Martin Eden, saf burjuva kızı Ruth’a aşıktı ve bunu biliyordu. Ruth ise ona olan aşkını çok zor kabul etmiş ve kabul ettikten sonra da onu sürekli bir başkasına dönüştürmeye çalışmıştı. En nihayetinde Martin’e olan inancını kaybetti ve ondan ayrıldı. Ruth Martin Eden’i neden sevmemişti? Martin Eden Ruth gerilimi bize ne anlatır?

Oysa kitapta kadının da genç adama aşık olduğuna dair pek çok işaret görürüz. Belki annesinin baskısı, belki içinde olduğu kültürün ona öğrettikleri, belki gururu yavaşlatır onu. Ama bunların önemi yoktu. Önemli olan karardı. Ruth, Martin Eden‘i sevmemeyi seçmişti.

Bu yazıda Ruth ve Martin Eden aşkının aksaklıklarını tartışmak istiyorum. Ayrıca şu konulara da değineceğiz: Jack London Martin Eden ne anlatıyor? Martin Eden konusu nedir? Aşk Martin Eden’i nasıl çaresiz bıraktı? Jack London’un karekterleri Martin Eden ve Ruth kimdir?

Martin Eden konusu

Jack London Martin Eden romanı, 1909 yılında yayımlandı. Roman, kısmen Jack London’ın kendi hayatından esinlenerek yazılmıştır. (Jack London da kahramanı Martin Eden gibi intihar eder.) Ve Amerikan rüyasının eleştirisini içerir.

Romanın ana karakteri Martin Eden, düşük sosyo-ekonomik bir geçmişten gelen genç ve kendini eğiten bir adamdır. Eden, zengin bir ailenin kızı olan Ruth Morse ile tanıştıktan sonra, onun dünyasına ve sosyal sınıfına ait olmak için kendini geliştirmeye karar verir. Kendini geliştirmenin bir yolu olarak yazmaya başlar. Ve zorlu bir yolculuğun sonunda başarılı bir yazar olur.

Martin Eden, sosyal sınıf, bireysel çaba, Amerikan rüyası ve kapitalist toplumun doğası gibi temaları ele alır. Roman, kahramanın entelektüel ve duygusal gelişimini detaylı bir şekilde ele alırken, aynı zamanda dönemin Amerikan toplumunun sosyal yapısını da gözler önüne serer.

Ama bence kitabın en önemli eleştirisi kültürel üretim alanına yönelik. Yazar edebiyat dünyasında yozlaşmış burjuva değerlerin hakim olduğunu, Martin Eden Ruth gerilimiyle anlatıyor. Yani aslında kapitalist bir dünyada kültürün nasıl bir savaş olduğunu görmüş oluruz.

Ayrıca kitap, örtülü olarak ”hayatın anlamı nedir” konusunu da tartışıyor. Çünkü kitabın ana kahramanı Martin Eden, macerasının sonunda başarılı olsa bile, bu başarılı ile anlamlı ve mutlu bir hayat süremiyor. Peki Eden’in yaşamında eksik kalan neydi?

Aşk ve farklı dünyaların gerilimi

Martin Eden’e ve Ruth ile ilişkisinin derinliğine gelelim öyleyse. Martin ve Ruth başka dünyaların insanları mıydı?

İki karekterin farklı sınıflardan geldikleri kesindi. Ayrıca bu iki karakter, kendi sınıflarının ve çevrelerinin değer dünyasına da sahipti. Burjuva kültür dünyasına dahil olmak isteyen Martin Eden için, Ruth bu dünyaya ait kutsal bir melekti. Ama Eden macerasının sonunda, ne edebiyat dünyasının bir cennet, ne de Ruth’un bir melek olduğunu anlayacaktı.

Martin Eden için Ruth’u sevmek, güzelliği ve kültürü yani değerli gördüğü şeyleri aşkı için fethetmekti. Yani Martin Eden Ruth ilişkisinde, Eden’in kaybedeceği bir şey yoktu.

Ruth ise muhafazakar burjuva bir ailenin, narin ve uysal kızıydı. Küçük aşk macerası mazur görülebilirdi. Ama onun ailesinin onaylamadığı ve toplumsal statüsü uygun olmayan birisiyle evlenmesi düşünülemezdi.

Yine de Ruth mümkün olduğunca cesur davranmış ve farklı bir dünyaya kendisini açmayı en azından denemişti. Aslına bakılırsa genç ve saf Ruth, bu aşk için bay Eden’den daha fazla emek harcamıştı.

Jack London Martin Eden kitap kapağı.

Ama Ruth bunu başarabilmiş miydi? Martin Eden’i olduğu gibi sevebilmiş miydi? Buna cevap vermek zor. Ruth Eden’i neden sevdiğini tam olarak anlasaydı, onu evcilleştirmek için bu kadar çaba harcar mıydı? Onları bir araya getiren biraz da farklı dünyaların cazibesi değil miydi? Yoksa kendi dünyalarının çürümüşlüğü müydü onları birbirine iten?

“Bir şey daha var,” diye devam etti Martin. “Sen de beni seviyorsun. Peki beni neden seviyorsun? Bende beni yazmaya zorlayan şey neyse, seni bana çeken de o. Beni seviyorsun, çünkü tanıdığın ve sevebileceğin herkesten farklıyım.

Jack London, Martin Eden, 227

Martin Eden Ruth, Aşk ve karar

Ruth’u maço bir edebiyat eleştirisi ile köşeye sıkıştırmaya çalışmıyorum. Yapmaya çalıştığım şunu anlamak: Bazen neden birisini sevdiğimiz halde sevmiyormuş gibi davranırız? Neden sevgimizi kendimize bile itiraf edemeyiz? Ya da neden birisine aşık olduğumuzu ondan ayrıldıktan sonra fark ederiz?

Bunu sadece Ruth ya da Martin Eden yaşamadı. Bunu hepimiz yaşıyoruz. Çünkü arzu, bizi birbirimize bir yaklaştırıp bir uzaklaştırıyor. Çünkü güzellik ve sevgi; bazen gizeme, bazen sıcak bir gülümsemeye, bazen sert hareketlere, bazen bir espiriye, bazen kırılan bir kalbe ilişiyor.

Birisini sevmek ya da arzulamak, biz farkında olmadan gelişiyor. Ve bir anda onun içerisinde buluyoruz kendimizi. Burada bir karar var mı? Sevmeye ya da aşık olmaya karar verebilir miyiz? Burada mantıksal bir karar olduğunu söylemek zor elbette. Ama farkına vardığımız şeyi örtülü olarak seçmiş olamaz mıyız?

Martin’e doğru eğilen kendisi değildi. Yerçekiminden çok daha güçlü, kader kadar güçlü bir kuvvet tarafından ve kendine rağmen ona çekiliyordu. Aralarında sadece birkaç santim mesafe kalmıştı ve bu ara, onun hiçbir iradi müdahalesi olmadan kapanıverdi.

Jack London, Martin Eden, 149

Belki de bu noktada, kararsız bir karar verme anı söz konusu. Ya da buna bilinçsiz bir karar diyelim. Ama bu kararı, belki de gizli duygusal yaşantımızla, biriktirdiklerimizle, hayallerimiz ve hayal kırıklıklarımızla veriyoruz. Ve bu karar, farkına vardığımızda ikinci bir kararla, yani kabullenişle tamamlanıyor. Aslına bakarsak bu ikinci karar bile edilgen görünüyor.

Öyleyse ne Ruth’u, ne de kendimizi birisini sevme ya da aşık olma kararını vermedi diye eleştiremeyiz. Ama hepimiz, seçtiğimiz yaşamla ve olduğunuz kişiyle; bir proje öneririz dünyaya. İnsan dünyaya anlamı getirendir çünkü. Tam da bu yüzden, dönüştüğümüz kişinin yaptıklarının sadece bilinçli sonuçları ile değil, örtülü sonuçları ile de yargılayabiliriz kendimizi.

Sevmemenin nedeni olur mu?

Bu başlık, yazının temel sorusunu boşa düşürebilir. Duygusal bir olayı ve durumu, akıl ve fikirler ile nasıl yargılayabiliriz ki? Nasıl beni neden sevmedin diye sorabiliriz? Ama bu durumda duygular yani ruhsal yaşantımız üzerine hiç düşünemeyecek miyiz?

Fikirler ve duygular, birbirinden fersahlarca uzak olmayabilir. Fakat birbirlerine nedensel etkide bulunmaları mümkün değil. Tam da bu yüzden ne bir başkasına, ne de kendimize onu / beni neden sevmedin diye soramayız.

Ama fikirler ile duygular arasındaki ilişkiye daha yakından bakabiliriz. Spinoza Ethica’da, ancak bir duygulanım değiştiğinde onunla ilişkili bir fikrimizin değişeceğini söyler. Çünkü insanlar, düşünen makineler değildir. İşte tam bu yüzden, duygulanımlar fikirleri etkilediği gibi, fikirler de duygulanımları etkiler.

Spinoza, duyguları çok ciddi şekilde ele alır. (Spinoza ve aşk ile ilgili yazım için bakabilirsiniz.) Ona göre sevinç duygulanımı yaşama gücümüzdeki artışın ifadesidir. Hüzün ve keder duygulanımları güçsüzleşmeye denk düşerken, tutku ise köleliktir ve tehlikelidir. (Çünkü özgürlüğü riske atar.)

Duygulanış deyince Bedenin etkileme gücünün artmasına ya da eksilmesine, tamamlanlanması ya da indirilmesine sebep olan bu Beden duygulanışlarını, aynı zamanda bu duygulanışların fikirlerini anlıyorum.

Bu duygulanışlardan birinin upuygun sebebi olabildiğimiz zaman duygulanış deyince bir etki (action); başka durumlarda bir edilgi (passion) anlıyorum.

Spinoza, Etika, 131

Spinoza’nın burada yaptığı etki ve edilgi ayrımı çok önemlidir. Spinoza, etkin olduğumuz halleri çoğaltmayı salık verir. Çünkü ancak bu şekilde özgür olabiliriz. Daha da önemlisi ancak bu şekilde güçlü, sağlıklı ve mutlu olabiliriz. Tam da bu yüzden, duygularımız üzerine çalışmamız gerekir. Ve duygulanım tarzımızı değiştirmenin olma tarzımızı değiştirmemiz manasına geleceğini söyler Spinoza.

Bu açıdan bakınca, yaşam tarzımızın yani tekrar eden duygulanımların ve bunlarla ilişkili fikirlerin, yaşamımızı ve sonraki duygularımızı belirleyeceği söylenebilir. (Tabii uzaklardan bir esinti gelmezse.) Bu anlamda, Martin Eden ne kadar cesur ve öngörülemezse, Ruth’un muhafazakar ve şövalye ahlaklı olduğunu görmek durumundayız.

Belki de Ruth’un etrafındaki çemberi kırıp Martin’e ulaşmasının önündeki en önemli engel buydu. Ve genç kadın bu çemberi kırıp Eden’e ulaştığında bile, kendi içinde aşamadığı mesafeler vardı. Çünkü Martin Eden’in sahip olduğu etkinliğe ve özgürlüğe Ruth sahip değildi.

Martin Eden Ruth yüzünden aşka olan inancını yitirir.

Jack London ve Ruth

Yazımızda bu noktaya kadar Ruth’a yeterince haksızlık yaptık sanıyorum. Öyleyse ona yapılmış en büyük haksızlığı ortaya koyalım: Ruth ve Martin Eden, kitabın temel motifi gereği mutlu sona ulaşamayacaklardı.

Düşünelim: Ruth’u neden Eden’e aşık etmişti yazar? Çünkü Martin Eden, kültürün içerisinden dışarısına doğru bir eleştirisi olarak planlanmıştı. Ve kültürün yaratıcısının kim olduğu, enerjisini nereden aldığı, kimlerin bu kültür oyununun dışına sürüldüğünü ve hangi engelleri aşmak zorunda kaldıklarını anlatıyordu kitap.

İşte tam da bu yüzden, Ruth Eden’i anlamamak ve sevmemek zorundaydı. Ancak bu şekilde Bay Eden, bu ”olay”ın sonucuyla ve etkileriyle en sert şekilde yüzleşebilirdi.

Yani bu aşkın imkansızlığının sebebi, London’un göstermek istedikleriydi. Bizler yargısına bile sahip olmadığımız önyargılarla hem Eden, hem de London intihar ettiği için; Martin Eden ve Jack London‘u özdeşleştiriyoruz.

Ama belki de Ruth, onun çaresiz saflığı, umarsızlığı ve güzelliği; yazar ve anlatmak istediği hikaye için çok daha kritikti. Ve belki de kitabın ismi Ruth olmalıydı. Çünkü Ruth’un kararsız aşkı, London’a burjuvazinin değerlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterme şansı veriyordur.

Yani aslında, Martin Eden’in konusunun, Martin Eden’den çok Ruth ve kültürün içerdiği paradokslar olduğu söylenebilir. Hepimiz bu paradokslar ve toplumun önyargılarıyla yüzeyselliği ile mücadele halinde değil miyiz?

Ama arzunun ve estetiğin ilkesini terk ettik şu anda. Tek yapabildiğimiz, Ruth’un çabasını takdir etmek oldu. Daha ileriye gitmemiz zor.

Eğer bu yazı ilginizi çektiyse, Jack London Martin Eden’le ilgili bir diğer yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

“Martin Eden Ruth tarafından neden sevilmedi?” için bir yanıt

Bir yanıt yazın

Trending