinde ve paranormal olaylarda, cinlerin sirkeyi sevmedikleri söylenir. Peki bunun sebebi ne? Neden cinler temizliğin simgelerinden olan sirkeyi sevmez? Cinler izbelelik gibi ıssız ve pis yerlerde yaşarlar. Peki bu inanışın kaynağı nedir? Neden insanlardan uzakta, karanlıkta ve pis yerlerde yaşarlar? Cinler sirkeyi neden sevmez?

Cinler ve periler (özellikle kötücül – kafir olanları) pislik ve çirkinlikle ilişkilendirilir. Kafir cinleri yaptıkları kötülüklerden dolayı mı çirkin varsayarız? Ahlaki yozlaşma, fiziksel yozlaşma mı getirir? Yoksa Paranormal varlıklar insanın ötekisi olduğu için mi onları çirkinlikle özdeşleştiririz? Çünkü kabuslar, düşmanlar ve yabancılar çoğunlukla çirkin ve tehlikeli addedilmiştir. (Bknz. Cinler ve nekropolitika)

Cinler ve tehlikeli ruhlar, aynı mikroplar ve virüsler gibi pislikten ve kötülükten mi girer insan yaşamına? Çünkü eskilerin anlatılarına göre, kötü olan çirkin, çirkin olan kötüdür. Cinlerin sirkeyi sevmemesi, onların kötücül ve tehlikeli aurası ile ilgili olabilir. Tekinsiz ve tehditkar olan, her zaman pislik ve çirkinlikle ilişkili görülmüştür. Çünkü kötülük yasayı, pislikse düzeni tehdit eder. Vesveseler insan aklını zehirlediğine göre, cinler de zehirli olabilir mi?

O halde bu yazıda, cinlerin sirkeyi neden sevmediği üzerinden, cin hikayelerini ve inanışını tekrar sorgulayalım. Kötücül cinler insan dünyasını tehdit ettikleri için mi pis ve çirkindirler? Yasanın ötekisi canavarlık mı? Yoksa iktidar ve düzenle değil, ilkel insanın kurduğu pedagojik hikayelerle mi ilgili bu anlatı?

Cinlerin sirkeyi sevmemesi

Pek çok cin anlatısında ve havas ilmi kitaplarında, cinlerin sirkeyi sevmedikleri anlatılır. Cin hikayelerinde cindar ve cinci hocalar, cinlerin uzak tutmak için sirkeli okunmuş su kullanırlar. Pencere kenarlarına tuz ve sirke koymak, cinleri bir evden uzak tutmak için alınacak en basit önlemdir. Bu keskin kokulu sıvının, hem fiziken hem de ruhen temizleyici olduğuna inanılıyor.

Bunun tam tersi bir adet ise, cinleri hoşnut etmek için onların bulunacağı yerlere şerbet dökülmesidir. Bu eski İstanbul adetine göre, yeni bir eve taşınan ev sahibi, eve yerleştikten sonra merdiven altı, kiler, bodrum gibi cinlerin bulunabileceği tenha yerlere şekerli su kaynatıp döker. Böylece ev sahibi, cinleri hoşnut etmeye ve onlardan gelecek zararları önlenmeye çalışır.

Peki cinler sirkeyi neden sevmez? Bu konuda bilgimiz sınırlı. Ama su gibi temel maddelerin farklı boyutlar arasında aracı olabileceğine inanıyoruz. Sirke su kadar saf olmasa da, son derece yoğun ve antiseptik özellikleri olan bir sıvıdır. Cinlerin ise temizleyici ve keskin kokulu sıvıları değil, şekerli yiyecek, meyve, soğan kabuğu, sakatat, hayvan kemiği ve dışkısı gibi gıdaları sevdiği söylenir.

Bu keskin kokulu, özlü ve temizleyici sıvı, yani sirke, cinlerin enerji akışlarını etkiliyor olabilir. Cinlerin yapısını ve özelliklerini açıklayamasak da, onların anlayamadığımız bir tür enerjiden oluştuğunu düşünebiliriz çünkü. Eğer bu doğruysa, sirkenin bu varlıkların yapısına zarar verdiği ve bu yüzden cinlerin sirkeyi sevmedikleri düşünülebilir.

Cinlerin pis yerlerde yaşaması

Cinler neden ıssız, pis ve çirkin yerlerde yaşarlar? Bunun bir sebebi, cinler ve insanların yaşadıkları boyutların ve varlıksal özelliklerinin farklı olmasıdır. İnsanın yaratılışından sonra cinlerin yaşama alanları yeniden düzenlenmiş ve ayrılmıştır. Ayrıca cinler hakkında edindiğimiz bilgiler onların yaratılışının insandan çok farklı olduğuna dayanır.

Cinler ancak insanlara tesir edebildiklerinde ya da musallat olabildiklerinde, bizim yaşadığımız fizik aleme geçebilirler. Ancak genel olarak, metafizik alemde / berzah aleminde yaşarlar. Bu alan, bizimle aynı dünyada olsa da, farklı özelliklere sahiptir.

Alem olarak bizden farklı boyutta olsalar da, cinlerle aynı dünyada yaşıyoruz. Fakat cinler, ıssız ve tenha alanlarda, insanlardan uzaklarda bulunur. Bu varlıkların rahatça yaşamlarını sürdürmek için bu yolu seçtikleri söylenebilir.

Cinlerin ve perilerin en çok bulundukları yerler mezarlıklar, viraneler, harap ve metruk binalar, hamamlar, süprüntülükler, hasılı bütün tenha ve kirli yerlerdir.

İstanbul Folklorü, s.194, Mehmet Halit Bayrı

Belki de bu kural, bizim bilmediğimiz yasalara dayanır. Bazı inançlara göre, cinler insan yaratıldıktan sonra onun yaşadığı alanlardan denizlere ve dağlara sürülmüştür. Bu hikaye aslında, eski mitolojilerde yer alan dev anlatısına benzerdir.

Eski Yunan mitolojisine göre dünyaya insan egemen olmadan önce, tanrılar ve titanlar hakimdi. Bazı diğer mitolojilere göre ise dünyada devler yaşıyordu. Ancak tüm bu anlatılarda, aynı cinlerin egemenliğini kaybederek ıssız yerlere kaçmaları gibi, egemenlik insana geçer. Bu hikayeler, eski dünyada ilkel insanın kendisini çok çaresiz hissetmesine dayanıyor bence.

Fakat cin hikayelerinde, kötücül cinlerin pislikleri ve çöpleri yiyerek beslendikleri de anlatılır. Bunların doğruluğu kesin değildir. Ateşten yaratılmış cinlerin gıdasının da ateş ya da enerji olması daha mantıklı. Yine de kötücül kafir cinlerin pisliği sevdiği anlatılır. Bir diğer görüşe göre ise, cinler insanların enerjisi ile de beslenebilirler. Cin musallatının ana sebeplerinden birisinin bu olduğu iddia ediliyor.

Eski ahitte daimonlar ve sinekler

Tevrata göre daimonların (çoğunlukla kötücül ruhlar) prensinin sineklerin tanrısı Beelzebub olduğu geçer. Yani elimizdeki en eski kaynaklardan birisinde kötü ruhlar pislikle ilişkili sineklere bağlanmıştır.

Burada cinlerin neden sineklerle ilişkilendirildiği tartışma konusudur. Ruhların uçabildikleri ve hafif oldukları düşüncesi,  sinekler gibi hastalık getirdikleri ve pislikten doğdukları düşüncesi, sürüler halinde hareket etmeleri… gibi pek çok iddia vardır. Her halükarda daimonların (cinler ile benzerdir) pislikle ilişkili düşünüldüğünü görüyoru,.

Cinlerin pis yerlerde yaşaması ve pedagoji

Ancak cinlerin pis yerlerde yaşaması, farklı bir sebebe de dayanıyor olabilir. Çünkü bilimin henüz gelişmediği dönemlerde, anlaşılamayan hastalıkların habis ve kötücül ruhlarla ilişkili olduğu düşünülüyordu. Cinler bu yüzden pislik, hastalık ve çirkinlikle ilişkili düşünülmüş olabilir.

Hz. Peygamber (s.a.v); evlerde bırakılan çöplerin cinlerin toplantı yerleri olacağını bildirmiştir.(4) Hz. Peygamberin İslam’daki temizliğe dikkat çektiği ve görünmeyen cinler gibi, görünmeyen mikropların da çabuk üreyip çeşitli hastalıklara sebep olabileceği hakkında da bazı alimler görüş beyan etmişlerdir.

Sorularla İslamiyet

Yani eskilerin bilgeleri, düzeni ve temizliği sağlamak için, cinlerin pis yerlerde yaşadıkları hikayesini yaratmış olabilir. Bu hipotez, aslına bakılırsa mikropların henüz bilinmediği bir çağ için doğrudur. Çünkü çöplük ve pislik, hem fiziksel hem de zihinsel hastalıklara davetiye çıkarır. Dağınık bir evin, ev sahibinin ruh halini bile nasıl bozduğunu belki fark etmişsinizdir.

cinler sirkeyi neden sevmez

Cinlerin pis yerlerde yaşaması ve biyopolitika

Bu noktada aklıma gelen motiflerden birisi, cinlerin insanın ötekisi olması. Cinler insanı ve uygarlığı tehdit ederler. Belki de bu yüzden de pis, çirkin ve kötü olarak hayal edilmişlerdir.

Cin hikayelerinde iradesi ve aklı ele geçirilerek delirtilen insanlar, bu yüzden ıssız yerlere kaçar. Ve cinlerle birlikte yaşamaya başlar. Cin musallatında insan adım adım ele geçirilir ve insanlığın dışına kaçırılır.

İlkel şifacılık ve cinlerin hastalıkla ilişkisi

Cinlerin pis yerlerde yaşaması pedagojik (eğitsel) bir öğreti midir? Pisliğin ve dağınıklığını önlenmesi için bir ihtar mıdır bu inanış? Yine ilkel tıp ve şifacılığın alanına giriyor olabiliriz. Belki de cinlerin eskilerin bilemedikleri ama sezdikleri bu tehlikeler olduğunu iddia etmeliyiz.

Mit, insanın haberi olmadan onun içerisinde düşünür.

Mit ve Anlam, Levi Strauss, s.39

Yıllar önce, cinlerin mikrop ve virüsler olabileceğini iddia eden bir hoca olduğunu hatırlıyorum. Biz tersten gidelim. İmam Şibli’nin Cinlerin Esrarı kitabında, vebaya cinlerin sebep olduğunu okuyoruz.

-Ey Allah’ın resulü, Ta’nı biliyoruz, fakat taun nedir?

-Cin kardeşlerinizin çarpmasıdır.

Bunu İbn-i Ebi’d Dünya (Kitabut’t Tavain)’den rivayet ederek, şöyle dedi. ‘Cin düşmanlarınızın çarpmasıdır.’

Cinlerin Esrarı, İmam Şibli, s.179

Bugün sahip olduğumuz bilim sayesinde, vebanın ‘Yersinia Pestis‘ bakterisinden kaynaklandığını ve bu bakterinin insana pireler aracılığı ile bulaştığını biliyoruz. Yani İmam Şibli’nin iddiası yanlış. Ama o günlerde bakteriler bilinmediği için, o günün hekimlerinin / alimlerinin (!) ister istemez, bu hastalığı bilinmez güçlere bağlamaları anlaşılırdır.

Yine de bu olay, hikayenin işlevini göstermesi için faydalıdır. Cinlerin vebaya sebep olduğu anlatısı o günün insanlarına ne sunmuştu? Herhalde sadece bir açıklamaya sahip oldukları ilüzyonu sayesinde rahatlamışlar, kaderci düşüncelere dalmış ve dua ederek içinde oldukları çaresizlikten bir nebze uzaklaşmaya karar vermişlerdi.

Aslında mitolojinin ve halk hikayelerinin temel işlevi budur. Çünkü dünyada en kötü şey, bir kötülük karşısında hiçbir açıklamaya sahip olmamaktır. Mitoloji en azından insana bir açıklama ilüzyonu sunar. (Bknz. Pseudo bilim olarak mitoloji ve cinler)

İlkel şifacılığa geri dönersek, insanlar binlerce yıllık deneyim sayesinde, pisliğin çeşitli hastalıklara sebep olduğunu biliyordu. Bu yüzden toplumun her bir ferdinin, temizliğe teşvik edilmesi gerekiyordu. Çünkü burada söz konusu olan, toplum sağlığıydı. Veba başladığında, tek bir kişiyle sınırlı kalmıyordu çünkü. (Alternatif tıbbın da aynı kaynaktan türediğini düşünebiliriz.)

İşte tam bu noktada, cinlerin sirkeyi sevmemesi hikayesi ortaya çıkıyor olabilir. Hikayenin anlattığı aslında, ‘temizliğe önem vermezseniz, hastalık ve kötülükleri kendinize ve kabileye çağırırsınız’ ana fikridir. Tam da bu noktada cinler ıssızlık, pislik ve çirkinlikle ilişkilendirilir. Çünkü cinler gibi bilinmez güçleri kabilenin / topluluğun sağlığını ve selametini tehdit eder.

Mitsel düşünce

Ama bu fikir, bir öğretmenin çocuğu tehdit etmesi gibi gelişmedi muhtemelen. Görünmeyen hastalıkların korkunç varlıklarla ilişkilendirmesi, mitolojik düşüncenin, mitsel düşüncenin hamlesi. Buradaki hikayesel düşünce, bu fikri duygular aracılığı ile insanlığa sundu.

Sirke örneği aslında pek de önemli değil. Bu noktada ilginç olan, büyüsel düşüncenin çalışma biçimi bence. Mitsel düşünce, çeşitli hikayeler ile neyi yapıp neyi yapmamamız gerektiğini bize söyler. Ve hayal gücümüzü ve duygularımızı harekete geçirir. Bu çalışma biçimini, mitsel anlatılar ve paranormal anlatıların tamamı için bir model olarak düşünebiliriz. Levi-strauss’un da aktarmak istediği tam olarak bu.

Yine de mit insana, çok önemli bir şeyi, evreni anlayabileceği ve evreni anladığı ilüzyonunu verir. Bu elbette sadece bir ilüzyondur.

Mit ve Anlam, Levi Strauss, s.51

Levi Strauss mitsel düşünme biçiminin bizim düşünce biçimimizden daha ilkel olmadığını, sadece daha farklı olduğunu söyler. Bu düşünme biçimi de işlevseldir, dünyadaki nesneleri insan için sınıflandırır, belli bir mantık sunar ve yaşamı kolaylaştırır. Simgesel düzeyde bağlantılar kurulur böylece ve eyleme dayalı sonuçlar alınır.

Peki günümüzde hala işleyen mitsel düşünce için de aynı şey geçerli midir? Paranormal olay ve anlatıları nasıl yorumlamak gerekir? Bu anlatılar ve mistik auraları, günümüz insanına yardım eder mi? Bu sorular zor olsa da ne gereksiz, ne deanlamsız.

Tabii ki bu anlatıların hala bir işlevi var. Fakat bu işlevin, afyonun ve uyusturucunun etkisinden daha ileri gittiğini sanmıyorum. Ama burada bir ihtiyaç olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Evet, günümüzde din ve batıl inançlar, toplumun daha kontrol edilebilir olması için destekleniyor. Ama bir destek de, günümüz dünyasının adaletsizliği ve korkutuculuğundan geliyor. Bence modern insan, günümüzün neoliberal dünyasında ilkel insan kadar çaresiz.

Evet, psikolojik destek alamayan bir kişi, depresyondan kurtulmak için bir hikayeye sarılabilir. Ve bunun sebebi de, psikolojik desteğin ulaşılabilir olmaması olabilir. Ama böyle bir durum varsa, sorunu düzenin adaletsizliğinde aramak gerekir.

Canavarlık ve cinlerin sirkeyi sevmemesi

Ama bence konunun atladığımız bir yönü daha var. O da cinlerin genellikle öngörülemez, tehlikeli ve kötücül olarak düşünülmesi. Bence bu tehditkar aura, cinlerin pislik ve hastalıklarla ilişkilendirilmesini destekliyor.

Cinler sirkeyi neden sevmez sorusunun bir cevabı da bence bu tehlikeli aurada yatıyor. Çünkü insan için canavarlık her zaman kötülükle, kötülük de pislikle ilgili olmuştur. Cinler çirkin ve pistirler. Ve cinnia pis yerlerde yaşar. Çünkü onlar bizim dünyamızın canavarlarıdır. Ve ancak canavarlaşan insanlarla ilişki kurarlar. Canavarlaşan insan, yani Homo Sacer ise kutsaldan kovulmuş ve vatandaşlıktan çıkarılmıştır. Kalanlar ise sirke ve dua ile kendilerini korumaya çalışır.

Kötülük ve cinlerin çirkin olması

Kafir cinlerin pislik içerisinde yaşaması ve çirkin olması anlatısının bir sebebi de ahlaki yozlaşma olabilir. Çünkü klasik dünyada, kötülüğün insanın çehresine de yansıyacağına inanılırdı. İnsanın yüzü, ruhunu yansıtır bu inanca göre.

Çünkü kötülük, ruhsal bir yozlaşma getirir. Bunun manası o kişide ya da varlıkta kötücül duyguların artmasıdır. Cin hikayelerinde ve kara büyü hikayelerinde kötü varlıkların çirkin, bozulmuş yüzlü, yara bere içerisinde tasavvur edilmesinin sebebi de budur. Cinlerin sirkeyi sevmemesi bu fikirle de ilgili olabilir.

Sonuç: Cin, sirke ve hikayeler

Bu yazıda, ‘cinler sirkeyi neden sevmez‘ sorusu üzerine düşündük. Metafizik boyutta yaşayan ve bizim alemimizle ancak özel durumlarda ve bir aracı olduğunda ilişki kurabilen cinler, tenha ve pis yerlerde yaşarlar. Bu varlıklar sirke gibi temizlikle ilişkili, yoğun ve keskin bir maddeden, enerjisel olarak negatif etkileniyor olabilir.

Ama aynı zamanda, bu hikayenin kaynağına ilişkin bir motif de bulduk. Cinlerin sirkeyi sevmemesi fikri, cinlerin hastalıklar ve pislikle ilişkili olarak düşünülmesi ile de alakalı olabilir.

Hikayelerin ve mitlerin sahip oldukları çoklu gerçeklik düzeylerini, bu örnek çok iyi örnekliyor benim fikrimce. Hikayeler her zaman fiziksel deneyimlerden doğar, insanın korkuları ve bilinçaltı ile ilişkilenerek karmaşık bir gelişim gösterir. Ve insanın duygusal psikolojik düzlemdeki ihtiyaçlarını karşılar.

Hikayeler gerçek midir ve hikayelerin işlevi nedir soruları, işte bu yüzden hiç de basit değil. Çünkü bu soruları sorarken, metafizik alemle ilgilenmesek de, simge, kültür, bilinçaltı ve söylem gibi karmaşık süreçleri inceliyoruz.

“Cinler sirkeyi neden sevmez?” için bir yanıt

Bir yanıt yazın