Sözde somut nedir ve kapitalizmin eleştirisinde bize hangi imkanları sunar? Karel Kosik bu kavramı nasıl kullanmıştır? Ve bu kavramın sol Heideggerci işlevi nedir? Sözde somut kavramı, kapitalizmi anlamak için faydalı mı?
Karel Kosik sözde somut kavramını, kapitalizmin gündelik yaşamın nasıl hegemonya altına aldığını ve kendisini nasıl gizlediğini göstermek için kullanır. Sözde somut, kapitalizmin bize belli bir açıdan gösterdiği dünyadır. Somut dünya, nasıl sözde hale getirilir?
Bu yazıda, sözde somut kavramının sınırlarına ilişkin bir eleştiriye de yer vereceğim. Neden eleştirel teori, sözde somut ile sınırlı kalmayıp sözde somutu da karşısına almak zorundadır? Sözde soyut kavramını, sözde somuttan hareket ederek nasıl ortaya koyabiliriz?
Bu yazıda sözde somut kavramını Karel Kosik’in Somutun Diyalektiği kitabı üzerinden ele alıp, sözde soyut kavramının ne ifade edebileceği üzerine düşünmek istiyorum.
Sözde somut nedir?
Sözde somut kavramını, Heideggerci terminolojiden ödünç alır Karel Kosik. Bu kavramın kullanım amacı, gündelik hayatın pratikleri içerisinde bir isyan / özgürleşme basamağı bulmaktır.
Heidegger, hepimizin gündelik pratik içerisine gömüldüğümüzü ve olaylar silsilesi içerisinde soğurulduğumuzu / unutkanlaştığımızı söyler. Kaygının yaşamımıza sızması ise, pratik dünyadaki bir aksaklık ile mümkün olur.
Aksaklık, bir cihazın bozulması, hastalık ya da ölüm olabilir. Bu bozulmalar, Dasein’a hiçliği hatırlatır ve ona kaygıyı davet eder. Dasein, içinde olduğu unutkanlıktan çıkmak için burada bir fırsat yakalar, onu değerlendirip değerlendirmemek ise onun elindedir.
Karel Kosik, hergünkülüğün örtücülüğünü, kapitalizmin hegemonyası ile ilişkilendirir. Sözde somut, her şeyin olması gerektiği gibi olduğu örtülü iddiasıdır. Buradaki iddia, statükonun korunması ile ilgilidir.
Gündelik aşinalığın dünyası, bilinen ve tanınan bir dünya değildir. Onu gerçekliği içinde sunmak için fetişleştirilmiş mahremiyetten sökülüp alınmalı ve yabancılaşmış gaddarlıkla ifşa edilmelidir.
Somutun Diyalektiği, Karel Kosik, s.78
Sözde somuta göre, dünya hep olduğu gibidir ve değişmesi düşünülemez. Karel Kosik, eleştirel teorinin ve devrimci mücadelenin işte bu sözde somuta savaş açması gerektiğini söyler. Çünkü sözde somut yıkıldığında, devrimci eylem ve özgürlük için bir fırsat oluşur.
Sözde somutun yıkılması, kaygının ve onunla birlikte sahi olunabilecek özgürlük ile sorumluluk için son derece önemlidir. Kosik, modern sanatın da en önemli ilkesinin sözde somutun yıkılması olduğunu söyler.
Benim kendi düşüncem, sözde somutun zorlanmasının sanat için son derece önemli olduğu. Zira eğlencelik olma durumunu aşan her yaratıcı sanat eseri, insanın oluşu üzerine özgürleştirici bir söz söylemek durumundadır. Bu dokunuş ise, ancak sözde somut ve onun kültürünün ötesinde gerçekleşir.
Sözde somutun sınırları
Sözde somut kavramı, Heidegger’in pratik felsefesinde kaynağını bulsa da, en nihayetinde Marksist alt yapı – üst yapı ayrımına dayanır. Bu ayrıma göre, alt yapı yani ekonomik ve somut ilişkiler, her zaman için üst yapıyı yani kültürel ögeleri katı şekilde belirler.
Karşılaştırma yapmak istiyorsak, somut olanın üstünlüğü açıktır. Fakat bu kesin bir üstünlük müdür? Hele ki insanın simgesel hayvan olduğunu dikkate aldığımızda? Günümüz siyasetinde insanların kendi zararlarına olana kolayca ikna edilebildiklerine sık sık şahit olmuyor muyuz?
Alt yapı – üst yapı ayrımını tarihsel materyalist araştırmamızda kullanabiliriz. Ancak Alt yapı ile ilgili problemlerin çözüldüğünde ya da bunlarla ilgili farkındalık yaratıldığında, insanların gerçeğin önünde eğileceklerini ve ona sarılacaklarını umamayız. Bu naiflik olurdu.
Bence, eleştirel teori ve sanat, sadece sözde somutu araştırmamalı ve onu yıkmakla yetinmemeli. Sözde somutun gerçekliğinde çarpıtılmış kültürel ögeler, inanç ve adetlerden oluşan mitolojik sözde soyut da, araştırma sahası olarak görülmeli.

Sözde soyut nedir?
Sözde soyut kavramını, sözde somut kavramının sınırları sebebiyle türetiyorum. Ama bu kavramın işaret ettiği uzayda bazı boşluklar var. İlk soru şu: Sözde somut zaten kültürel alanda tezahür etmiyor mu?
Hem evet hem hayır. Aslında sözde somutu, sözde soyutu da içine alacak şekilde genişletebiliriz. Ama bunu yapsak bile, hala gerçekliğin önündeki bir perde olan sözde soyutu / sözde somutu aşmaya çalışacağız.
Burada, bir tür pedagojik kurtuluş perspektifi var bence. Marksizmin mesiyanik altın çağa ulaşma ideali ve buna engel olan gündelik hayatın aldatıcılığını yenme çabası, bakışımızı koşullandırıyor. Oysa ne yaşam ne de kültür siyah beyaz. Ve bilgiye ulaşarak, ne cehaletten ne de dünyanın adaletsizliğinden nihai olarak kurtulamayız.
Bence bu noktada perspektifimizi esnetmeliyiz. Ve sözde soyut kavramının sözde kısmına, ikinci bir bağlam daha vermeliyiz. Evet, “sözde” kavramı yanlış, yanıltıcı, aldatıcı gibi anlamlara sahip. Ama bu anlam, kavramın nitelediği durumun gerçekliğe uygun olmamasından kaynaklanmıyor sadece. “Sözde” aynı zamanda Spinozacı bir işlev de kazanabilir.
Sözde soyutun spinozacı ele alınışı, tikel bir soyutun yani kültürel – mitolojik olanın kişiye faydalı olup olmadığını tartışır. Yani doğruluk yerine, faydaya odaklanır. Bir soyut, yani bir simge kişinin güçlerini arttırıyorsa iyi, azaltıyorsa kötüdür.
Bu noktada sözde sıfatı, doxa (sanı)’yı değil, yani doğruluğun karşıtını değil, hakiki ve otantik olmayanı niteler. Sözde, insanı zenginliğinden ve esenliğinden uzaklaştıranı niteler.
Sözde soyut ve mitos
Bu yaklaşım, öncelikle insanın simgesel yönünü ve mitolojik bir dünyada yaşadığını kabul eder. Platon’un söylediği gibi, halkın felsefe içerisinde yaşaması mümkün değilm Üstad bu durumda, onların içinde yaşadığı mitosun kontrol edilmesinin doğru olacağını iddia etmişti.
Mitosun arzu ve bilinçaltı ile ilişkisinden dolayı, burada tam bir kontrol mümkün olmayabilir. Ancak yine de mitosun, hikayelerin ve kültürün analiz edilmesi, insana yarar ve zararlarının değerlendirilmesi ve kültürel ürünlerin organik üretim süreçlerine katılmak mümkün olabilir.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken, mitos ile ölü anlatıların kast edilmediğidir. Bugünün mitolojisi, dünyayı yöneten 5 aile ile savaşan siyasi lider, reptilyen ırkı gibi siyasi komplo teorileri, covid aşısı ile hepimize çip takıldığı gibi anlatılar olabilir. Bu anlatılar, arkaik mitos ile benzerlik gösteriyor ve onların ortak ağına örülüyor.





Bir Cevap Yazın