İslam felsefesini Gazali mi bitirdi? Gazali’nin islam felsefesindeki rolü nedir? Gazali’nin ortaya koyduğu şüphecilik ve nedensellik sorgulaması, felsefe tarihine ne kattı? Yoksa İslam felsefesine zarar mı verdi Gazali? Gazali felsefesi ne anlatır?

Bu soru şu soru ile bağlantılıdır: İslam kültürü İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, Farabi gibi Yunani İslam filozoflarından sonra güçlü bir felsefi ekol oluşturabildi mi? Bu soru ne yazık ki çok geniş kapsamlıdır, fakat cevabın olumsuz olduğunu sanmıyorum. İslam kültürü, Gazali sonrasında da felsefi üretim ve tartışmalara sahne olmuştu. (Bugün bu literatüre biz çeşitli sebeplerle hakim olamasak da.) Fakat felsefi gelişimin, Gazali ile kırılma yaşadığı kesindir.

Gazali İslam felsefesini çok kapsamlı şekilde etkilemiştir. Fakat bu etki sadece Gazali’nin entelektüel gücü ile açıklanamaz. Gazali’nin aracılık ettiği dönüşüm, döneminin önemli bir gereksinimi olarak görülmelidir. Aristocu felsefe’nin gelişen dünyanın ihtiyaçlarını karşılayamaması bu dönüşümün temel sebebiydi. Gazali felsefesi, islam felsefesinin köşe taşlarındandır.

En nihayetinde bu yazıda İslam Felsefesi’ni Gazali‘nin sonlandırdığı ile ilgili şehir efsanesi üzerinde duracağız. Felsefede Gazali’nin yaptıkları ne manaya gelir? Gazali nedensellik konusunda ne söyledi? Felsefenin dönüşümünde Gazali’nin içinde olduğu kriz neler doğurmuştu?

Gazali kimdir?

Gazali, tam adıyla Ebu Hamid Muhammed ibn Muhammed el-Gazali, 1058 ve 1111 yılları arasında yaşamış İslami bir filozof, teolog ve mistik olarak bilinir. Felsefe, din bilimi ve tasavvuf konularında önemli katkılarda bulunmuştur. Gazali, özellikle İslam dünyasında, öğretilerinin ve düşüncelerinin derinliği nedeniyle büyük bir saygı görmüştür. Eserleri arasında en bilineni, “İhya’ul Ulumiddin” (Din Bilimlerinin Canlandırılması) adlı eseridir. Bu eser, İslam ahlakı, ibadet ve tasavvuf üzerine derinlemesine bir çalışmadır. Ve İslami düşünce tarihinde büyük bir etkiye sahiptir.

Gazali felsefesi, islam düşüncesine yön verecekti. Fakat yıkıcı bir düşünürdü Gazali. Hume gibi, kurdukları ile değil, yıktıkları ile hatırlanacaktı.

Gazali ne yaptı?

İslam Felsefesi‘ni Gazali’nin bitirdiği efsanenin çıkış sebebi, Gazali‘nin İbn-i Rüşd ve diğer Yunani / Aristocu İslam filozoflarını eleştirmek için Tehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) eserini kaleme almış olmasıdır.

Gazali bu kitapta İslam felsefesi içerisindeki belirli bir tipte felsefe yapma biçimini kapsamlı şekilde ve felsefi derinliği içinde tartışır. Bu kitap, gerçekten de İslam Felsefesi içerinde Aristocu etkiyi azaltmıştır. Bunun yerine ise metafizik konularda Kelam’ın etkisi artmış, ancak örneğin mantık gibi bir alanda Aristocu etki değilmemiştir.

Gazali‘nin çıkışındaki düşünsel arkaplan nedir? Gazali döneminde Aristocu felsefenin miadı neden dolmak üzereydi? Eğer bu arkaplanı görebilirsek, neden Gazali‘nin çabasını kaba bir felsefe düşmanlığına indirgeyemeyeceğimizi de anlayabiliriz.

Kubbe islam kültürünün unutulmaz mekansal ögelerindendir.

Aristo’dan İbni-Sina’ya

İslam felsefesinin İbn-i Sina ve Farabi dönemindeki ilk damarı, yoğun bir Aristo ve Platon etkisi altındadır. Bu doğaldır, çünkü her yükselen kültür, etkilenim alanı içerisindeki malzemeleri bünyesine alıp temellük eder. Çeviri, kabul ve yorumdan sonra tenkit ve yeniden oluşturma aşamaları gelir. Gazali‘nin Aristocu geleneğe ilişkin eleştirisi işte bu son aşamaya denk düşer.

Aristo, kendi fiziğini, Yunani metafizik ile birleştirerek bir kozmoloji ortaya koyar. Bu kozmolojiye göre, fizik dünyayı hareket ettiren bir ilk hareket ettirici mevcuttur. Bu hareket ettirici yani Tanrı, mükemmel ereksel bir sistem olan dünyayı kurar ve onu kendi haline bırakır. Ancak bu sistem içinde Tanrı ruhlar açısından yaratıcı değildir, ruhlar ezeli ve ebedi olarak bu sistemde var olurlar.

Bu sistem, İbn-i Sina tarafından aynı şekilde İslam metafiziğine alınacaktır. Ancak bu sistem, İbrani-Hristiyan-İslam metafizik hattıyla uyumsuzluk içerisindedir. Bu uyumsuzluk, İbn-i Sina ve Farabi tarafından faal akıl vs. gibi tali çözümlerle aşılmaya çalışılsa da, aradaki çatışma baki kalacaktır. Bu uyumsuzluk, İslam felsefesinde Gazali‘nin cerrahi operasyon gerçekleştireceği alandır.

Gazali felsefesi, işte bu tablo içerisinde olgunlaşacaktı.

Dönüşen Kozmoloji ve Bilim

Gazali döneminde, düşünürlerin dünya tasavvurlarında da birtakım dönüşümler olduğu söylenebilir. Her ne kadar bilimsel devrimin asıl ayak sesleri Batı’dan gelecek olsa da, Doğu ve İslam coğrafyası da bilimsel anlamda gelişkin bir dönemini yaşadığından, bu gelişmelerin altlığını oluşturacak çalışmaları geliştiriyor ve yorumluyordu.

Evet, Gazali‘nin temel çıkışı metafiziksel bir düzeydedir. Fakat metafiziğin her zaman fizikle ve dünya tasavvurumuzla ilişkisi vardır. Gazali‘nin içerisinde olduğu düşünsel ortamda, karşı çıktığı metafiziği böyle kolaylıkla yenebilmesinin temel sebeplerinden birisi, bu donemde Aristocu bilimin zayıflamaya başlamasıdır.

Aristocu bilim, bugünkü bilimin aksine tümevarıma değil tümdengelime dayanıyordu. Dört element, ay üstü ve ay altı alem, her maddenin kendi doğasına dönmek istemesi gibi ereksel açıklamalar, temel olarak insan aklının dünyayı açıklama / düzenleme çabasının bir parçasıydı. Bu inançlar dünyayı düşünülebilir bir bütün haline soksa da, bilimsel açıdan sınırlı bir işlev görüyordu.

Gazali nedensellik konusunda savunacağı görüşler ise farklıydı. Gazaliye göre nedensellik, zorunlu ilişkilere göre değil, tüm ilişkileri kat eden ilahi kozmolojik ilkelerle alakalıydı.

Ancak Gazali‘nin yaşadığı ve araştırdığı dünya ne İbn-i Sina’nın ne de Aristo’nun dünyasıydı. Örneğin Aristocu fizikte hareket dairesel ve doğrusal olarak ikiye ayrılıyordu. Dairesel hareket bozuluşun olmadığı kutlu Ay üstü aleme atfedilirken, doğrusal hareket bozuluşun olduğu yeryüzüne atfediliyordu. Zira ilk gokbilimciler, yıldızların hesaplanabilirliğinden çok etkilenmişler ve bu düzende ilahi bir yön aramışlardı.

Fakat Gazali‘nin dönemine kadar süren gokbilimsel incelemeler, bu hesapların hiç de kusursuz olmadığını gösteriyordu. Her hesap yöntemi matematiksel olarak yıldızların hareketini öngörmede iyileşme bile, yerçekiminin bilinmemesi ve Güneş merkezli modelin yaygın olmaması bu problemlerin çözülmesini o günün paradigması içinde imkansızlastiriyordu.

Buna benzer pek çok gelişme, Aristocu bilimin dönüştürülmesi ihtiyacını doğurmuştur. Bu ihtiyaç, Gazali‘nin en büyük destekçisi olmuştu.

Gazali nedensellik hakkında ne söyledi?

Gazali nedensellik (sebep-sonuç ilişkisi) hakkında önemli görüşler ileri sürmüştür. En çok bilinen katkılarından biri, nedenselliğin doğasına yönelik eleştirel yaklaşımıdır. Gazali’nin bu konudaki görüşleri özellikle “Tahafut al-Falasifa” (Felsefecilerin Tutarsızlığı) adlı eserinde yer alır. Gazali felsefesinin en önemli eseri, felsefecileri eleştirdiği kitabıdır.

Gazali, Aristotelesçi ve İslam filozofları olan Farabi ve İbni Sina gibi düşünürlerin doğal dünyadaki olayların sabit, zorunlu sebep-sonuç ilişkileriyle açıklanabileceği görüşüne karşı çıkmıştır. Ona göre, doğal dünyadaki her olay, doğrudan Allah’ın iradesi ve müdahalesi ile gerçekleşir. Örneğin, bir ateşin bir odunu yakması olayında, Gazali’ye göre, ateşin odunu yakma ‘gücü’ yoktur. Odunun yanması, Allah’ın her seferinde olaya doğrudan müdahale etmesiyle gerçekleşir.

Bu yaklaşım, Gazali’nin “Sürekli Yaratım” (Occasionalism) fikrine dayanır. Bu görüşe göre, evrendeki her olay ve değişim, Tanrı’nın sürekli ve doğrudan müdahalesiyle gerçekleşir. Bu, doğal nedenlerin varlığını ve etkisini inkar etmek değil. Bu nedenlerin sonuçları doğurmasının Tanrı’nın iradesine bağlı olduğunu vurgulamaktır.

Bu noktada Gazali’nin nedensellik fikrinin kendi içerisinde olduğu teoloji ile ilişkilidir evet. Ama Gazali felsefesinin, nedensellik konusunda İbni Sina ve antik Yunan düşünürlere göre yenilikçi olduğu söylenebilir. Gazali, nedenler ve sonuçlar arasındaki bağlantıyı sorgulayarak, nedenselliği başka bir bakış açısıyla tartışmaya açar.

Gazali nedensellik konusunda söyledikleri, pratik konular hakkındaki düşüşü de etkiler. Gazalinin nedensellik konusundaki şüpheciliği, örneğin hastalıkların tedavi yöntemlerine ilişkin yeni araştırmalar yapılmasının yolunu açar. Çünkü eski Yunani düşünürlerin savundukları ereksellik ilkesine göre, tedavi ancak bir hastalığa cevap verecek madde verilerek yapılabilir. Ancak şüphecilik, farklı tedavi yöntemlerinin geliştirilmesini destekler.

Gazali nedensellik hakkındaki görüşleriyle, hem İslam dünyasında hem de Batı felsefesinde geniş yankılar uyandırmıştır. Bu görüşler, özellikle Batı felsefesinde, David Hume gibi filozofların nedensellik üzerine düşüncelerini etkilemişti. Yani modern felsefe üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Gazali’nin bu yaklaşımı, aynı zamanda İslam düşüncesinde bilim ve din arasındaki ilişkiyi de şekillendirmiştir.

İslam mimarisi, islam felsefesinden doğar.

Gazali İslam dünyasının Descartes’i mi?

Bunun fazla iddialı bir soru olduğunu tartışmamıza gerek yok. Ancak bu iki düşünürün jestleri arasında bir benzerlik bulabiliriz. Descartes kendi döneminin bilimsel gelişmelerine hakim bir düşünürdü. (Ve matematikçiydi.) Ayrıca döneminin gelişmelerini ve fiziğini, metafiziği dönüştüren bir kavramsallaştırma olarak ortaya koymuştu.

Descartes, düalist bir dünya görüşü önerir. Böylece hem çağın bilimsel gelişmelerini dikkate alır hem de bunları mikrokozmos ve makrokozmos açısından yorumlar. Descartes insanın manevi yani ruhsal yönünü bedensel / maddi yönü ile birleştirir. Ve Batı kültürünü yüzlerce yıl etkisi altına alan bir sistem ortaya atar. Bu sistem bugün çağdışıdır evet. Ama o gün için gerekliydi çünkü bilimsel paradigmanın dönüşümünü kavramsallaştırabiliyordu. Ayrıca bu kavramsallaştırmayı ve oluşan yeni dünya yorumunu bir metafizikle birleştirebiliyordu.

Gazali‘nin amacı ise ikilidir. Birincisi Yunani metafizikten ve mitolojiden İslam metafiziğine sızan öğeleri temizlemek. İkincisi ise artık geçerliliğini yitirmekte olan bir fiziğin metafiziksel açıklamalarını ortadan kaldırmak. Bu anlamda Gazali‘nin de Descartes kadar devrimci olduğu söylenebilir. En azından, Gazali‘nin dönüşen bir dünyaya uygun metafiziği içinde olduğu kültüre önermiş olduğu kesindir.

Sonuç olarak Gazali‘nin İslam Felsefesi’ni sona erdirdiği önermesinin art niyetli olduğunu söyleyebiliriz. Şu ortaya konmalıdır: Evet Gazali belirli tipte bir Felsefe yapma biçimine karşı çıkmıştır. Ancak bu felsefe yapma biçimi çoktan miadını doldurmuştu. İslam Felsefe’sinin zayıflamasına ilişkin araştırma başka alanlarda (özellikle siyaset felsefesinde) yürütülmeli diye düşünüyorum.

Gazali felsefesinin nedensellik konusunda söyledikleri, son derece yenilikçiydi. Onun ortaya koyduğu şüphecilik, İslam felsefesinde ana kanonun güçlenmesine sebep olur evet. Ama aynı zamanda mitolojik açıklamalara dayanan eski Yunani bilimi de ortadan kaldırır.

Bu yüzden Gazali’nin İslam felsefesini bitirdiğini değil, dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. Gazali felsefesi, bence felsefeyi bitirmedi, aksine felsefeye yön verdi.

Ek: Gazali sonrası İslam felsefesini neden tanımıyoruz?

Bugün Gazali sonrası felsefesini tanımamızın en önemli sebebi, dahil olduğumuz kültür evreninin o dönem felsefesi ile farklı olmasıdır. Tarihsel sebeplerle 20. yüzyılın başında batı kültürel alanına yöneldiğimizden, kültürel zincirimizin bazı halkalarını tanımamamız doğaldır.

Gazali felsefesini tanımıyoruz. Halihazırda Osmanlı kültürel üretimlerinden pek çoğunun günümüz Türkçesi’ne çevrilmediğini buluyoruz. Bu noktada Osmanlıca ile günümüz Türkçesi arasındaki uzaklık da önemlidir.

“Tanzimat’tan başlayan belirli sahalara ilişkin kadimi terk etme yaklaşımı, Cumhuriyet’le birlikte hayatın her alanına teşmil edilmiş; böylece yukarıda işaret edilen, siyasi beka-i devlet uğruna yeni bir terkipten çok bir katılmaya hatta asimilasyona doğru yol alınmaya başlanmıştır.”

İhsan Fazlıoğlu, Kayıp Halka, s. 78

Eğer bu yazıyı beğendiyseniz, Yunus Emre ile ilgili yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

Trending