Gibi dizisi özgünlüğü ve güncel mizah tonu sebebiyle son dönemde büyük ilgi gördü. Peki Gibi dizisini bizim dizimiz yapan şey neydi? Gibi dizisi konusu nedir? Feyyaz Yiğit ve Aziz Kedi bizi nasıl yakaladı? Gibi dizisi Türkiye’nin güncel sorunlarını nasıl yakaladı?

Bu durumun, dizinin mizahi tonunun günümüzde orta sınıf ve gençliğin ihtiyaç ve cinnetleri ile örtüşmesi olduğunu iddia edeceğim. Tabii bunu vurgularken, kaliteli oyunculukları, Feyyaz Yiğit’le Aziz Kedi’nin yıllar içinde oluşturdukları mizah dilini ve yaratıcı kurguyu es geçmemek lazım. Fakat bizim istediğimiz mizah üzerine düşünmek ve bunu “Gibidizisi üzerinden yapmak.

Gibi dizisi konusu

Gibi dizisi, Yılmaz, Ersoy ve İlkkan’ın gerek birbirleriyle gerek etrafındakilerle didişmelerini anlatıyor. Üç kafadar, her bölümde hayatlarını yeni bir çıkmaza sokar. İçine girdikleri kör kuyular, sadece onların boğuştuğu sorunlar değildir. Gibi dizisi, her bölümde bizim ayrı bir korkumuzu ele alır.

En önemlisi de bu sorunların güncelliği ve yerelliğidir. Her bölüm bir başka absürd mizah olayı yaşanır dizide. Ama Gibi dizisinin değişmeyen konusu, beyaz yakalı ve küçük burjuvanın kırılganlığıdır. Yılmaz 10 lirasını İlkkan’a borç verip, ”10 liramın olması hiç paramın olmamasından daha çok canımı acıtıyor” der. Bu replik, hepimizin içinde olduğu ekonomik sıkıntılara işaret eder.

Yılmaz ve İlkkan kah kokoreç arabası almak zorunda kalır, kah köle ilanına başvuran İlkkanı kurtarmaya çalışırlar… Bir bölümde yaşlı yıkar Yılmaz, Bir bölümde ise anneannesi yenilen arkadaşlarını teselli ederler. Tüm bu absürt olaylar, sanki günümüz Türkiyesi’nin absürtlüğünü hatırlatır. Gibi dizisi, bence bizi tam da bu yüzden yakalıyor.

Gibi dizisi konusu

Yaşıyoruz “gibi” ve gibi dizisi

Şu anda içerisinde olduğumuz toplumsal – ruhsal durum, şöyle özetlenebilir: Yaşıyoruz gibi, çalışıyoruz gibi, direniyoruz gibi, akıl sağlığımızı koruyoruz gibi. Gençlik olarak bugün yaşanan ekonomik çöküşe, politik ve toplumsal yozlaşmaya ve katastropy’e direnebilmemizin tek yolu bu: Gibi yaşamak.

Yaşamın anlamlandırılması her zaman ve her yerde zordur. Ancak yaşam mücadelesi çetrefilli hale geldiğinde, anlam bizden iyice uzaklaşır. Emeğinizin karşılığını bir türlü alamayacaksak neden üniversite okuduk?

Ticaret yapan cahil cühela takımı ve yandaşlar bu kadar para kazanırken biz neden hala mesleğimizi doğru yapmaya çalışıyoruz? Üstelik çoğumuz emeğimizin karşılığını alamadığımız halde.

İroni olmadan bu kadar hızlı bir çöküşler serisine nasıl dayanılabilir ki? Evet, tüm bu ekonomik gelişmeler sosyo-ekonomik olarak anlaşılabilir ve öngörülebilirdi. Tüm bu siyasi çürüme anlaşılabilir ve hatta önlenebilirdi. Ama bugünlere geldik hep birlikte. Ayrıca gerçeklerin yanında bir de akıl sağlığımız söz konusu.

Üstelik 12 Eylül darbesinden beri toplumsal direnişe vurulan binlerce darbenin birikmiş tortusu, direniş ve politik alanı bile “gibi” yaşamamıza sebep oluyor. ( Herkes için değilse de çoğumuz için.) Çünkü kaybetmekten usandık, her ne kadar politik bilincimiz uzun erimli olmasa da. Direnişin bile ironisini yapmak zorundayız, çünkü onun için yeterli cesaretimiz yok.

Gibi dizisi, işte bu kaygan zemini anlatır. Gibi dizisi konusu, günümüz Türkiye’sinin sahip olduğu absürtlüktür. Bu durumda kara mizah, gerçekliğe dair daha geniş bir resim çizmek anlamına gelir. Gibi dizisindeki olayların eğreltiliği, bence bizim gençliğimizin içinde olduğu bu açmazla ilişkili.

Ülke “gibi” ve gibi dizisi

Bir toprak parçasını ülke haline getiren, bir insan topluluğunu halk yapan nedir? Geniş bir soru olabilir bu ama asgari olarak birlikte yaşayabilmeleri ve birbirlerine katlanabilmeleri diyebiliriz. Yani toplum içerisinde belli bir harmoni olmak zorunda diyebiliriz.

Ama bu harmoni cinnet de olabilir. Özellikle de ülkede herkesi fakirleştiren ve uçuruma doğru iten adaletsiz bir sistem mevcutsa. Peki herkes nasıl fakirleşebilir? Birileri fakirleşiyorsa birileri zenginleşmez mi?

Kabaca her kaybedenin bir kazananı vardır elbet. Fakat bizim ülkemizde öyle bir ekonomik model var ki, hem giderek daha az kişi zenginleşiyor, hem de daha az zenginleşiyoruz. Çünkü değer üretmiyoruz. Bu durumda zenginleşen bile enflasyonla yarışa girmek zorunda kalıyor.

Bu kadar büyük bir genç iş gücü nüfusumuz varken, zenginliği sürekli çalışan orta sınıfın vergilerinden devlet ihaleleri ile derebeyleri aktarıyoruz. Onlar da inşaat yapıyor ve enflasyonu, konut fiyatlarını ve kiraları şişirip duruyorlar. Sistemin ürettiği enflasyonsa, sürekli çalışan kesimden çalıyor. Gibi dizisi konusu, işte bu absürtlük bence. Ülkenin içinde olduğu absürtlük, delirmemek için mizaha dönüşüyor.

Çalışanı giderek köşeye sıkıştırır, liyakatı çöpe atar, adaleti ortadan kaldırırsa bir ülke neden yıkılmasın ki? Gençler neden bu ülkeden kaçmaya çalışmasın? Ve hatta bu ülkeye neden ülke diyelim hala? Bizi sadece cinnet birbirimize bağlıyor bu ülkede ve bu cinnete dayanabilmek için “gibi” yaşıyoruz hepimiz.

Gibi dizisi konusu
Gibi dizisi karekterleri Yılmaz ve İlkkan.

Politik “gibi” değil “gibi”

Tam bu noktada, içeriği pek de politik olmayan Gibi dizisinin politik bir açıdan yorumlanabileceğini düşünebiliriz. Dizinin amacı politik olmak değilse de, genel haletiruhiyemize dokunduğu ve devinimini ondan aldığı / ona devinim kattığı oranda dizi politik bir anlam ifade etmeye başlıyor.

Bu noktada dizi karakterlerinden Yılmaz’ın sürekli ve anlamsız isyanı ile İlkkan’in sürekli kabulleniciliği ve uyumluluğu arasındaki zıtlık, bizim içinde olduğumuz gerilime referans veriyor. İlkkan haklıdır çünkü öyle bir noktadayızdır ki hiçbir şeyin anlamı yoktur artık , üstelik her zaman karşı fikir haklı olabilir.

Yılmaz ise siktir lan diyerek dalacaktır bu politik doğrucu tavra. Fakat bu ikiliden birisini seçmemiz gerekmez, asıl olay her ikisinden birisi olamamamız. Ve bu git gelin doldur boşaltını yaşayıp durmamızdır hepimizin. Gibi dizisi, birbirimizle olan kavgamızın aslında kendimizle olduğunu anlatır. Gibi dizisi konusu, aynı zamanda kendimizle olan mücadelemizdir.

Sınıf çatışması

Bence ilk dikkatimizi çeken, Gibi dizisi karekterlerinin giydikleri pastel renklerdir. Yılmaz, İlkkan ve Ersoy, Yılmaz’ın da dediği gibi ”bok gibi” giyinirler. En azından pejmürde oldukları kesindir. Ayrıca kaldıkları ev de Yılmaz’ın bir akrabasınındır.

Dizi karakterlerinin çoğu bölümde ekonomik sıkıntı içerisinde olduğunu görürüz. Bu da dizinin hedef kitlesine ulaşmasını açıklar. Çünkü gençlik, enflasyon ve düşük maaşlar yüzünden bir fakirleşme süreci içerisinde.

Bir başka nokta ise çalışma hayatı ile ilgili bölümlerdir. Ersoy’un garson olduğu bölümde işi onun tüm enerjisini emer. Bunu hangimiz kendi hayatımızdan bilmiyoruz ki?

Ya da arkadaşların zengin arkadaşları ile yemeğe gittiği bölümü düşünelim. Zengin bir et lokantasında hesabı ödeyebilmek için, Ersoy kanını satmak zorunda kalmıştı. Hesabı ödeyemedikleri için pek çok başka problem yaşar ve rezil olur üçlü. Hangimizin köleyi dönmüş, gösterişçi bir iki arkadaşı yok?

İlkkan’ın köle ilanına başvurduğu bölüm de benzer bir absürt komedi örneği. İlkkan bu işe ücret alacağını düşünerek başvurmuştu. Ama çok geçmeden olayın tam tersi olduğunu anlayacaktı. İlkkan parasızlık yüzünden kölelik yapmak zorunda kalır. Gibi dizisi konusu, aynı zamanda sınıf çatışmasıydı çünkü.

Sonuç: İronik tavır ve gibi dizisi

Sonuç olarak, Gibi dizisinin hepimizin güncel siyasal toplumsal cinnet ortamına dayanabilmek için bir şemsiye haline getirdiğimiz ironiye ve ironik tavra yaslandığı oranda gençliğin politik haleti ruhiyemizi yansıttığı söyleyebiliriz. Yine de dizinin politik yönünü abartmamak gerekiyor. (Belki de son zamanlarda o kadar apolitikleştik ki en küçük hareketi bile politik sanmaya başladık. ) Gibi dizisi konusu günümüz Türkiyesi’dir.

Ayrıca bu tespiti yaparken, bu tavrın bir mizahi ton olarak gelişmesinde etkisi olan Gırgır, Leman, Penguen, Uykusuz gibi mizah dergilerini de es geçmemek gerekir. (Eklemek gerekir ki gibi mizahının pek çok ögesi de bu geleneğe yaslanıyor ya da buraya selam çakıyor. Örn. S2B1’de gördüğümüz Yalvaç’ın Umut Sarıkaya’nın ev seksisi karekteri ile benzerliği.) Aynı şekilde ülkenin politik ekonomik dönüşümlerinin bu gelişime etkisini de yok sayamayız.

Leman, Gırgır döneminde daha doğrudan eleştirel olan mizah tonunun, Uykusuz geleneğine doğru neden daha kinik ve hatta sinik bir hal aldığı ise başka bir tartışma konusudur. Bu dönemin tek parti iktidarının ve sansür konusunun etkisi elbet söz konusu. Ancak gençliğin giderek umutsuzlaşmasını ve geleceksizleştirilmesini de burada bir etken olarak düşünebiliriz.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse, Kemal Sunal’ın ‘Abuk Sabuk 1 Film’ komedisine ilişkin yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin