Simyacılar, modern kimyanın doğuşundan önceki yıllarda, çeşitli maddeler, iksirler ve tılsımlarla deneyler ve ritüeller gerçekleştirdiler. Hatta ve hatta, bir kısmı modern bilimin doğuşundan sonra bile çalışmalarına devam etti. Peki bu disiplinin nihai hedefi neydi? Simyacılar altın ve ölümdüzlük peşinde miydiler? Simyacılar neyi araştırıyorlardı? Simyanın amacı nedir? Simyacı nedir?

Simyacıların amaçları bilimsel araştırma değilse, bu zahmetli yola neden çıkmışlardı? Üstelik tamamına yakını altına ulaşmakta başarısız olduğu halde? Gizli bir amaçları mı vardı? Hangi ritüelleri gerçekleştiriyor, hangi geleneği takip ediyorlardı?

Sadece bir tür pseudo bilim olarak mı görülmelidir simya? Yoksa kültürün ezoterik ve içsel gizli ifadelerinin bir bilmecesini mi sunar bizlere? Yoksa simya paranormal bağlantıları olan gizli bir öğreti miydi?

Simyacı nedir? Simyacılar neleri araştırmışlardı? Simyacıların gizli amaçları neydi? Simyacılığın simgesel boyutu neydi? Eski Mısır ve Hermetizm simyayı anlamak için neden kritik öneme haizdir? Bu soruları, simya ile ilgili çeşitli eleştirel görüşler ve araştırmacı Metin Bobaroğlu‘nın Simgesel Düşünme kitabındaki Hermetik yorumu doğrultusunda tartışalım.

Simyanın amacı nedir?

Simya, Orta Çağ’da ve Rönesans döneminde popüler olan, esasen kimyasal ve felsefi bir disiplindir. Simyanın amacı ve hedefleri genellikle aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  1. Büyük İş (Magnum Opus) veya Felsefe Taşı’nı Yaratmak:
    • Felsefe Taşı: En ünlü simyasal hedeflerden biri, tüm metalleri altına dönüştürebilen efsanevi Felsefe Taşı’nı (Philosopher’s Stone) bulmak veya yaratmaktır. Bu taş aynı zamanda evrensel bir çözücü ve yaşam iksiri olarak da görülüyordu. Bu taşın ölümsüzlüğe veya uzun ömre ulaşmak için kullanılacağına inanılıyordu.
  2. Elixir Vitae (Yaşam İksiri) veya Panacea’nın Peşinde:
    • Yaşam İksiri: Simyacılar, ölümsüzlük veya en azından hastalıkları iyileştirebilen ve insan ömrünü uzatan yaşam iksirini bulma amacını güdüyorlardı. Bu, tüm hastalıklara çare olarak görülen ve bazen Felsefe Taşı ile ilişkilendirilen bir başka mitsel maddeydi.
  3. Dönüşüm ve Aydınlanma:
    • Kişisel ve Ruhani Dönüşüm: Simya sadece fiziksel maddeyi dönüştürme işi değildi. Aynı zamanda bir kişinin ruhani ve ahlaki dönüşümüyle de ilgiliydi. Simyacılar, dış dünyada yaptıkları dönüşümlerle paralel olarak iç dünyalarında bir bilgelik ve manevi aydınlanma arayışı içindeydiler.
    • Kusursuzluğa Ulaşmak: Maddenin basit veya “aşağı” formlarını (örneğin kurşun veya başka metaller) “yüksek” formlara (altın gibi) dönüştürme süreci, aynı zamanda insanın kendi içsel dünyasında kusursuzluğa ulaşma yolculuğu olarak da görülüyordu.
  4. Alkimik Sembolizm ve Düşünce:
    • Simya aynı zamanda zengin bir sembolik ve metaforik dil geliştirmiştir. Bu dil, evrenin, doğanın ve insanın doğası hakkında derin felsefi ve dini görüşleri ifade etmek için kullanılmıştır.

Simya, modern kimyanın öncüsü olarak kabul edilir, ancak hedefleri ve yöntemleri çağdaş bilimden oldukça farklıdır. Günümüzde, simyanın amacı ve pratiği genellikle tarihi, kültürel ve felsefi bir merak konusu olarak incelenmektdir. Aynı zamanda bazı spiritüel veya ezoterik gruplar tarafından hala sembolik bir yol olarak benimsenmektedir.

Simyacı ne demek

Simyacı nedir? Simyacılar ne yapıyordu?

Simyacı, bir öğreti doğrultusunda, çeşitli maddelerle türlü deneyler yapar. Ve maddeleri birbirine dönüştürmeye çalışan bir araştırmacıdır. Ama simyacı nedir? sorusunun cevabını vermek o kadar da kolay değildir. Çünkü simyacılık karmaşık ve katmanlı bir öğreti ve pratik bütünüydü.

Simyacıların genel olarak üç temel amaçları vardı: 1.) Bol bulunan maddelerin nadir bulunan maddelere dönüştürülmesi. Bu çalışma çoğunlukla en saf madde olarak görülen altına yöneliyordu. (Bu dönüşümün gerçekleşmesi için simyacılar aynı zamanda felsefe taşına ulaşmaya çalışırlar. Çünkü dönüşümü ancak onun tetikleyebileceğini düşünürlerdi.) 2) Yaşam iksiri’nin bulunmasıyla yaşlılığın tedavisi ve ölümsüzlüğün bulunması. (Ölümün fethedilnesi.) 3) Canlı olmayan maddelerden canlının yaratımının sağlanması. (Yaşamın fethedilnesi.)

Pseudo bilim olarak simya

Simyacıların yaptığı çalışmalar, bir çeşit pseudo bilim olarak görülebilr. Simyacılar, maddeleri farklı maddelere dönüştürerek kimya, canlılığı zapt ederek biyoloji yapmaya çalışıyorlardı.

Crow, Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi‘nde, simya ile kimya arasında astroloji ile astromi arasındaki ilişkiye benzer bir ilişki olduğunu söyler. Simyacılar daha çok amaçları ve ritüelleri ile ilgilenseler de, kimyasal buluşları da vardı.

Simya gibi bir sanatın altında, evrenin temel yapısına ilişkin bir merakın var olması muhtemeldir. Zira insan arkaik dönemde bu yana, doğada maddelerin çeşitli hallere girdiğini görüyordu. Doğada bir dönüşüm olduğu muhakkaktı. Büyücülerin ve simyacıların cin fikri, bu dönüşümün yapay olarak da yaratılıp yaratılmayacağıydı. Ama bunu modern dönemde, bilim başarabilecekti ancak.

Evet, bugün artık labarotuvar koşullarında her türlü maddeyi yapay olarak üretebiliyoruz. Ama evrene ilişkin merakımız, hala maddenin ve uzayın sınırlarını zorluyor. İlk ve ortaçağın ilkel bilim adamları için bu sınır, maddenin arıtılması, dönüştürülmesi ve ölümsüzlüğün bulunmasıydı.

Simya, günümüzde ortaçağ dönemine ait olarak bilinir. Ama aslında Taocu Çin ve eski Mısır’a kadar pek çok kültürde görülmüştür. Fahreddin El-Razi altına ulaşmak için çok büyük yatırımlar ile dev düzenekler kurup başarısız olmuştur. İbn-i Sina çeşitli deneyler yapmış ancak simya ile ulaşılan altının sahte olduğunu belirtmiştir. (Belki de kendi yaptığı deneyler vasıtasıyla ulaşmıştı bu sonuca). Farabi ise maddeyle ilgili deneyleri dolayısıyla sesin fiziksel yapısına ilişkin keşiflerde bulunmuştu.

Simya ortaçağ Avrupasında gündelik bir meseleydi: ‘Papa XXII. John (1336-1334) simyacılara karşı bir karar yayınlamıştı. Bu kararda onların altınlarının sahte olduğu ve halkın parasının özelliklerini bu paraya basma küstahlığını gösterdiklerini belirtti.’ (Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin Tarihi, s.232)

Kalpazanlık olarak simya

Simyacılık, zenginlerden para sızdırmaya çalışan çıkarcı kişilerin paravanlarından birisi de olmuştu. Pek çok simyacı, altına ulaşabilecekleri vaadi ile zenginlerden çok miktarda para sızdırmıştı.

Aynı zamanda simyacıların altına ulaşmak istemesi, otoriteleri de endişelendiriyodu. Belki de bu çalışmayı yapanların bazıları, sahte para basımı konusunda da kendilerini geliştirmişti.

Simyacıların amacı nedir

Simyacı ve simgeleri

Simyanın, demir bakır vs. gibi metalleri çeşitli işlemlerden geçirerek en saf metal olan altına ulaşma çabası olduğunu biliyoruz. İlginç olansa, simyacılığın definecilik ya da hazine avcılığından farklı olarak zenginleşmeye odaklanmamış olmasıdır. (Simyacılar içerisinde hevesli burjuvaları dolandırmak isteyen çok fazla düzenbaz olmasına rağmen bunu genelleyemeyiz. ) Yani simyacı nedir sorusunu sorduğumuzda, ilk bakışta son derece pratik bir amaca yönelmiş bir öğreti ile karşılaşırız.

Simyacılıkta iyi para var mı, bunu bilmiyoruz. 🙂 Ancak simyacılığın altın hırsıyla sınırlı olmadığı açık. Simyacıların yaptığı çalışmalar, ilkel kimyaya benzese de, çok nadir olarak başarıya ulaşıyordu. (?)

Simyacıların daha çok maddenin özünü kavramak ve onu dönüştürmek gibi bir amaçları olduğunu düşünebiliriz. Eğer böyle bir amaçları yoksa, bu yolun müridleri zenginleşmek için neden bu kadar karmaşık bir yol seçmişlerdi?

Simyacıların kendilerinin bile bir kısmı bunun farkında olmasalar da, disiplinleri ve öğretileri simgelerle çalışıyor olabilir. Jung simya ile ilgili şu yorumu yapar:

“Artephius bizi simyacıların sözlerinin çok katmanlılığı konusunda uyarır: Her kim simyacı filozofların yazdıklarını Simgesel değil de harfi anlamda alırsa, asla kurtulamayacağı bir labirentin bucaklarında kaybolur.” (Simgesel Düşünme, s. 22)

‘G. Jung, rüyasında, simgelerini bulduktan sonra bilinçdışı psişik etkenlerin işe karıştığı kuramını ileri sürdü. Bu kurama göre, simyacı yalnızca kimyasal deneyler yapmıyor, aynı zamanda kendi psikololojik gelişimini de tamamlıyordu.’

Büyünün, Cadılığın ve Okültizmin tarihi, s.226, Crow

Simyanın ve hermetizmin ortak kökeni: Mısır

Hermetizmin Eski Mısır’da doğduğunu biliyoruz. Hermes Triangismus hermetizmin kurucusuydu ve Mısırlı’ydı. Hermes hem bilimlerin kurucusuydu, hem de mistik tekamül öğretmeni olan kutsal bir figürdü.

Eski Mısır’da simya, günümüzde anladığımız biçimde bilim ve felsefenin bir öncülü olarak var olmuştur. Zosimos, bir Mısırlı olarak, diğer zanaatkar rahiplere yönelik yazılarında, tapınak ortamında gerçek bir çalışma deneyimi sunduğunu gösteren ayrıntılara yer verir. (Kaynak: Egyptian Temple Culture and the Origins of Alchemy, By Shannon Grimes, Phd)

Simyacı nedir

Eski Mısır tapınakları, tanrıların yaşadığı yerler olarak kabul edilir ve kozmosun mikrokosmik temsilleri olarak tasarlanmıştır. Tapınaklar, kozmik düzeni (maat) sürdürmek ve dünyada ilahi varlığı çağırmak için günlük ibadetler ve kozmik yaratılışı yeniden canlandıran ritüellerle doludur. Bu bağlamda, Zosimos gibi yüksek rahipler, simyanın kökenlerine dair değerli bilgiler sunarlar.

Zosimos, rahiplerin eski kitapların koruyucuları olduğunu ve bu kitaplara sadece tapınağın kutsal alanında erişilebildiğini belirtir. Bu durum, simyanın kökenlerinin Eski Mısır’daki tapınak kültürü ve özellikle de Hayatın Evi olarak adlandırılan bilgi ve zanaatkarlık merkeziyle derin bağlantıları olduğunu gösterir.

Eski Mısır’ın, simya gibi ezoterik bilgeliklerin kaynağı olarak görülmesinin nedeni, tapınak kültürünün derin bilgi ve ritüellerle dolu olması ve bu kültürün zamanla simya üzerinde önemli bir etkiye sahip olmasıdır. Zosimos’un çalışmaları, Eski Mısır’daki simyanın kökenlerine ve pratiğine dair değerli içgörüler sunarak, bu bilgelik geleneğinin antik dünya üzerindeki uzun süreli etkisini vurgular.

Bu bilgilerden hareketle, simyacı nedir sorusunu tekrar sorabiliriz. Simyacı, ritüelik olarak yaratılışı ve kozmosun döngüsünü yeniden ortaya koyan bir rahip olarak görülebilir. Bu performans, simyacı ve öğrencilerinin gözü önünde, evrenin döngüsünü ve gizemlerini yeniden yaratır.

Simyanın gizli amacı: Hermetizm

Simyanın hermetik yorumuna göre, simyacılar yaptıkları deneylerle bir yandan maddeyi araştırır ve sınar. Bir yandan ise kendilerini araştırırlar. Bu süreç boyunca, simgesel mana yüklenen metaller ritüeller eşliğinde arındırılır. Ama kişi aslında kendi ruhunu arındırmaktadır.

Burada sıradan maddelerden en saf maddeye yani altına ulaşılmak istenmesi ilginç bir metafordur. Burada kast edilen, ruhun tekamülüyle en saf noktaya, yani aşkınlığa ulaştırılmasıdır. İnsan kendini dünyada beşer olarak bulur. Ama insan olmaya yaptıkları ve çabalarıyla hak kazanır bu anlayışa göre.

Bobaroğlu’na göre, simyacıların metallerin dönüşümü için kullanmak istedikleri felsefe taşı, burada çok önemli bir rol üstlenir. Bu taş latince Okült Lapidem olarak adlandırılır. Buna göre simyacıların mottosu şu şekilde özetlenebilir:

Simyacı nedir: Visita interiora / Terra Rectificando Invenies / Occultum Lapidem.

Visita interiora / Terra Rectificando Invenies / Occultum Lapidem. Yani ”İçine seyahat et, toprağının içindeki felsefe taşını bul ve rektifiye et (arıt.)” (Simgesel Düşünme, s.21)

Bu mottodan da anlaşılabileceği gibi, simyacı hermetik kadim öğretinin ‘Kendini bil’ ilkesini temel alır çalışmasına. Simyacı filozoflar, kendiliği gözlemleyip aşkın bir Kendi’ye ve onun varlık görüşüne ulaşmaya çalışırlar. Peki bu tekamül, neden sadece teorik düzeyde kalmaz da bir disiplin ve ritüel ortaya çıkar.

Kişisel tekamül ve simya

Simyacı, maddenin kökenini araştırırken, aynı zamanda kendisini de araştırır. Çünkü hermetizme göre makrokozmos (evren) ve mikrokozmos (insan) bir bütündür. Evreni araştıran, kendisini de araştırır. Çünkü insan, varlıkların en yücesi olarak, evrenin tüm sırlarını da kendisinde barındırır.

…Ben’deki Ben’i bulup ondan vazgeçebilmekle edinilen büyük güç. Simyacılar düşle gerçeğin bir bütün olduğunu tanıtlamak istiyorlardı. Altını bulunca sustular. Söz ortadan kalkmıştı. Eşyanın ötesindeki, arkasındaki, değil, kendisi ve insan, ilk kez madde gibi yaratıcı kıldı kendini. Hiçbir dinin veremediği bir yaratıcılık.

Öğle Uykusundan Uyanırken, s.365, Melih Cevdet Anday

Burada hem hermetik, hem ezoterik hem de uzakdoğu geleneklerinin ortaklaştığı bir ilkeye ulaşırız. Ruhun arıtılması, bilgeliğin ona altın bir tabakta verilmesi ile gerçekleşemez. Kişi, hakikat yolunda ilerleyebilmek için, önce içerisinde olduğu dünya görüşü ve ontolojiden çıkmalıdır. Kendisinin sınırlarını tanımalı ve zorlamalı, dünyayı yeni bir şekilde görmelidir. Türlü engellerden geçerek Yunus Emre’nin söylediği gibi benden içeri Ben’e doğru uzun bir yolculuk gerçekleştirmelidir.

Simya disiplininde, kadim öğretilerin bu ilkesi ortaya çıkar. Simyacı, hem teorik felsefi çalışma yürütür ve felsefe taşını arar. Hem de bir ritüel haline getirdiği deney ve araştırmalarına devam eder. Ritüeli burada, kişinin arayışını noktalamaması, kendisini bir arada-olan olarak tasavvur edebilmesidir. Bu sayede hakikate yönelik bir açıklık kazanabilmesi için kullanılan bir tekniktir simya.

Simyacılar bilim karşısında çocuklaşmayı yeğlediler. Çocuğun yüreği temizdir ve ünlü simyacı Nicolas Valois “Yüreğin temizliği yitirilirken bilim de yiter gider” demiş. Anlamak, yapabilmek demektir ve onlar altını, kendilerini anlamak için yapmak istediler. “Altın ölümsüzlüktür, ancak ruhun açıklığı ile elde edilir.” Böyle demişti Basil Valentin Eliade. Zincire, hacer-i zeybek tanrılara dönüşür. Simya özlere yönelik bir sanattır. Zamanı yenmeden başarılamaz. Zamanın olmadığını bil! Şamaşın gizini başka nasıl anlayabilirsin? Mandala sadece bir dairedir, bütün tılsım bunda. Simyasal evren hem öznel hem nesnelsir, hem düşsel hem gerçek. Ta başından beri yalnızlık korkusu çektik. Yalnızlık insanı güçlendirdiği ölçüde yararlıdır. Bir kezlik varoluşu anlayana ne mutlu!

Öğle Uykusundan Uyanırken, s.364, Melih Cevdet Anday

Sonuç olarak, hermetik görüşe göre simya disiplininin batıni anlamlar ve simgesel bir düşünme içeren bir teknik olduğu söylenebilir. Simyacı nedir? sorusunun cevabı, sadece maddeleri altına çevirmeye çalışan bir tür büyücülük değildir. Simyacı nedir sorusunu sorduğumuzda, aynı zamanda simyacılığın hermetik ve simgesel yönünü de dikkate almalıyız.

Sonuç olarak, simyacıların yaptığı çalışmaların, ilkel bir bilim olduğunu söylemek eksik olacaktır. Öyleyse simya üzerine düşünmek, sadece gizemli ve heyecanlı bir yolculuk değildir. Aynı zamanda felsefi bir yolculuktur. İlginizi çektiyse, Metin Bobaroğlu’nun bu konuyu da işlediği heyecanlı makalesi için şuraya bakabilirisiniz.

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin