Varoluşçuluk nedir? Önemli varoluşçuluk kitapları nelerdir? Bu yazıda bazı önemli varolusçuluk kitapları üzerinden, bu felsefi anlayışı ele almak istiyorum. En nihayetinde varoluşçuluk bize neler sunar? Bugün bize nasıl yardım edebilir varoluşçuluk?
Bu yazıda Korku ve Titreme (Kierkegaard), Varlık ve Zaman (Heidegger), Varlık ve Hiçlik (Sartre), Sysifos Söyleni (Camus) kitapları bağlamında, varoluşçuluk düşüncesi ve varoluşçuluk kitapları’nın bize neler sunduğunu inceleyelim.
Varoluşçuluk nedir?
Varoluşçuluk, insanın hayatında hazır anlam değer ve ilkeler bulunmadığını, insanların bunları eylem ve seçimleri ile oluşturması gerektiğini iddia eder. İnsan bir sorudur ve bu soruyu ancak kendi yaşamı ile cevaplayabilir.
Varoluşçuluk, kaygı gibi sınır duygu durumlarına ve duygusal zorlanmalara odaklansa da, karamsar bir düşünce değildir. Burada asıl kasıt, insanın sınırlarını keşfetmek ve insana sorumluluğunu teslim etmektir.
Çünkü sorumluluk, özgürlükle yakından ilişkilidir. Bu da insanda kaygı yaratır. Çünkü insan hiçbir vaade sahip olmadan, hiçbir sonuç garantisi olmadan eylemlerini ortaya koymalıdır. Mutlu olup olmayacağı belli değildir. İç rahatlığına ulaşacağı da kesin değildir.
Ancak bu açmazların farkında olmak, insan için rahatlatıcı da olabilir. Çünkü bu durum aynı zamanda zorlayıcı duyguları kabul etmek ve kabullenmek manasına gelir. Bu yüzden varolusçuluk, Zeki Demirkubuzvari bir karamsarlıkla sonuçlanmak zorunda değildir. Tam aksine, rahatlatıcı ve kaygıyı azaltıcı bir etkisi de olabilir.
Varoluşçuluk, esenliğimize katkıda bulunabilir. O halde bu yazıda önemli varoluşçuluk kitapları ‘nı inceleyelim. Bu yazıda ele alacağımız kitaplar daha çok felsefi metinler olacak.
Neden o kitabın değil de bu kitabın seçilmiş olduğuna gelince. Bu listede başlıca varoluşçuluk kitapları ‘nın bulunmasına özen gösterdim. Fakat varoluşçuluk sınırları rahat çizilemeyen bir alan olduğundan, ister istemez bir noktadan sonra tartışmaya açık hale geliyor. Eğer eklemek istediğiniz kitaplar varsa, yorumlara ekleyin lütfen.
Korku ve Titreme (Kierkegaard)
Korku ve Titreme, Kierkegaard’ın lirik ama aynı zamanda felsefi eseridir. Ama aynı zamanda önemli varoluşçuluk kitapları ‘ndandır. Kierkegaard bu kitapta kutsal kitabın İbrahim kıssasını etik, mistik ve varoluşsal bakımlardan tartışır.
İbrahim’in hikayesinin çok farklı bir yorumudur bu. Soru şudur: İbrahim nasıl olup da imanın babası ünvanını kazanmıştır? Seçilmiş bir kişi miydi İbrahim? Yoksa çektiği acılar, katlandığı kaygılar ve yaptığı iman sıçrayışı mı onu yüceltmişti?
Herkes İbrahim hakkındaki hikayeyi farklı anlıyor. İshak’ı ona yeniden bağışladı diye Tanrı’nın rahmetini övüyor, hepsi sadece bir sınamaydı diyor. Bir sınama, bu sözcük hem çok fazla hem de çok az şey ifade edebilir, ve yine de her şey sözcüğe döküldüğündeki kadar hızlı olup biter. Biri kanatlı bir ata biner, ve Moriya Dağına varmasıyla, koçu görmesi bir olur; ama burada İbrahim’in yavaş yol gidebilen bir katıra binmiş olduğu, yolculuğun üç gün aldığı, yakacak odunları kesmek, İshak’ı bağlamak ve bıçağı bilemek için biraz zamana ihtiyacı olduğu unutulur.
Korku ve Titreme, s.73, Kierkegaard
İbrahim, ileri yaşında çocuk sahibi olmak istediğinden, rabbine dua etmiş ve doğacak çocuğunu onun için kurban edeceğini söylemişti. Oysa İbrahim rabbinin vaadine sahipti. Gelecek imanlı nesiller, onun soyundan gelecekti. Fakat ilerleyen yaşında, kendisi gibi yorgun eşiyle bir çocuk yapabilecekler mıydı?
Fakat çelişkiler bununla bitmiyor. İbrahim bir çocuğa sahip olduktan sonra, verdiği sözün sorumluluğu ile baş başa kalır. Fakat tanrının yasası öldürmeyi yasaklamıyor mu aynı zamanda? Ve uzun yıllar sonra kavuştuğu çocuğunu kurban etmek ne kadar mantıklı onun için? Üstelik eğer oğlunu kurban ederse, soyu nasıl devam edecek ve nasıl imanın babası olacaktı?
Kierkegaard İbrahim peygamberi, çelişkiler içerisinde ve insani yönleri ile tasvir eder. Ve İbrahimi büyük yapanın, tüm bu çelişkiler içerisinde mantığı ve etiği aşıp, absürdü seçebilmesi, iman sıçrayışını yapabilmesi olduğunu söyler.
İbrahim hareketlerinde absürtten güç alır, absürt olan, İbrahim’in tekil konumda tümel olandan (etik) daha üstün olmasıdır… İbrahim absürte dayanarak İshak’ı geri kazanır.
Korku ve Titrene, s.81, Kierkegaard
Kierkegaard’ın hikayeyi yorumlayışı bazı varoluşçu temalar içerir. Seçimin önemi, seçim ve sorunlulukla kaygının ilişkisi, etiğin varoluşsal açıdan yeniden yorumlanışı, insani ruh hallerine odaklanılması gibi. Bu yüzden Kierkegaard erken bir varolusçu olarak görülür. Bence Korku ve Titreme de, en önemli varoluşçuluk kitapları ‘ndandır. (Korku ve Titreme ile ilgili daha çok bilgi edinmek için bakınız.)
Burada tartışma olanağı olmasa da, Kierkegaard’ın kendi döneminde Hegel felsefesine karşı konumlandığına dikkat etmek gerekir. Hegel gibi tarihsel gelişimin yasaları, devlet, özgürlük, insan tini konularını tartışan bir filozofun çağında yaşıyordu Kierkegaard. Buna rağmen inanç, aşk, kaygı gibi varolusçu temalarla yapmıştı tartışmasını.
Varlık ve Zaman (Heidegger)
Heidegger, her ne kadar kendisini varoluşçu olarak adlandırılmasa da, Varlık ve Zaman varoluşçuluk kitapları arasında önemlidir. Siyasi bakımdan tartışmalı bu filozof, başlattığı tartışma ve açtığı yollarla felsefe tarihinde önemli bir etki bıraktı.
Varlık ve Zaman uzun, felsefi ve ağır bir kitaptır. Felsefi temeli olmayan bir insanın bu kitapla yüzleşmesi ne kadar sağlıklı bilmiyorum. Yine de dilimizde pek çok giriş kitabı var konuyla ilgili. Ve Heidegger’in fikirleri, felsefi ifadesine rağmen son derece yaşam ve gündelik hayatla ilgili.
Heidegger felsefesini gündelik olanın bizi nasıl kuşattığı ve alışkanlıkların bizi nasıl koşulladığından başlatır. Gündelik olana batmıştır (mundane) dasein. Bu batmışlıktan onu sadece bir arıza, bir aksaklık, yani kaygı çıkarabilir.
Kaygı, kendisini anlam arayışı ve seçimleri, yani projeleriyle var eden insanı bir anlığına tüm bağlamlarından koparır. Kaygı, tüm projelerin sonudur ve insanın asla anlayamayacağı ve onun tüm imkanlarının sonu olan ölümle ilgilidir.
İnsanın bu noktada yapabileceği iki şey vardır. Dasein ya kendisini kalabalıklar, hergünkü işler, şan, şeref ve modern eğlence içerisinde yitirir ve kaygıyı örter, ya da kapalılığı açma kararlılığı gösterir ve otantik olmanın yollarını arar.
Kamusal toplu taşıma araçları kullanılırken ya da habercilik araçlarından (gazete) yararlanırken her bir kimse bir başkası gibidir. Böyle bir hep-beraber-olma, kendi Dasein’ımı başkalarının varlık türü içerisinde tamamıyla eritir. Böylelikle başkalarının birbirinden farklılığı ve açıklığı daha da kayboluverir. İşte böylece herkes, bu dikkat-çekmezlik ve tespit-edilmezlik içinde kendi sahih diktatörlüğünü açığa vurur.
Varlık ve Zaman, s.200, Heidegger
Heidegger, insanın içine batmış olduğu hergünkülük ve zamansallığı içerisinde, dasein’ın otantik olma ihtimalini sorgular. İnsanın etik değerleri, tarih, kültür ve dille ilişkisi bu imkan ile iç içedir çünkü.
Heidegger, insanı yapıp etmeleri ve zamansallığı ile birlikte değerlendirir. Ayrıca felsefesini bir haletiruhiye olan kaygıdan başlatır. Bu kadarı bile onun varolusçuluk için önemli bir düşünür olmasına yeterlidir. Varlık ve Zaman ise 20. yüzyılın önemli felsefe kitaplarındandır. Bu yüzden siyasi sorunlarına rağmen, etkisi dikkate alındığında Heidegger’in önemli bir felsefeci olduğunu teslim etmek gerekir.

Varlık ve Hiçlik (Sartre)
Varlık ve Hiçlik, Sartre’ın ağır felsefe sorunlarını tartıştığı ve felsefesinin temelini ortaya koyduğu kitaptır. Bu kitap, en felsefi varoluşçuluk kitapları ‘ndandır. Kendisi kitabı 2. Dünya Savaşı’nda cephede yazmıştır. Yine de Varlık ve Hiçlik, felsefeci olmayan bir insan için zor bir kitaptır.
Yine bu kitap konusunda da, giriş kitaplarına başvurmak yararlı olabilir. Fakat Sartre varoluşçuluk ile ilgili kitaplar yazmış, seminerler vermiş bir düşünürdür. Bu yüzden onun düşüncelerine ulaşmak daha kolay olabilir.
Sartre, kitabında Hiçliğin ve Hiçliğin ilişkili olduğu kaygının, insanı nasıl derinden sarsabileceğini gösterir. Hiçlik tüm olumsuzlamaların kökenindedir ve insana hayır deme olanağı verir. Fakat insanın hayır dediği nedir?
Sartre burada insanın kompleks yapısını analiz eder. İnsan kendisini değerli hissetmek için, kendisini anlam ve değer ile ifade eder. Yapıp ettikleri, ürettikleri, sahip oldukları, satın aldıkları ve ait oldukları ile kendisini birisi haline getirir insan. Çünkü Hiçliğin tehdidini en derininde hisseder.
Nitekim insanın çilesi İsa’nınkinin tersidir, çünkü insan, Tanrı’nın doğması için, insan olarak kendini yitirir. Ama Tanrı fikri çelişkilidir ve kendi kendimizi beyhude yere yitiririz; insan hiçbir şeye yaramayan bir çiledir.
Varlık ve Hiçlik, s.720, Sartre
Sartre, insanın var olan bir nesne gibi anlama ve işleve sahip olmadığını, bunu kazanması gerektiğini söyler. Bu sorunun cevabı mal mülk, inanç, aidiyet gibi kendini aldatma biçimleri de olabilir, üretmek, dayanışma, başkasına değer veren eylem gibi daha olumlu eylemlilikler de olabilir. Her halükarda insan bir cenderenin içindedir.
İşte bu noktada, özgürlük, sorumluluk ve kaygının birlikteliğini vurgular Sartre. İnsan özgürlüğe mahkumdur ve tam da bu yüzden hem sorumluluğa, hem de kaygıya yazgılıdır. Ve içinde olduğu bu açmaz, çözülebilir değildir.(Bknz. Sartre ve özgürlük.)
İnsan bir seçim yapar ve dünyayı bu proje ışığında görür. Eylemin ötesinde bir anlam, dayanılacak bir ilke, kendisi için istenecek bir ideal yoktur. Bunların hepsi birer yaratımdır. Ve insanın eylemini ve seçimini takip eder.
Sysifos Söyleni (Camus)
Ve kapitalizm bugün depresyonu her zamankinden daha iyi kullanıyor. Depresyonun kaynağı adaletsizlik ve kendini gerçekleştirememek olsa da, bunun yerini kapitalizmin vaatleri ve gerçekleşmeyen sahte hayaller alıyor.
Sysifos Söyleni, Camus’un varoluşçulukla ilgili en önemli metinlerindendir ve varoluşçuluk kitapları ‘nın en popüler olanlarından birisidir. Bu metinde Camus, insanın yaşamı anlamlandırma sürecini tartışır.
İnsan yaşamı, sürekli ölüm tehditi altında, kırılgan ve zorludur. Mitolojideki Sysifos motifi bunun metaforuna dönüşür. Sysifos, çarptırıldığı ceza yüzünden, her gün bir kayayı dağın tepesine kadar taşır, ama günün sonunda yine kaya tepenin eteklerine onu da ezerek inmektedir.
İnsan yaşamı da, aynı Sysifos’un durumu gibi, nihai bir tatminden ya da anlamdan yoksundur. Kişi işte bu absürt durumla yüzleşmeli ve yaşamı paradoksu ile kabul etmelidir.
Bazı insanlar bu duygudan kaçmak için din gibi büyük anlatı ve inançlara, siyasi ideolojilere vs. sığınır. Fakat bu açıklamaların hiçbiri insanın huzursuzluğunu tamamen ortadan kaldırmaz.
Varoluşçuluk ve günümüz
Varoluşçu düşünceler ve tartışmalar bugün bize ne sunabilir?
Günümüzde varoluşçuluğun canlı bir düşünce olduğu pek söylenemez. Cioran’ı bir geç varoluşçu olarak düşünülebiliriz. Byung Chul Han, politik konuları tartışsa da, depresyon ve kaygının günümüzdeki hallerini araştırdığından belki varolusçu düşünceye yakın bulunabilir.
Fuko gibi düşünürlerin takip ettikleri patikalarsa, büyük oranda farklı olsa da insanın nasıl köleleştirildiğı ve özgürleşebileceğine ilişkin bazı perspektifler sunabiliyor. Çünkü varolusçuluğun ana hedefi, insanın yıkıcı eğilimlere kapılmadan özgürlüğünü seçebilmesiydi.
Yine de varolusçuluk, psikoloji (Bknz. Varoluşçu terapi) ve esenlik çalışmaları bağlamında oldukça etkili. Çünkü günümüzde pek çok krizi aynı anda yaşıyoruz. Daralan ekonomik imkanlar, covid gibi pandemiler, yapay zeka gibi araçlarla çalışma şekillerinin değişmesi, gıda enflasyonu… Bu gibi problemlerle baş etmek bile yeterince zorlayıcı iken, aynı zamanda kendimizi değerli hissetme ve diğer insanı ihtiyaçlar içindeyiz.
Ve depresyonun esenlik uygulamaları ile tedavi edilmesi, yepyeni bir sektör oluşturuyor. (Zaman zaman varoluşçuluk da bu sektöre malzeme olabiliyor.) Evet, iyileşmeye ihtiyacımız var. Ama dünyanın ve zihnimizin birlikte güzelleştirilmesiyle mümkün olabilir depresyondan çıkış.
Bence varoluşçuluk, kaygı ve diğer zorlu duyguları kabul etmeye yönelik gerçekçi yapısı gereği, piyasa tarafından kullanılmaya daha az uygun. Tam da bu yüzden, varoluşçu düşünceler piyasanın ve hegemonyanın saldırılarına karşı bizi koruyabilir.
Bence hepimizin gerçeğe ve onu olduğu gibi kabullenmeye ihtiyacımız var. Bizi özgürleştirecek olan şeyin gerçek olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden bugün hala varoluşçuluk nedir sorusu önemlidir. Ve bu yüzden, varoluşçuluk kitapları ‘ndan öğrenecek çok şeyimiz var.





Bir yanıt yazın