Cinler kimlere musallat olur? Ve bu sorunun nekropolitika ile ilgisi ne? Cin musallatı hikayelerinin sıklıkla toplumun kıyısında, terk edilmiş, baskılanmış, şiddete ve hayal kırıklığına uğratılmış insanların yani ”Homo sacer”in başından geçmesinin sebebi ne? Tek suçlu cehalet mi, yoksa nekropolitika perde arkasından işliyor mu? Toplumun dışına itilenlerde oluşan canavarca fazlalık nedir? Cin musallatı hikayeleri politik olarak bize ne söyler?

Nekropolitika, kabaca egemenin kimin öleceğine ve kimin fazlalık olduğuna karar vermesidir. Toplumun zenginlik ve güçten uzak bazı kesimleri, iktidar tarafından harcanabilir sayılmaya başlar. Harcanabilir olarak tasnif edilmiş fakir halk kesimleri imaj olarak, güzellik, temizlik, ahlak ve kutsallıktan uzaklaştırılır. Homo Sacer tam da hem vatandaşlıktan, hem de kutsalla ilişkiden kovulmuş bu sınırdaki insandır.

Cin musallatı vakalarında Homo Sacer, pek çok şekilde karşımıza çıkar. O bazen bir Cindar yani cinleri kullanarak insanlara kötülük yapan bir hocadır. Bazen cinlerin musallat olduğu, sokakta yaşayan bir delidir. Bazense bir suç işleyerek cinlerin musallatına uğramış bir kötü karakterdir. Bazen lanetli olduğu için toplumda tutunamamış, cinlerle ve gölgelerle başı belada bir yetişkindir.

Gelin bu yazıda, nekropolitika bağlamında cin hikayelerini inceleyelim. Ve insanın canavarlaştırılması fikrinin bize neler sunduğu üzerine düşünelim. Cin musallatı bize neler anlatır? Canavarca fazlalık cinlerle nasıl ilişki kurar?

Nekropolitika ve canavar

Nekropolitika tartışması, Achille Mbembe’nin Necropolitics makalesi ile başladı. Temel olarak biyopolitikaya dayalı bu tartışma, iktidarın yaşam ve ölümle nasıl dans ettiğini açıklıyor. Bizim dilimizde ise bence özellikle Onur Kartal’ın Yaşayan Ölüler kitabı bu konuya kısmen girse de ufuk açıcı.

Biyopolitika, yaşamın iktidar tarafından nasıl bileşenlerine ayrıldığını ve insan ve toplumun (insan sürüsünün) nasıl bedensel tekniklerle kontrol altında tutulduğunu anlatmıştı. Foucault, cinselliğin ahlak ve diğer kontrol mekanizmaları ile, aklın akıl hastaneleri ile, farklılıkların hapishane ve kolluk güçleri ile sürekli tehdit edildiğini yazdı. Yaşam, iktidar tarafından her aşamada kontrol altında tutulur.

cin musallatı

Mbebbe ise ölümün de benzer şekilde kontrol edildiğini iddia etti. Toplumun her kesimi sağlıklı beslenme, barınma ve kendini geliştirme olanaklarına kolayca ulaşamıyor. Fakirler daha tehlikeli kentsel alanlarda yaşıyor ve daha tehlikeli ve koruma önlemlerinin alınmadığı işlerde çalışıyor. İstanbul’da yaşayan ne kadar insanın evi depremi sağlam atlatabilecek? Ve sağlam olmayan konutların ne kadarında fakirler oturuyor?

Toplumun çeperindekiler sağlık hizmetlerinden ne kadar faydalanabiliyor? Bu gibi eşitsizlikler, açıkça ölümün bazılarımıza daha yakın olduğunu gösteriyor. Nekropolitika, egemenin kimin harcanabilir, kimin şiddete uğrayabilir olduğuna karar verdiğini söylerken; hiç de gerçeklikten uzak tespitler yapmıyor bence.

İşte bu fazlalık, harcanabilir insan grubu; aynı zamanda toplum tarafından canavar olarak tasnif edilir. Homo Sacer, mültecilerden, azınlıklardan, geleceksizleştirilmiş gençlerden, farklı cinsel yönelime sahip insanlardan ve çok daha fazlasından oluşur. Canavarlar, çirkin, tehlikeli ve korkutucudur.

Egemen canavarların bize zarar verebileceklerini, bu yüzden onlardan kurtulmak gerektiğini söyler. Ama canavarların tehdidi, aynı zamanda toplum için bir uyaran ve birleştirici unsurdur. Bu yüzden egemen her zaman bir canavar, bir Homo Sacer yaratmak zorundadır. Bu eski ve döngüsel bir oyundur.

Cindarlar ve kara büyücüler

Kara büyü ve cindarlık, her zaman toplumun ilgisini çekti. Ama büyücü, en zengin kimseler bile ondan yardım umsa bile, çoğunlukla dışlanmış, öteki etiketine sahip bir kişiydi. Eski İstanbul’un ünlü büyücüleri siyahi kadınlardı. Ortaasya’da Şaman evlenmez ve aile kurmaz, kabileden uzak yaşardı. Cindar, cinleri olduğu için köyün dışındaki bir evde oturur ve cinci ritüellerini gecenin karanlığında yapar.

Cindar, hem kötü hem de iyi cinlerle iletişim kurar. (Hüddamdan farklıdır.) Ve kötü cinleri kullanarak, kara büyü etkisi yaratabilir. O kötücül güçleri kullanarak, büyü yaptırmak isteyen insanların öfkesini arttırır. Ve büyü yaptığı kişileri huzurlarından eder. Bu anlamda bir tür kötülük oyunu oynar.

Fakat bu kötülüğün bir kısmı, cindarın / büyücünün gerçekliği değiştirme arzusundan kaynaklanır. Doğaüstü yollarla da olsa, büyücü gerçekliği değiştirmeye çalışır. Yani olanı olduğu gibi kabul etmez büyücü. Ama onun müdehalesi, hem gerçekliği, hem de etik alanı değiştirme pervasızlığından gelir.

Cindar / büyücü iyilik ve kötülük arasındaki sınırı da muğlaklaştırır. O iyilikten ve tanrının inayetinden umudunu kesmiş biridir. Ve içine atıldığı canavarlığa, daha fazla insanı çekmeye çalışır. (Bunun için insanlara cinleri musallat eder.) Sanki insanın karanlık ve kötücül yönünün değiştirilemezliğine inanmıştır. Büyücü tanrının affediciliğini bile reddetmiş ve yaratıcının intikam alıcılığını, acımasızlığını, öfkesini ve adaletsizliğini bilmiştir sadece. (Bknz Maldoror’un Şarkıları)

Fantastik kurgu anlatılarda, kara büyücüler doğal olmayan şekilde yaşam süresini uzatır ve doğal olmayan bir güç / zenginlik elde eder. Doğal olanın sınırlarının aşılması, beraberinde çürüme, vicdansızlık ve çirkinlik getirir. Kötü kurgu karakterler bu yüzden çirkindir. (Bknz. Cinler, çirkinlik ve kötülük) Cin hikayelerinde de cindar ve büyücüler çirkin, nursuz ve meymenetsiz olarak sunulmuştur.

cin musallatı ve nekropolitika

Cin musallatı, deliler ve yalnızlar

Cin hikayelerinde sık görülen bir diğer motif ise, cinlerin delirttiği ve bu yüzden cinlere karışmış insanlardır. Bu durum, cinlerin bir oyunu sonucunda ya da bir kara büyü ile gerçekleşebilir. Cinlerin insanları kaçırmaktan hem keyif aldıkları, hem insanın enerjisi ile beslenebildiklerinden ondan faydalandıkları anlatılır. Azazil gibi şeytana tapan cinler ise bu işi sırf düşmanlıklarından yapar.

Cinler kişiyi kendi dünyalarına çekmek için, önce ona kendi yiyecek ve içeceklerinden yedirirler. Bu yiyecekler cinlerin yiyecekleri olduğundan, pislik ve öte beridir. Ancak şeytanın oğulları olan ve insanı yanıltabilen cinler, bu yiyecekleri güzel besinler olarak sunar.

Yine de kişi bir gariplik olduğunu fark edebilir. Eğer kişi bu yiyeceklerden fazla tüketmezse kaçabilir. Ancak bir cine aşık olunması gibi durumlarda, kişi cinlerin etkisinde daha fazla kalır. Kişi cinlerin onu götürdüğü izbelelik ya da dağ başında, bir hayal dünyasında yaşamaya başlar.

Cinler dünyası, belki de insanlar dünyasına bir alternatif oluşturur. In to the Wild filmi gibi, bu yolculuk iyi bitmez. İnsan dünyasından kopan insan, hayvanileşir. Fakat bu kişi zaten yaşayanlar dünyasından sürülmemiş midir? Zaten harcanabilir olarak, Homo sacer olarak damgalanmamış mıdır? Başka bir çaresi kalmadığı için kaçmaz mı toplumu terk eden?

Belki de cinlerin delirterek toplumdan kaçırması, Homo Sacer’in kovuluşu etrafında örülmüştür. Ya da uygarlığın huzursuzluğundan dolayı toplumu terk eden kişiye karşı hem bir tehdit, hem de bir aklileştirmedir. Toplumu terk eden kişi deli olmak zorundadır. Çünkü toplum / uygarlık haksız ve yanlış bulunamaz. Toplumdan kovulan kişiden böylece, ikinci kez intikam alınır. Ve onun hatırası da lanetlenir. Ama hayaletler lanetlenerek ortadan kaybolmazlar. Tam aksine, daha da güçlenmiş olarak geri dönerler. Çünkü uygun şekilde gömülmemiş her şey, bir gün geri döner.

Hazinecilik ve cin musallatı

Hazinecilik hikayeleri, genellikle çaresizlikle başlar. Ve delilikle sona erer. Aynı Yılmaz Güney’in Umut filmi gibi. Bu filmde Cabbar, fakirlikten yıldığı için, ekmek kapısı olan at arabacılığının da yasaklanması ile gerçeklikten kopar. Bir hoca bularak, onunla birlikte hazine avcılığına girişir. Cabbar’ın umutları artık masallara kalmıştır. Ama belli ki masallar dünyası da insan dünyası kadar acımasızdır. Hazine bulunamaz ve Cabbar delirir.

Hazine arayan kişi, gerçeklikten ümidi kesmiştir çoğu cin hikayesinde. O bazen bir yetim, bazen bir göçmendir. Para kazanarak güzel bir hayat kurma hayali bir şekilde ondan çalınmıştır. Ve belki de çaresizlikten delirmemek için, son bir umut icat edilir.

Fakat hazine cinleri, egemenler ve onların müttefikleri kadar acımasızdır. Bu cinler başıboş hazineleri korur ve sahiplenirler. Çünkü cinlerin açgözlü oldukları ve değerli metalleri çok sevdikleri söylenir. Bazense hazine bizzat onu gömen tarafından lanetlenmiştir.

Hazine hikayelerinde, hazineyi çıkaran uygun önlemleri almazsa cin çarpması yaşanacağı anlatılır. Fakat bu yaşanmasa bile, hazineyi sahiplenmiş kabilenin ikna edilmediği durumda; hazine sahibi ve soyuna cin musallat olacağı anlatılır.

Yani fakirlikten kaçan kişi, cinler dünyasında bile avlanmaktadır. Bu hikayeleri kuranlar, belki de deliliğin sınır bekçileriydi. (Bknz. Cinler insanı delirtir mi?) Yahut egemenler ve onların hikaye anlatıcıları, ötekiyi hayal dünyasında bile avlamak istemişti.

Kötülük ve cinlere karışmak

Bir diğer anlatı ise, kötülük yapan kişilere cinlerin musallat olmasıdır. Kötücül ve kafir cinlerin, kötü insanların ve suçluların arkadaşlığından hoşlandığı söylenir. Belki de bu insanlar, kötü cinler için kolay lokmadır.

Cinler neden kötü insanlara musallat olur? Bu sorunun cevabı basit değil. Belki suç için bir önlem daha almak istedi hikaye anlatıcıları. Belki bu hikayelerde cinler vicdanın sesinin alegorisidir. Çünkü kurbanın hayaletleri, çoğu zaman suçluda kalıcı izler bırakır.

Pek çok cin musallatı hikayesi, bir beddua ile başlar. (Örneğin Siccin 3 Cürmü Aşk filmi) Diğer hikayelerde ise kumar oynayan, hile yapan, zina yapan, fal bakan insanlara ufak tefek de olsa kötü cinlerin eşlik ettiği söylenir. Bu cinler bu kişilerin diğer işlerinin de bereketini kaçırır.

Bence bu hikayelerde toplumsal yasayı bozan kişinin, hikaye düzleminde de tehdit edilmesi ve kovalanması geçerli. Oysa suç, belli durumlarda belirsizleşir. Hz. Ali’nin, aç bir müslüman hırsızlık yapmazsa ben onun aklına şaşarım dediği rivayet edilir. (Doğruluğu belirsiz.) Suç bazı eşitsizlik durumlarında, eşitliği sağlamanın ve toplumca çalınmış olanın geri alınması anlamına gelebilir.

Fakat bu durumda toplum bir savaş alanı olmaz mıydı? Belki de bu yüzden suçlular masallar dünyasında da tehdit edilir. Cin musallatı da bu tehditlerden birisidir. Yasayı bozanın, sadece bu dünyanın kolluk güçleri tarafından değil, hayaletler tarafından da kovalanacağını hayal etmek güvenlik güçleri ve egemenler açısından rahatlatıcıdır. (Üstelik cinler gerçek güvenlik güçlerine göre daha az maaş alırlar.)

Ama cinlerin, vicdan azabının gücünden de destek aldıklarını unutmayalım. Vicdan, toplumsal hayvanın yalnız kaldığında ona saldıran türün kendisi / imgesidir. Bu bazen kültürel hayaletler şeklinde olur. Cinler ve kara iyelerin yolu budur.

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin