Kurtlar Vadisi dizisi, Türkiye siyasi kültürüne nasıl zarar verdi? Eskiden beri akli değil duygusal eğilimleri takip etmeye eğilimli bir millet olduğumuzu biliyoruz. Peki siyasetin kahramanın yolculuğunu takip eden bir duygusal hikayeye dönüşmesi nasıl yaşandı?

Kurtlar Vadisi, Türkiye’de siyasetin kimlik ve Pathos kıskacına girmesine nasıl destek oldu? Ve 21. yy’da yükselen popülist siyaset bu eğilimleri nasıl kullandı? Siyasal mitoloji nasıl gücünü Polat Alemdar aracılığı ile yaygınlaştırıldı?

Neden siyaseti akli bir mesele değil, duygusal ve aidiyetle ilgili bir mesele olarak görürüz? Ve bir tür entertainment’a dönüşen siyasal performans için, zenginliğinden bile feragat etmeye nasıl karar verdi alt – orta sınıflar?

Kurtlar Vadisi bu ateşe nasıl odun taşıdı ve Türkiye siyasi kültürüne nasıl zarar verdi? Siyasal mitolojinin yükselişini Kurtlar Vadisi fenomeni üzerinden nasıl okuyabiliriz? Bu okumayı yapabilirsek, alçak kültür’ün önemli parçalarından siyasal mitolojiyi anlamakta bir adım daha ileriye gidebiliriz.

Kurtlar Vadisi’nin Siyasal momentleri

Kurtlar Vadisi dizisi, 21. yüzyılın başında siyasal bir dizi olarak hayatımıza girdi. Dizide Polat Alemdar isimli kahraman, derin devletin gizli bir operasyonunu yürütür ve mafyanın içerisine sızar.

Dizide, devletin içerisindeki yerli ve milli bir kliğin, Amerikancılara ve diğer emperyalistlere karşı Polat Alemdar aracılığı ile operasyon yaptığını görürüz. Kahraman, mafya içerisinde kabadayı personasına girer önce, fakat ilerleyen süreçte organizasyonunu devlet ve millet adına adaleti sağlayan bir tür yarıya dönüşür.

Polat Alemdar’ın içerisinde olduğu savaşta taraflar, mazlum Türk halkı ve emperyalistlerle onların işbirlikçileridir. Bu savaş çok karmaşık olsa da, kahramanımız göklerden gelen bir güçle doğru tarafta mücadele etmeyi her zaman başarır.

Kahramanın mottosu, mazlumlar için mücadele etmek, ancak mazlum olmamaktır. Bu mücadelede Mehmet Karahanlı’nın veliahtı olarak büyük bir servet de kazanır kahraman, ama bu serveti ve elde ettiği diğer zenginlikleri (Örneğin Laz Ziya’nın serveti) fakirlere dağıtmak yerine adaletsiz düzeni değiştirmek için kullanır.

Yani ortada sınıf temelli bir siyaset yoktur. Siyaset, halkın yakasından kan emici emperyalistleri ve uşakları çekmeye yönelir. Dizide bu yapılırsa, Türkiye’nin zaten zenginleşeceği örtülü argümanı vardır.

Yani dizi milliyetçi – vatansever bir çizgi izler. Dizinin ilerleyen sezonlarında, kürt meselesi, Suriye meselesi gibi pek cok güncel konu bu perspektiften işlenir. Emperyalistler ise giderek kötücülleşir, dünyayı yöneten beş aileye kadar uzanır Polat Alemdar’ın düşmanları.

Kurtlar Vadisi ve siyaset tarzı

Kahramanımız dizi boyunca pekçok macera yaşar. Bu maceraların ortak noktası ise, mesiyanik kurtarıcı ve nihai iyi Polat Alemdar’ın, sürekli ülkesi Türkiye çıkarına siyasal performans göstermesidir. Bu performans demokratik değil, silahlıdır.

Fakat bu performansın siyaseti, her zaman büyük harfle başlar. Düşmanlar hep devasa, komplolar örtülü ve derin, aforizmalar kallavidir. Kurtarıcı, her zaman haklıdır, çünkü seçilmiştir ve kutsaldır.

Kahramanın içinde olduğu bu majör siyaset, dünya devleri arasında geçse de, kahramanımız bir şekilde bu fillerin arasında ezilmez. Çünkü o hak üzeredir, dualar tarafından korunur, büyük oyunu her zaman görür.

Kahramanın yenilmezliği, siyasi liderin hakikati manipüle etme tarzı ile benzerdir. Ama şimdi Kurtlar Vadisi’nin majör siyasi yayılımını incelemeye devam edelim.

Polat Alemdar, küçük bir ekibi olan tek bir kişi olsa da, çok büyük siyasal yapılarla mücadele eder. Rakipleri aslında Graham Fuller, Mossad ajanları, alman ajanları değil; bu kötücül organizasyonların tamamı ve onların arkasındaki daha şeytanı organizasyonlardır.

Fakat kahramanımız hiçbir zaman geniş halk kitlelerinden yardım almaz. Geniş halk kitleleri onun uğruna mücadele ettiği ülkü ve dizinin reytingi arttıran tüketiciler olarak kalır. Kurtlar Vadisi’nin siyaseti, İlyada ve Odessa gibi antik hikayelere benzer. Kahraman, tanrılarla tek başına savaşır.

Aslında halk, bu dizide hiç cisimleşmez. Dizide karekterler değil tipler görürüz. İyi kürt, kötü kürt, emperyalistlerin kandırdığı idealist ama aptal ajanlar, iyi aleviler, emperyalizme hizmet eden aleviler, gezi direnişini provake eden dışarıdan fonlanan batılılaşmış dejenere gençler… Hiçbir karekter gri değildir.

Ama daha da önemlisi, bu dizide her tip bir piyon olsa da, birilerinin piyonudur. Her tip değerini hizmet ettiği büyük güçten alır. Birilerine hizmet etmeyen ve emperyalistlerle savaşan Polat Alemdar ise tek bağımsız figürdür.

Tam da bu yüzden, dizide binlerce karekter gelip geçmiş olsa da, seçilmiş kişi dışındaki herkes birer figürandır. Hatta Polat Alemdar bile değerini hizmet ettiği ilke ve idealden alır. Sonuç olarak Kurtlar Vadisi hiçbir kahraman içermeyen, vasat bir siyasal masaldır.

Bu konu ilginizi çektiyse ‘Kurtlar Vadisi adalet anlayışımızı nasıl çarpıttı?‘ yazımı okuyabilirsiniz.

Kahramansız masalın gücü

Ama Kurtlar Vadisi’ni hiçbir kahraman içermediği için küçümseyemeyiz. Tam aksine, dizi gücünü buradan alır. İzleyici, tek kahraman karikatürü olan Polat Alemdar ile rahatlıkla özdeşleşir ve diğer tüm tiplerin yüzeyselliği yüzünden onların ve hikayenin toposunda sürüklenmeye başlar.

Tam da Brecht’in distopyasındayız şu an. Brecht, modern tiyatronun amacına ulaşabilmesi ve izleyiciyi olumlu olarak etkileyebilmesi için, seyircinin kahramanlar ve hikaye ile tam olarak özdeşleşmemesi gerektiğini söylemişti. Çünkü izleyici oyunla arasındaki mesafeyi kaybederse, oyunun anlattığını hiçbir zaman anlayamayacak ve katarsis yaşayamayacaktı. Kurtlar Vadisi ise bunun tam tersini amaçlar.

Dizide özdeşlik kurulabilecek tek bir kahraman, ama özdeşlik kurulabilecek çok fazla duygu vardır. Ve bu duygu kapları / tuzakları, toplumsal refleksler iyi okunarak yazılmıştır. Şiddet içerdiği için değil, toplumsal fay hatlarına ve duygulanımların toplumdaki yayılımını iyi okuduğu için reyting rekorları kırmıştı Kurtlar Vadisi.

Gündelik hayattaki gerilimlerden kaynaklanan öfkesini, majör siyasetin korkuluklarına yönlendirir dizi izleyicisi. Yani karmaşık bir escapizmi başarır dizi, izleyici sadece uyuşmaz, öfkesini yaşar. Çünkü öfkesini yönlendirebileceği yeni hedeflere kavuşmuştur.

Diziden gerçek hayata: Kurtlar Vadisi ve popülist siyasetçi

Kurtlar Vadisi, Türkiye popülist siyasetini tartışmak için iyi bir model sunar. Çünkü dizi ya popülist siyasete ilham vermiş, ya da zamanın ruhunu iyi yakalamış ve yeni siyaset tarzını önceden haber vermiştir.

Popülist siyaset, Kurtlar Vadisi‘nin duygusal manipülasyon tekniğini kullanarak izleyicisini / tüketicisini manipüle eder. Burada kilit öneme sahip olan, izleyicinin öfkesini ve hıncını yönlendirebilmektir.

Hangimiz öfkeli değiliz ki? Gündelik yaşam demek, hayal kırıklığı yaşamak ve bu hayal kırıklıkları ile nasıl mücadele ettiğimiz / onları nasıl yorumladığımızdan ibarettir. Ne de olsa insan sınırsız güce sahip değildir. Bu gücü hasbelkader kazansa bile, ölümlü olmak gibi aşılamaz engellere sahiptir insan.

Kaldı ki bu doğal hayal kırıklığına, yaşadığımız dünyanın olumsuzlukları da katılacaktır. Adaletsiz bir dünyada nasıl mutlu olabilir ki insan? Uygarlık tarihi, eşitsizliklerin giderek arttığı ve uygarlığın bizi sürekli baskılarını bir tarihtir. Hepimiz uygarlıkla birlikte, ama aynı zamanda ona karşı yaşarız.

Günümüz toplumunda bu esitsizlik had safhaya ulaşır. Toplumun en geniş kesimi olan emekçiler ve çalışanlar, zenginlikten giderek daha az pay alırlar. Onlardan aynı zamanda mutlulukları da çalınır böylece, ellerinde sadece öfke kalır.

Önemli olan, öfkenin nereye yönlendirileceğidir. İşte tam bu noktada popülist siyaset ortaya çıkar ve işçi sınıfı siyasetinin yerini gasp eder. Bu gasp, emekçilerin öfkelerininin manipüle edilmesi ile birlikte gelişir.

Düşman, adaletsiz düzen, emeperyalistlerle iş tutan tefeci bezirganlar, komprador burjuvalar ve ağa artıkları; yani egemenler değildir popülist siyasete göre. Düşman, kötücül emperyalistler ve bunların ruhumu şeytana satmış yerli uşaklarıdır. Bu masal devleriyle de, sadece Polat Alemdar ve otoriter baba figürü siyasi lider (RTE) mücadele edebilir.

Yani siyaset, gündelik yaşamın koşullarına ilişkin akli bir pratik olmaktan çıkarılır. Yaşam zaten adil değildir, bu adil dünyada kişinin yapabileceği, hikayelere inanmak ve onlarla kimliğini kurmaktır. Bu kimlik, bireysel değil otoriter bir kimliktir. İçerisinde olduklarına karşı buyurunuz, düşmanlarına karşı tehditkardır. Kabile, düşmanlarla dolu bir dünyada ancak böyle hayatta kalabilir.

Bu tartışma ilginizi çektiyse ‘Kurtlar Vadisi’nin komplocu aklı neden tehlikeliydi?‘ yazımı okuyabilirsiniz.

Kaygı, özgürlükten kaçış ve popülist siyaset

Neden özgürlüğümüzden kaçıp, popülist siyasetçinin otoriter çağrısına kulak vermeye bu kadar istekliyiz? 1980 darbesi, fakirliğin getirdiği karamsarlik, yeşil kuşak projesi gibi tarihsel etkenlerin ötesinde sebepleri var mıdır bu eğilimlerin?

Kaygı, hepimizin yakasına yapışır çünkü. İnsan, birey olmak zorundadır, çünkü hepimiz her gün pek çok eylem yapıyoruz ve bu eylemlerin ahlaki sorumluluğunu alıyoruz. Sorumluluk, birisine devretmediğimiz sürece hep oradadır ve kaygının kaynaklarından birisidir.

Sartre’ın söylediği gibi, kaygı – sorumluluk ve özgürlük bir arada var olur. Birisini kabul ettiğimizde diğeri de hayatımıza dolar. Ve insan olmak, tam da kaygı ile baş etmektir. Aksi halde nasıl insan / birey olabiliriz ki?

Ama kaygıyı hayatımıza kabul etmek, herkesin cesaret edebileceği bir şey değildir. Dahası toplumun çoğu üyesinin, bunu yapabilecek yeterli kültürel sermayesi de yoktur. Bunu Platon da kabul etmişti. Platon, ne yapılırsa yapılsın halkın büyük çoğunluğunun felsefe değil mitoloji içerisinde yaşayacağını söylemişti.

O halde mitoloji, kurgusal bir zaman ve mekan öngörür. Eskiden yapılan sınıflandırmalarda olduğu gibi, insanın bir mitolojik çağının olup olmadığı tartışılır. Açıkçası, var olduğu su götürmez bir gerçektir; yine de bu çağın bittiği ve başka bir çağın başladığına yönelik ifadelerin yanlış olduğunu savunuyorum.

Türk Mitolojisinin Kısa Tarihi, Yaşar Çoruhlu, s.11

Platonun önerisi, filozofların ve bilgelerin, halka uygun bir mit sunmasıydı. Hatta eskilerin hikayeleri olarak gördüğü din ve mitolojinin de, geçmişteki bilgeler tarafından bu amaçla kurulmuş olabileceğini söyler düşünür. Bu mit yaratımının mümkün olup olmadığı ayrı bir tartışmanın konusu. Ama biz bugün, Kurtlar Vadisi ve popülist siyasetin yeni bir mit yarattığından şüphe etmiyoruz. Öyleyse bu mitin insanlara ve topluma etkisi üzerine düşünmek önemli hatta hayati diyebiliriz.

Sonuç: Kurtlar Vadisi ve siyasal mitoloji

Bu yazıya, Kurtlar Vadisi’nin dayandığı – içerdiği ve önerdiği siyaset tarzını inceleyerek başladık. Tespit ettiğimiz, mitolojik bir iyi kötü ayrımına dayalı, komplo teorilerine yaslanan ve mistik bir hikayeleştirme tarzıdır. Bu hikayenin kahramanı Polat Alemdar, seçilmiş kişidir ve dev düşmanlara karşı halk için, onun intikam duyguları ile savaşır.

Bu şema, popülist siyasetçinin kullandığı fay hatları da benzerdir. Otoriter siyasetçi, halkı kurtarıcı ve hainler olarak iki kutup etrafında yaftalar. Kurtarıcılar, verdikleri oy ile cihata dahil olurken, kötüler bazen emperyalistlerin uşakları, bazen reptilyan, bazen tapınak şövalyesi, bazen yahudi, bazen dünyayı yöneten 5 ailedir. Halk ise, bu savaşın ateşli bir izleyicisine, entertainment’a dönüşmüş siyasetin tüketicisine dönüşmüştür. Siyaset artık daha mutlu bir yaşam ve toplumsal iyi için bir mücadele değil, bir kimlik edinme aracına dönüşmüştür. Siyasal mitoloji kavramı ile ben, işte bu tabloya işaret etmye çalışıyorum.

Her halükarda, isteyelim Kurtlar Vadisi fenomeni üzerinde okuyalım, ister popülist siyaset üzerinden, siyasal mitolojinin yükseldiğini söylemek gerekir. Platon’un demokrasi hakkındaki uyarıları haklı çıkmış gibi görünüyor.

Bir yanıt yazın

Trending