Cin musallatından nasıl kurtuluruz? İlkel şifacılık nedir ve cincilikle nasıl ilişkili? Cinci hoca eskilerin hurafelerini mi tekrarlıyor? Yoksa bu teknikler psikolojik düzeyde hala etkili mi? Musallat olan cin nasıl kovulur? Gelin bu yazıda cin musallatından kurtulmak için kullanılan ilkel şifacılık tekniklerini ve kökenlerini inceleyelim. Böylece insanın hikayelerle dünyayı nasıl boyadığını tekrar göreceğiz.
Bu soruların dini anlatı ve paranormal olaylar kapsamında sorulması ayrı bir perspektiftir. Cin musallatından kurtulmak için kullanılan öneri ve yöntemlerinin insan kültürü (ve kültür bilimi) açısından değerlendirilmesi ise başkadır. Bu yazıda her iki alanın sınırlarında dolaşalım.
Cin musallatından kurtulmak için kullanılan tekniklerin ve kültürel ögelerin kökeni, insanlığın başlangıcına kadar uzanır. Ve genellikle yerel inanç sistemleri, mitoloji, din ve folklor ile yakından ilişkili. Bu uygulamalar, toplulukların karşılaştıkları anlaşılmaz ve kontrol edilemez doğa olayları veya hastalıklar karşısında bir açıklama ve çözüm arayışı sonucu ortaya çıkmış olabilir. (Tabii ölü tabusu, rüyalar ve hayalgücü de son derece etkiliydi.)
Cinler, her hikaye gibi kültürel bir ihtiyacı karşılar. İnsanlar, doğaüstü varlıkları ve olayları, günlük yaşamlarını etkileyen güçler olarak görmüş ve bu güçlerle başa çıkmanın yollarını aramışlardır. Yani paranormal hikayeler, insanlara dünyayı anladıkları ve onunla başa çıkabildikleri ilüzyonunu vermiştir.
Bu yazıda tartışacağımız şu: Cin musallatından kurtulmak için cinci hocanın önerdiği tedavi nedir? Ve bu tedaviye bilimsel açıdan yaklaşırsak ne düşüneceğiz? Musallat olan cin nasıl kovulur? Musallat olan cinler nasıl gider? Cinci hocaya mı başvurmalı? Yoksa bilim insanına mı (psikolog ya da psikiyatr)?
Bu anlatıların insan kültürünün gelişimi açısından işlevi neydi? Cin musallatının da ilişkili olduğu ilkel şifa teknikleri nasıl gelişti? Ve bu anlatıları bugün nasıl değerlendirmeli?
Cin musallatı nedir?
Paranormal anlatı ve cin hikayeletinde, görünmez varlıklar olan cinlerin insanlara musallat olabileceği anlatılır. Bu musallat, çeşitli biçimler alabilir. Bazı görüşlere göre cinler insanlara sadece vesvese verebilirler, yani insanı kötü düşünce ve eylemlere sevk ederler.
Bazı görüşlere göreyse cinlerin insanlara musallat olduğu ileri vakalarda, cinler insanlara fiziksel zarar verebilir ya da fiziksel zarara yol açabilecek zihinsel yanılsamalar yaratabilir. Örneğin Amerikan bir seri katil, işlediği suçları ona bedenine musallat olan şeytanların işlettiğini iddia etmişti. (The Devil Made Me Do It) Ancak Anadolu’da, cinlerin daha çok insanları delirterek intihar ettirdiği ya da bir cinnet anında başka insanları öldürmesine sebep olduğu anlatılır. Yani cinlerin insanı delirttiğine inanılır.
Bu yazıda her iki görüşü de inceleyelim. Ardından musallat olan cin nasıl kovulur sorusuna bakacağız.
Cinlerin vesvese ile zarar vermesi
Ana akım dini anlatıya bakılırsa, cinlerin musallatı sadece vesvese düzeyindedir. Kendisi de ateşten yaratılan şeytan, ateşten yaratılmış cinler gibi insana vesvese verir ve onu kötü yola sevk eder. (Bknz. Cinler neyden yaratılmıştır?) Bu anlatıya göre, cinlerin insana yapabileceği en büyük kötülük budur.
Bir kişiye musallat olan cinler, onu kararsız, içine kapanık, karamsar ve depresif yapar bu görüşe göre. Havas ilmine göre bunlar beyne yerleşen cin belirtileri olarak görülür. (Bknz. Cinler bedendeyken belirtiler) Dini anlatıya göre bunu yapanlar, kafir ve kötü cinlerdir. Çünkü cinler de insanlar gibi eylemlerinden sorumludur. Ve kendi iradeleri ile kötü ya da iyi yolu seçebilirler.
Cin ve büyü hikayelerinde, kötücül cinlerin olumsuz fikir ve duygularla ilişkili olması da bununla paraleldir. Bu anlamdaki cinler, sanki insanın karanlık yönüdür. İnsan vicdanın sesine kulak vermediğinde, sanki karanlıklara düşer ve gölgelerde yürür.
Muhammed peygamber, her insanın bir şeytanı olduğunu, kendisinin de bundan müstesna olmadığını, ancak kendi şeytanının Müslüman olduğunu söyler. Resmi dini görüşe göre, cinlerin insana verebileceği zarar da şeytanın vereceği zarar gibidir. Bazı alimler, cinlerin şeytanın çocukları olduğunu söyler. Şeytanın melek değil bir cin oldugu görüşü ise daha yaygındır.
Şeytana hizmet eden kötücül cinler, insanların enerjilerini tüketerek beslenebildiklerine inanılır. Bu yüzden cinlerin insanlara yoldaş olmayı ve insanı kendi dünyalarına çekmeyi istedikleri anlatılır.
Cinlerin zihinsel ve fiziksel zarar vermesi
Cinler ruhani varlıklardır ve bizimle aynı dünyada yaşasalar da, bizimle aynı boyutta değillerdir. Ayrıca cinlerin evi, insanların yaşama alanından uzaktadır çoğunlukla. Cinler insanlardan uzaktaki tenha yerlerde, nehir yataklarında, izbeleliklerde, dağ başlarında yaşarlar.
Fakat belirli durumlarda cinler insanlara musallat olabilir. Bazı durumlarda cinlerin insanların evlerine musallat olduğu da anlatılmıştır. Ancak bu olayların yaşanması için, yaşanmakta olan farklı boyutlar arasında bir bağlantı kurulması gerekir.
Bu bağlantıyı ancak özel yetenekleri olan bir insan (medyum), özel araç ve teknikleri kullanarak kurabilir. Kullanılan araçlar şunlardır: ufak ve bu işe yatkın çocuklar, su ve kan gibi evrensel aracı maddeler, cinlerin sevdiği otların yakılması, özel kitaplar, Kur’an ya da diğer kutsal kitapların kullanılması (bazı durumlarda kötü cinlere ulaşmak için bu kutsal kitaplara zarar verilmesi ya da pis bir yere koyulması), mum yakılması, özel tılsımların ve cin kabilesi isimlerinin kullanılması, büyü tekniklerinin kullanılması…
Cinlerin bu yöntemlerle bir insana musallat edildiği durumlarda, cinlerin insanlara vesveseden daha büyük zararlar verebileceği anlatılır. Çoğu cin zayıf olsa da, güçlü cinler şeytan gibi aldatıcı olabilirler. Paranormal olaylarda cinlerin insan kılığına görebildikleri anlatılır. Cinler insanı kandırmak için çeşitli ilüzyonlar gösterebilir.
Beyne yerleşen cin belirtileri
Bazı anlatılara göre, cinler sayı ve güç olarak çoğaldıklarında, bir insanın duygularını ve düşüncelerini etkileyebilirler. Bazı durumlarda cinlerin insanın iradesini ele alabilecekleri anlatılır. Bu durumlarda cinlerin insana verdiği zarar, daha çok delirtmek şeklinde olur. Beyne yerleşen cin belirtileri, daha önce anlattığımız gibidir.
Anadolu’da hala epilepsi hastalığına cinlerin sebep olduğuna inanılıyor. Bazı din alimleri ise, hala bazı sara türlerinin tıbbi, bazı sara türlerinin ise cin gibi olağanüstü varlıklar tarafından sebep olduğunu iddia ediyor. Tabii ki bu iddialar bilimsellikten uzak ve faydasızdır.
En büyük tehlike ise, cinlerin insanları intihara yönlendirmesidir. Bir ruh, insanı kendi yaşamını sonlandıracak kadar etkileyebilir mi? Yoksa bir yaşama ancak kişinin kendi tercihi mi son verebilir? Bunlar zor sorular.
Ama cin hikayeleri ve paranormal olaylarda, bu sınır belirsiz bence. İnsanın seçimleri gölgelere, gölgeler insana karışır. En nihayetinde kişinin kendi yaşamı üzerinde tasarrufu var mı, yoksa bu daha geniş bir soru mu? Biz insanlar kötücül güçler ve kaderin oyuncağı mıyız? Yoksa özgür irademiz ve seçim şansımız var mı?

Musallat olan cin nasıl kovulur
Havas bilimine göre, cinlerin kovulması için, cin musallatının sebepleri ortadan kaldırılmalı ya da musallat olan cinler kovulmalı. Peki musallat olan cinler nasıl gider?
Eğer cinler, fal bakılması, kumar oynanması, işlenen suçlar gibi sebeplerle musallat olduysa; cinci hoca bu zayıf cinleri çağırma yaparak tutsak eder. Bu esnada koruyucu cinlerinden yardım alabilir. Çünkü koruyucu, iyi ve müslüman cinler, özellikle de hadim cinleri kafir cinlere göre çok daha güçlüdür. Ve cinci hocanın böyle yardımcıları olması gerekir.
Cinci hoca kişiye musallat olmuş cinleri lisana davet eder ve dertlerini öğrenir. Bu cinlerin isimlerini öğrenerek onlar üzerinde güç kazanır ve onları yaptıkları işten men eder. Kafir cinler gitmeyi kabul eder ya da müslüman olurlarsa serbest bırakılırlar, ancak vazgeçmezlerse yakılırlar.
Büyü gibi daha ciddi sebeplerle musallat olan cinler ise, büyünün bozulmasıyla kovulabilir ancak. Cinci hoca büyü bozmak için, büyü ile ilişkili cinleri yakalayıp onlardan bilgi almaya çalışır. Ardından büyü nesneleri, muska ve tılsımlar bulunarak imha edilir.
Bazı durumlarda ise cinler hazine çıkarılması, yanlışlıkla bir cinin öldürülmesi, cinlerin yaşadığı yerin bozulması gibi cinlerin haklı oldukları sebeplerle musallat olur. Bu durumda yetkin bir cinci hoca bulunursa, cinlerle irtibata geçilip diyet verilerek tatmin edilmeleri gerekebilir. Cinlere verilecek diyet altın, kurbanlık hayvan, soğan kabuğu, incir vb. olabilir.
Ama musallat olan cin kabilesi azgın, kafir ya da şeytana tapan bir güruh ise, anlaşmak mümkün olmayabilir. Dahası bu gibi kabileler insan kurbanı gibi karanlık diyetler de isteyebilir. Bu kabileler ile ancak çok güçlü hüddamlar mücadele eder.
Bu gibi vakaların sonunda cinci hoca, ritüelin ardından kurbana koruyucu muska yazarak onu cinlerden korumaya alır. Fakat bunlar ilerlemiş vakalardaki cinlerin kovulmasıdır. Daha kolay karşılaşmalarda, koruyucu duaların okunması da işe yarayacaktır.
Cin musallatından kurtulmak için önerilen tedaviler ve bilimsel açıklaması
Bu bölümde, cin musallatı karşısında önerilen tedavilerin muhtemel bağlamlarını tartışacağız. Her bir tedavinin hem kültürel bağlamını, hem de bilimsel yorumunu ele almak istiyorum.
Cin çıkarma ritüeli
Musallat olan cin nasıl kovulur? Önerilen ilk uygulama, ocaklı bir kimse ya da bir cindar / hüddam tarafından, musallat olan cinlerin kovulmasıdır. Bu tedavi, iki aşamalı olarak işler.
İlk aşama, hastalığın tespitidir. Cinci eğer musallat olan varlıkların ve ait oldukları kabilenin ismini öğrenebilirse, konuya ilişkin bunları kullanarak bir tedavi uygulayabilir.
Çünkü eski insanlar, bir varlığın ya da nesnenin ismini bilmenin, insana o şey üzerinde güç vereceğine inanırdı. Eski Mısır’ı en büyük büyücüsü İsis, büyü gücünü en büyük tanrı Ra’nın gizli ismini öğrenerek kazanır. Hikayelere göre İsis, bu güç sayesinde Osiris’i ölümden geri çağırabilmiştir.
Musallat olan cinlerin isimlerini öğrenen cindar, bir ritüel gerçekleştirir ve cinlerin davet eder. Bu davette cinlere, kişiye neden musallat oldukları sorulur.
Anlatıya göre, cinler eğer haklı bir sebebe sahip değilse, kovulmaları bu noktadan sonra kolaydır. Cinci hoca, musallat olan cinlerin haksız olmalarından dolayı, onlara eziyet veren ayet ve tılsımları kullanarak onlara onları kovabilir. Hoca önce varlıkları uyarır, ikna olmazlarsa onları yakar. Bu durumda kişi cin musallatından kurtulur.
Ancak cinler eğer haklı sebeplere sahiplerine ve güçlülerse, kolayca ikna olmayabilirler. Musallat oldukları kişiye zarar vermekle tehdit edebilirler.
Eğer cinler haksızsa, hoca mahkeme isteyebilir. Bu durumda cin padişahları ve alimler huzurunda bir mahkeme kurulur. Eğer musallat olunan haksızsa, cinler diyetle ikna edilmeye çalışılır.
İlkel şifacılık olarak cin çıkarma
Peki bu teatral ve hikayesel tedavi süreci, ne işe yarar? Musallat olan cinler nasıl gider? Neden bu kadar detaylı ve insan olma hikayesi ile benzerdir? Görünmez varlıklar, neden bizimle aynı kurum ve mekanizmalara sahip?
Bu soruların cevabı, ilkel şifacının insanı hikayelerle tedavi eden birisi olmasıdır. İlkel dönemde, insanlar hastalıklar karşısında çaresizdi. Aids, kanser, depresyon ve grip karşısında benzer tanıları koyabiliyorlardı.
İlkel şifacı şaman, büyücü, ruh doktoru vs. olabilir. Bu karekterlerin her biri, hastanın hastalıkla mücadele edebileceği bir sembolik düzlem yaratmaya çalışır. Amaçlanan, hastalık karşısında hastanın ve yakınlarının sakinleştirilmesi ve hastanın normalliğe davet edilmesidir. (Aynı bugün homeopati gibi alternatif tıp yöntemlerinin yapmaya çalıştığı gibi.)
Hastalık çoğu zaman karanlık ruhların ya da tanrısal güçlerin etkilerinden kaynaklanır. Şifacı böylece hastalığa bir açıklama getirdiği ilüzyonunu hastada uyandırır. Ve bir ritüelle hastayı iyileşmeye davet eder.
Bu tedavinin kanser ya da kalp krizinde ise yaramayacağı açık. Ama psikolojik rahatsızlıklar ve zihinsel yönü olan hastalıklar için, etkili olabiliyordu. Dahası olumlu düşüncenin hastalığa kısmi etkisini de yok sayamayız.
Levi Strauss, zor doğum büyüsünün bu bilişsel etkisini incelenmiştir. Zor doğum, sorunlu doğunlar esnasında şifacının uyguladığı bir büyü ritüelidir. Strauss bu ritüel sırasında anlatılan hikayenin, psikanaliz açısından değerlendirilmesini yapar. Ve zor doğum büyüsünün, anneyi rahatlatıcı ögeler içerdiğini keşfeder. (Bknz. Ahmet Güngören, Dil ve Büyü)
Benzer şekilde, Orta Asya’da doğum sırasında hastanın yanında bir demirci bulundurulması ve demircinin demir dövmesi istenirdi. Çünkü Ortaasya’da lohusa ve bebeklere musallat olan Alkarısı’nın demircilerden korktupuna inanılır. Buna benzer, psikolojik olarak rahatlatıcı pek çok ilkel şifa tekniği vardır.
Cin çıkarma ritüeli de, ilkel şifacılık ile benzerlik gösterir. 21. yy ilkel şifacısı cinci hoca, hastaya onu iyilestirmesi için bir hikaye sunar. Ve bu hikayeyi performe eder. Cin musallatından kurtulmak, doktorsuz ve mitsel bir performanstır. Yani musallat olan cin nasıl kovulur sorusu, aslında kültürel bir motiftir.
Kurşun dökmek ve cinlerin ikna edilmesi
Kurşun dökülmesi, kötü enerjilerin veya nazarın kurşun aracılığıyla kişiden alınıp uzaklaştırılması inancına dayanır. Eski çağlardan beri birçok kültürde benzer uygulamalar görülebilir. (Özellikle şamanizmde.) Ve genellikle şifa, koruma ve arınma amacı taşır.
Kurşun dökmek, çok önceki yıllardan beri uygulanan bir ilkel şifa tekniğidir. Eski İstanbul adetlerine göre, başına sürekli vehim olaylar ve şanssızlıklar gelen bir insan, kurşun döktürür. Çünkü bu insanın başına kötü ve şanssız olaylar gelmesi, kötücül ruhların varlığına bağlanır.
Büyü ve nazara uğramaktan ileri geldiği sanılan hastalıklarda, sebebi cin ve perileri gücendirmekten ibaret telakki edilen dimağ, sinir ve ruh hastalıklarının giderilmesi için hekimin ve ilacın tesir olamayacağı inancı, halk arasında öteden beri yerleşmiş olduğu cihetle, bu tür hastalıkları tedavi ettirmek maksadıyla kurşuncu hocaya başvurmak ve kurşun döktürmek, İstanbul’da tatbik olunan eski bir usuldür.
İstanbul Folklörü, s.101, Mehmet Halit Bayrı
Ama kötücül ruhların yatıştırılması ve sakinleştirilmesi, çok daha eski bir tekniktir. Orta Asya şamanizminde, kara kamlar, özellikle bu konuda özelleşmişti.
İnsanlar başlarına kötü bir olay geldiğinde kötücül ruhları sakinleştirmek için adak ve kurban verirlerdi. Ama bundan da önce, başlarına kötü bir olay gelmeden önce, kötü ruhları ikna etmek ve kendi yanlarına çekmek isterlerdi.
Peki bu cin musallatından kurşun dökme ritüeli ile kurtulma uygulamasının, bilimsel açıklaması nedir? Neden bizi tehdit edebilecek ruhlara karşı tetikte olmak isteriz? Musallat olan cinler nasıl gider?
Bir önceki bölümde ortaya koyduğumuz gibi, insanlar bilinmezi ortadan kaldıramasa da, onu dizginlemek ister. Bunun için bilime güvenmek ve akli önlemler almak, sakinleşmek ve akışa güvenmek bir yöntemdir.
Ama kötü ruhları ve cinleri sakinleştirmek de bir yöntemdir. Bu uygulamalar ilüzyon da olsa, insanı rahatlatabilir. İlkel dönemde bu mitsel inançlar, ilkel insanı anksiyete ve kaygıdan korumuş olabilir.
Peki bugün bu mitsel inançlar neden varlığını sürdürüyor? Bu konu tartışmaya açıktır.
Tılsım, muska, dua ve zikir
Kötücül ruhların saldırısından kurtulmak için belirli mantra, dua ve zikirlerin yapılması, arkaik bir şifa yöntemidir. Bu yöntem, aslında kötücül ruhların musallatına karşı bir koruma alanı oluşturma fikrine dayanır.
Tılsımlar ve dualar, koruyucu ve iyileştirici güçler barındırdığına inanılan nesne veya sözlerdir. Bu uygulamalar, genellikle belirli bir dini veya spiritüel inanç sistemi çerçevesinde gerçekleştirilir ve eski Mısır, Mezopotamya, Hindistan gibi uygarlıklarda kökenleri bulunabilir.
Zikir ise İslam’da Allah’ı anma pratiğidir. Benzer şekilde, Hint kültüründe mantraların okunması da ruhsal arınma ve meditasyon amacı taşır. Bu tür pratikler, bireyin ruhsal dünyasıyla bağlantı kurmasını ve negatif enerjilerden arınmasını amaçlar.
Muska ise, belli bir şekilde düzenlenmiş Kur’an ayetlerinin, belli bilgilerle birlikte belli kağıtlara belli bir mürekkeple yazılır. Ve deri bir muhafazaya alınır. Rukye ile (ak büyü) koruyucu muskalar yapılabileceği gibi kara büyü için de kullanılabilir muska.
Antik düşünme şekli, kötülüğün saflık ve temizliğin kaybedilmesi ile ilişkili olduğunu savunur. Kendi arzun için başkasının çıkarını ikincil kılmak ve ötekini araçsallaştırmak, kötülüktür. Kötülük eden, sınırları aşmış ve kirlenmiştir. (Cin musallatı ve kötülükle ilişkisi için bakınız.) Açıkçası bence, tüm cin musallatı külliyato nekropolitika bağlamında, insan olmanın sınırlarının belirsizliği ve kırılganlıklarımız olarak okunabilir. (Bknz. Cinlerden neden korkarız? Cinler ve de-humanization)
Fakat ilginç şekilde, tövbe yolları asla kapatılmaz. Çünkü bütün yollar birbirine döner. Ve her insan, kötülük yapan da, kurban da, aynı insandır bir yanıyla.
İşte bu noktada, belirli simgelerin ve simgesel performansların kullanılması ile arınma eylemi önerilir. Hedef, sade, kabullenmiş, kendi güçlerini ve zayıflıklarını kabul edebilen, kendi sınırlarını tanıyan insana ulaşılmasıdır.
Sonuç: Cin musallatından kurtulmak ve kaynakları
Bu teknikler ve kültürel ögeler, eski insanların evreni ve yaşamı anlama çabalarının bir yansıması olarak görülebilir. Bilimsel olmayan bu uygulamalar, belirsizliklerle dolu bir dünyada anlam arayışı ve psikolojik bir rahatlama sağlama işlevi görür.
Yani musallat olan cin nasıl kovulur sorusu aslında, içinde olduğum rahatsızlıktan nasıl kurtulabilirim sorusudur. Çünkü belli bir toplumsal kültürel düzeyde olduğumuz eski günlerde, depresyon gibi zihinsel ve veba gibi fiziksel rahatsızlıklar, cinler ve ruhlarla ilişkilendiriliyordu.
Modern psikoloji, bu tür uygulamaların placebo etkisi yaratabileceğini ve bireyin zihinsel durumunu olumlu yönde etkileyebileceğini belirtir. Bu bağlamda, bu tekniklerin ve kültürel ögelerin kökeni ve işlevi, insanlık tarihi boyunca ortak bir arayışın ve evreni anlama çabasıdır.
Sonuç olarak, cin musallatı inancının ve cin musallatından kurtulmak için kullanılan tekniklerin, ilkel şifacılıkla benzer olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar mitsel dönemde, kötülükler ile baş edebilme ilüzyonuna ihtiyaç duydukları için bu hikayeleri kullandılar.
Ben insanın hikayeler olmadan yapamayacağını kabul ediyorum. Ama inandığım hikayeleri mümkün olduğunca insani ölçekte tutabilirim. Ve çaresizliğimi, kaderin karanlık güçleri yerine tarihsel toplumsal koşullarda arayabilirim. Eğer böyle yağar ve Kant’ın söylediği gibi düşünmeye cesaret edersek, çok daha mutlu olacağız.
Peki bugün ne yapmalı?
Bu noktada ilginç olan soru, bugün bu mitsel anlatı ve inançlara ne olacağıdır? Bu inançlara neden bugün hala inanıyoruz?
Bu konu sandığımızdan çok daha geniştir. Burada sadece birkaç soru sormak istiyorum.
- Mitsel hikayelerin toplumda nasıl aktarıldığını gerçekten anlıyor muyuz? Sözlü kültür ve yazılı kültür ayrımı bu noktada önemlidir. Çünkü cin hikayeleri gibi inançlar, sadece sözlü kültür ile aktarılır. Bu durumda, yazılı kültürle ilişkili bilimsel anlatılar, bu alan ile kesişmez.
- Cin hikayeleri gibi inançların, insanın hangi ihtiyaçlarını karşıladığını gerçekten anlıyor muyuz? Bugün insanın bu ihtiyaçlarına dair hangi kültürel üretimler yapılıyor?
- Günümüzün reklamcılığı ve siyaseti, yeni mitler üretmiyor mu? Yani insanın hikayesel yönü, manipüle edilen bir kaynak değil mi?
Bu sorular bağlamında, konunun devamı araştırılmaya muhtaçtır. Kesin olarak emin olduğumuz şey, beyne yerleşen cin belirtileri ya da bedende cin musallatı belirtileri gibi google’da çok aratılan kelimeler, cinci hocaların değil, psikolog, psikiyatr ve antropologların alanına giriyor. Bu hikayelerin gerçeklikle ilişkili olduğunu düşünüyorsanız, bir uzmandan yardım almanızda fayda var bence.
Bence dünya son derece gizemli ve büyülü bir yer. Ama büyüyü doğru yerde, sanatta ve edebiyatta aramalıyız. Ve din, bilim ve sanatın aynı kaynaktan doğduğunu tekrar hatırlamalıyız.

