Cin anlatılarında kötü cinler, çirkin ve korkunç olarak tasvir edilir. İyi cinlerinse akıl almaz güzellikte oldukları anlatılır. Bu durumun sebebi nedir? Cinler nasıl görünür ? Cinlerin şekilleri hakkında neler biliyoruz? Neden kötü ruhlar çirkin ve korkunçtur?
Bunun tam aksine, perileri baş döndürücü güzellikte hayal ederiz. ( Tabii bunun karşıtı olan örnekler de mevcuttur. Ancak bu örneklerde de güzelliğe çekici bir tuhaflığın eklendiği görülür çoğu zaman.) Peri kızlarının insanlarla evlenip onlara uzun ömür, başarı ve bilgelik getirdiği hikayelerimiz var.
Neden iyilik güzel bir varlıktan, kötülük çirkin bir varlıktan gelir? Cinleri ve diğer kötü ruhları neden kendi güzellik anlayışımıza ve estetik kriterlerimize göre hayal ederiz? Bu noktada sadece kutsal ve paranormal hikayelerimizin ne kadar antroposentrik yani insan merkezli olduğunu mu fark ederiz?
Yoksa bu hikayesel bağlantılarda, tehdit unsurları ve haz unsurlarına ilişkin bir kaynak mı var? Fiziksel ya da ruhsal bir tehditi, korkutucu bulduğumuz için mi çirkinlikle ilişkilendiririz? Cinler nasıl görünür?
Bu yazıda cin hikayelerinde kötücül cinleri neden çirkin tasvir ettiğimiz üzerine düşünmeye çalışalım.
Cinler nasıl görünür
Cinlerin görünüşleri söz konusu olduğunda, batıni-asli görünüşten ve zahiri görünüşten söz edilir. Oysa bazı alimler cinlerin insanlar tarafından görülemeyeceğini söyler. Ve bunu iddia etmenin bile günah olduğunu iddia etmişti.
Cinlerin asli görünüşlerinin, ancak manevi olarak kendini geliştirmiş ve göz perdesi açılmış kişilerde olacağı anlatılır. Alimlere göre burada özel bir yatkınlık da söz konusu olabilir. Medyumlar bu görüş yeteneğine sahip kişilerdir.
Cinlerin asli şekillerini, ancak istediklerinde gösterecekleri de iddia edilir. Anlatılara göre kafir cinlerin asli görünüşleri çok çirkin ve korkutucudur. Bu cinlerin hayvani görünüşte, hayvansı özellikte, boynuzlu ve keçi ayaklı olduğu anlatılır. Kafir cinlerin görünüşlerinin kıllı, uzun boylu, çürüme ve ölüm özellikleri gösterecek şekilde olduğu söylenilmiştir.
Peki iyi / koruyucu cinler nasıl görünür ? Anlatılanlara göre bunlar periler kadar güzeldir. Öyle ki bunları ilk kez görenler bayılır ya da aşık olur. Çok uzun boylu, parlak beyaz tenli, en güzel insandan daha güzel ve alımlı görünüştedir.
Cinlerin şekil değiştirmesi ve görünüşleri
Memoratlarda cinlerin kolaylıkla şekil değiştirdikleri ve insanlara daha çok bu şekilde göründükleri anlatılır. Peki şekil değiştiren cinler nasıl görünür ?
Cinlerin insan ve hayvan kılığına girebildikleri söyleniyor. Hayvan şekline giren cinler, en çok siyah köpek, iki köpek yavrusu, beyaz tavşan şeklindedir. Bazen de iki keklik, sarı yılan, akrep, katır, buzağı gibi biçimlere girdiği söylenir. Ancak bundan başka pek çok hayvana ilişkin de rapor var.
Cinlerin aynı zamanda üç jandarma, düğün yapan insanlar, iki kız kardeş gibi insan şekillerine de girebildiği söylenir. Bazı cinler ise insanların tanıdıkları kılığına da girebilir. Örneğin bir kadının kocası kılığına, muhtar kılığına vs.
Cinler insan kılığına girdiklerinde onlarda bazı gariplikler olur. Bunlardan bazıları şunlardır. Burunlarının olmaması, ayakların ters olması ya da ayakların çok uzun yere sürünen şekilde olması ve kişinin havada süzülmesi vb. dir. Bazı anlatılarda ise cinler çok küçük / cüce şeklinde insanlar olarak görülür.
Cinler, kötülük ve çirkinlik
Cinlerin pek çok şekle girebildiğini gördük. Ama yine de onların asıl görünüşleri, iyilikleri ve kötülüklerine göre belli oluyor. Bu yüzden kötü cinlerin çirkin şekilde tasvir edildiğini söylemeliyiz.
Ama bu sadece cin hikayeleri ile sınırlı değil. Biz insanlar, genel olarak anlatılarımızdaki kötü karakterleri çirkin tasvir etme eğilimindeyiz.
Zombi filmlerini düşünelim. Zombiler çürüyen ve ölemeyen bedenlerdir ve insanları da kendi ordularına katmak isterler. Yüzüklerin Efendisi ve diğer fantastik evrenlerde, elflerin karşıtı olan orklar, onların uzun ömrüne karşı uzun ömürlü, onların büyülerine karşı kara büyü kullanıcısı ve onların güzelliğine karşı çirkin olarak tasvir edilirler. Orklar aynı zamanda kötücül ve zalimdirler.
Star Wars evreninde, iyi taraftan kötü tarafa geçen pek çok karekter vardır. Bu karekterler bu geçişle birlikte, güzelliklerini de kaybeder. Anakin Skywalker, sith lordu olduğunda bedeninin çoğunu kaybetmişti. Yakışıklı yüzü yanmış ve biyonik bir bedene hapsedilmişti. Palpatine, güzel ve yakışıklı halini cumhuriyet boyunca maske olarak taşısa da, imparatorluğu kurduktan sonra kendi bozulmuş insan formuna dönmüştü.
Cin ve büyü hikayelerinde, paranormal yetenekleri olan kötücül kimseler, yine çirkin ve kötü olarak tasvir edilir. Büyücü, paragöz, zalim, yanan mumların ve buharlaşan cadı kazanlarının başında ve karanlık auralı birisidir. Yine fantastik hikayelerde benzer şekilde, karanlık büyücüler, insan formunun bozulmuş hallerine sahip olurlar.
Hikayelerimizdeki bu motifin kaynağında ne var? Ben kötü karekterlerin, doğanın yıkım ve bozuluş yönüne denk düştüğünü sanıyorum. Üretmeyi değil yıkmayı, yapmayı değil bozmayı, yaşamı değil ölümü seçen bir hikaye kahramanın formunun da bozuluş işaretleri sergilemesi şaşırtıcı olmayabilir. Çünkü yıkımı ve zulmü bilinçli olarak seçen kişi, bunu başkalarına da önerir. Ve topluma / insanlığa yıkımı – adaletsizliği öneren kişi, kötülüğün bir peygamberi haline geliyor olabilir. Fantastik (ve paranormal) hikayeler ve mitolojiler, anlatımı güçlendirmek için bu tasvir tarzını kullanırlar.
Eğer kötülük ve paranormal anlatılar arasındaki bağlantı ile ilgili daha fazla tartışma görmek isterseniz, ‘Cinler neden kötü insanlara musallat olur?‘ yazımı okuyabilirsiniz.
Cinler, tehdit ve çirkinlik
İnsanlar evrimsel süreçte sürüngen beyne, memeli ve rasyonel beyinleri eklerken; hikayeleri de onlarla birlikte evrimleşti. İlkel dönemde insanlar, mağaralara hayvan resimleri yaparak onların ruhlarını ele geçireceklerini ve böylece avlanmayı kolaylaştıracaklarını düşünürdü. Bugün ise hepimiz istediğimiz anda milyonlarca görüntü içeren film, dizi ve diğer içeriklere ulaşabiliyoruz.
Bu değişime rağmen, insanın değişmeyen eğilimleri de var. Günümüzde hala saldırgan bir kaplanı tehdit edici bulabiliriz, tabi onunla karşılaşma şansımız olursa. Ama aynı zamanda patronumuzun iğneleyici konuşmasını, mahallelinin bakışlarını, akrabaların hayatımıza ilişkin lağubali yorumlarını da tehdit edici buluruz.
Modern toplumda tehditlere gülümseleme eklenebilse de, insan yine de ilkel dönemden miras aldığı düşünüş şeklini korur. Haz veren, mutlu eden ve yanında rahat ettiğimiz bir insanı dostane ve güzel olarak algılarız. Bizim için tehdit unsuru oluşturan, örneğin bize mobbing yapan bir yöneticiyi ise tehditkar, tehlikeli ve çirkin buluruz. Belki de o anda, zihnimize ilkel insanın karşılaştığı tehlikeli hayvanların imgesi gelir.
Çünkü insan mutlu olduğu ve haz aldığı zaman, daha rahat ve güzellikleri görmeye daha açıktır. Tehdit anında ise kaslarımız kasılır. Ve harekete hazır hale gelir, vücuda adrenalin pompalanır, algı daralır ve karar verme süresi artar. Bazı tehdit durumlarında ise vücut kendisini kapatıp mümkün olan en az zararı görmeyi bile seçebilir. Sonuç olarak tehdit altında, güzelliği görecek zaman yoktur, önemli olan eylemdir.
Bu doğrultuda, hikayelerimizdeki tehdit unsurlarının çirkin olarak tasvir edilmesinin, evrimsel psikoloji ile bağlantısı olduğu iddia edilebilir. İslam anlatısında kafir ve kötü cinlerin insanlar için tehdit unsuru oluşturması ve çirkin olarak tasvir edilmeleri de bu fikri destekler.

Kafir cinlerin çirkin görünmesi
İslami cin anlatısında kötü ve kafir cinler, oldukça çirkin olarak tasvir edilir. Oysa bunun tam tersine, müslüman cinler onları gören her insanın aşık olacacağı güzelliktedirler. Sırf bu yüzden kendi suretlerini insanlara göstermekten kaçınırlar.
Burada ilk dikkati çeken, bizden olanın iyi ve güzel, düşman olanın kötü ve çirkin olarak kodlanmasıdır. Eski Türklerde tüm savaşların hem ordular ve halklar, hem de ruhlar arasında olduğuna inanılırdı. İki topluluk savaş halinde ise, bu topluluklara ait ruhlar da savaşa tutuşurlardı.
Müslüman cin anlatısında kafir cinlerin çirkin ve zalim olması da buna benzer. Fakat burada belki doğanın ve insanın dizginlenmemiş güçlerine de bir gönderide bulunulur. Kafir cinler, yıldırım, sel ve veba gibi önü alınmaz azgınlıktadır. Ama aynı zamanda insan kadar egoist, bencil, zalim ve adaletsizdirler. Bu iki korkuya (doğadan ve kendi türünden) edilen işaret, kafir cin anlatısının kaynağını oluşturuyor olabilir.
Kafir cinler çirkindir. Çünkü İslam anlatısının ilkelerini reddederler ve oluşa değil, bozuluşa hizmet ederler. Evrensel ilke bu ruhlar tarafından terk edilmiş, sevgi arzusu (eros) zayıflayarak ölüm arzusuna (tantalos) dönüşmeye başlamıştır.
Öte yandan bu noktada zenofobi yani yabancı düşmanlığı da hikayeye dahil olmaya başlamıştır. Kafir cin, anlatının sahibi olan kültüre mensup olmayan, muhalif ve başka bir varlıktır. Bu yüzden de kültür dairesi içerisindeki kişiler için, yani cin anlatısını kuran kültürün paydaşları için, tehlikeli, çirkin ve kötü hale gelmişlerdir.
Yabancı ve paranormal
İnsanlık olarak hikayelerimizde, yabancılık ve düşmanlık içeren ögeleri, paranormal ile ilişkilendirme eğilimindeyiz. Ortaçağ Britonları, Romalıların İngiltere’de yaptıkları eserleri devlerin ve tanrıların yaptıklarına inanırlardı. Kavimler göçü döneminde yerleşik halkları tehdit eden Cermenler, Vizigotlar, Hunlar gibi göç eden kavimleri; tanrının bir cezalandırması ve Yecüc Mecüc gibi karanlık motiflerle simgeleniyorlardı.
Öteki ile karşılaşma fenomeni, belki de paranormalin kaynaklarından en önemlilerinden birisi. Pek çok paranormal hikayenin başrolü, anlaşılmayan ya da istenmeyen bir yabancıdır.
İhsan Eliaçık, cin kelimesinin kökünün ecnebi kelimesi ile benzerliğine dikkat çeker. Cin inancının doğuşunu peygamberin yabancı bir halkın elçileri ile ile yaptığı görüşmeye dayandırır. Peygamber bu görüşmeyi belki de yabancıların isteği üzerine gizli tutmuştu. Etrafındakiler ise bu görüşmenin ruhani varlıklar (cinler) ile olduğuna inanmıştı.
Çok büyük kültürel ve dilsel farklar ile, fiziksel canlılar ile ruhani canlılar arasındaki farklılık benzerdir. Ayrı bir dil ayrı bir dünyadır çünkü. Farklı dünyalar karşılaştığında ilk oluşan iki duygu ise merak ve korkudur.
Yani cinler nasıl görünür sorusunu sorarken, en önemli nokta cinlerin bize en kati yabancı olmasıdır. Onlar hem alem hem de yaratılış olarak bizden farklı görünüyor.
Ötekinin dokunuşu ve dönüştürücülüğü
İnsanın yabancı olandan korkması çok anlaşılır olsa da, öteki ile karşılaşmanın önemi sandığımızdan çok daha fazla olabilir. Çünkü öteki ile karşılaşma insan için sadece güvenlik meselesi değildir. Öteki aynı zamanda insan beyninin ve kültürün gelişiminde çok önemli rol oynamıştır.
Bernard Russell felsefenin neden başka bir yerde değil, eski Yunan’da doğduğunu sorar. Ve kritik olanın, Yunanlıların yabancı memleketler ile ticaret yapmaları olabileceğini söyler. Farklı kültürlerle karşılaşmanın, eski Yunanlıların soyut düşünme yeteneğini geliştirmiş olması muhtemeldir.
Levinas ise öteki ile karşılaşma fenomenini daha varoluşçu ve meta-etik yönden ele alır. Öteki, ben’in kavrayamayacağı, indirgeyemeyeceği ve zapt edemeyeceği tek şeydir bu görüşe göre. Çünkü ötekinin bakışında, evrensel ve sonsuz bir çağrı vardır. Ötekinin yüzü, vicdanı bir ağırlık yükler ben’e.
Yani aslında öteki / yabancı, insanın kurtulması ve korunması gereken bir kategori değil. Aksine yüzleşmesi ve o’na nasıl davrandığı kendisine nasıl davrandığını ve kendiliğini nasıl kurduğunu / sürdürdüğünü etkileyecek kadar önemli bir konsepttir.
Yabancı düşmanlığı (zenofobi) ve kafir cin anlatısı
O halde tehlike açıkça ortaya çıkar. Daha önce ele aldığımız gibi, kötü – kafir cinlerin çirkin ve tehlikeli olduklarının varsayılması ve bu varlıklarım / anlatı ögelerinin düşman olarak görülmesi, kültürümüze bazı zararlar veriyor olabilir. Oysa Levinas’ın ortaya koyduğu gibi, yabancının / ötekinin düşmanlaştırılması, varoluşsal bir sorunsaldır.
Bu sorunsal, kültürümüze zarar veriyor olabilir. Çünkü ötekinin düşmanlaştırılması, hikayenin sonu değildir. Uzak yabancı düşmanlaştırıldıktan sonra, sıra toplumun içindeki ötekilere gelir. Bunlar farklı etnik gruplar, farklı inanç grupları, sekülerler, farklı cinsel yönelimlere sahip kişiler ya da sadece kültürün / toplumun bazı ögelerine muhalif kimseler olabilir.
Yani zenofobi, yabancı ile sınırlı kalmaz. Nefret, nefret ve düşmanlık üretir. Açıklık ve çoğulluğun yerine, tekçilik ve faşizm alır. İşte bu bağlamda, kafir cinlerin çirkin olması anlatısının, bazı zararlı eğilimlerle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Paranormal hikayeler de, tüm hikayeler gibi dünyayı nasıl gördüğümüzü ve anladığımızı şekillendirir çünkü.
Sonuç olarak, cinler nasıl görünür sorusunu sorarken, cin anlatısı içerisinde gizlenmiş zenofobi motifini bulmuş olduk. Bence memorat, halk inanışı, paranormal olay ve cin hikayelerinde buna benzer pek çok motif bulunuyor. Sözlü kültürdeki bu izleklerin analizinin anlamlı olduğunu düşünüyorum.





Bir Cevap Yazın