7 Numara Dizisi en sevdiğim Türk dizilerinden birisi. Dizinin sımsıcak havası, özgün sitcom mizahı ve dizinin sevgi dolu yapısı bizi ona bağlayıveriyor. Ama bu yapı, çok sağlam karekter gelişimleri, psikolojik ve duygusal dönüşümlerle birlikte kuruluyor. Ayrıca dizinin feminist anlamda ilerici duruşu, farklı kültürler ve sınıflar arasındaki çatışmayı özgün ilerici ele alışı ona çok güçlü bir politik bağlam sunuyor. Gelin bu yazıda 2000-2003 yılları arasında çekilmiş bu kült dizi üzerine düşünelim.
7 Numara Dizisi‘ni çok geç izledim. Dizinin ilk bölümünün yayınlanmasından tam 24 yıl sonra. Ama bu dizinin Leyla ile Mecnun dizisinden sonra en güçlü Türk dizilerinden birisi olduğunu düşünüyorum.
Tüm bunların ötesinde, dizideki Armağan ve Haydar aşkına gerçekten hayranım. Her iki karekterin de kendi kabuslarının hayaletlerini ve zayıflıklarını yenerek birbirlerine ulaşmaları, son derece ilham verici. Diziyi ikinci kez çok kısa sürede izlemenin de etkisi olabilir bunda, ama bu ilişkiye dair bazı sahneler hala tüylerimi diken diken ediyor.
haydar: benim bir parçamsın ne demek armağan?
armağan: Kabul etmekten deliler gibi korktuğum için 40 kilide vurup sakladığım her şey demek. Yitirdiğim çocukluğumdan kalma masumiyet demek. Bir türlü yol bulup da kalbimden dilime gelmeyen o cümle demek. Ben de seni seviyorum haydar demek.
Armağan Haydar aşkı neden farklıydı?
Çok fazla aşk hikayesi izledik. Peki Armağan Haydar aşkı bunlar içerisinde neden farklı bir yerde duruyor? Bu soruya verilecek çok fazla cevap var.
Bence bunların ilki, iki karakterin de bütün farklılıklarını aşarak aşkın güçlü dokunuşunu yaşayabilmeleri. Köyden kente okumaya gelen Haydar, yeni bir dünyada saflığını ve duygusallığını korumaya çalışır. Armağan ise ailesini çok erken yitirmiş ve çocuk masumiyetini yaşayamadan erken büyümüştür. Bu yüzden güçlü ama kendisini duygularına karşı duyarsız biridir.
Ama çok farklı bir şey olur. Haydar Armağan’ın dinlemediği seslere kulak vermeye başlar. Haydar kırsalın sessizliğiyle sağlam ve basittir. Matematik problemlerini çok basit şekilde çözmeye çalıştığı için zekidir Haydar. Armağansa güçlü ama karmaşıktır.
Bu aşk hikayesi farklıdır, çünkü 7 Numara dizisi karakterleri birbirlerine zaman verirler. Haydar ve Armağan erkenden birbirlerine karşı hassas olsa da, birbirlerini yavaşça tanır ve alışırlar. Ve bu yüzden birbirlerini tüketmezler. Tam aksine ilişkileri üreticidir. Birbirlerinin duygusal düğümlerini çözmelerine yardım ederler.
Bunu belki de bugün bir miktar yitirdiğimiz için bu aşk hikayesini seviyorum. Dünya hızlandıkça birbirimizden alabileceklerimize odaklanıyoruz. Ve birbirimizi, kötü yönlerimize bakarak reddediyoruz.
Ama her insanın içinden çıkabilecek bir sürü şey var. Bir insana, bir ilişkiye emek verdikçe birlikte gelişebiliriz. Çünkü olduğumuz halimizde kalmak zorunda değiliz. Ama bugün artık öteki’yi bırakın, kendimize bile ihtimam göstermiyoruz. 7 Numara‘nın bize sunduğu aşk hikayeleri, tam da bu yüzden etkileyici bence. Bugün yaşadığımız kadın erkek ilişkisiyle ilgili sorunlar, bence bu diziyi bizim için daha da ilginç yapıyor. (Bknz. Platoncu aşk ve gerçek aşk)
7 Numara ve kültürel çatışma
7 Numara basitçe kentli ve köylü kültürlerinin çatışmasını konu alır. Bu bakımdan Şalvarbank, Köyden İndim Şehre, Gülen Adam gibi filmlerin bir devamıdır. Ama aynı zamanda Recep İvedik, Gora gibi filmlerin de öncüsüdür.
Ama 7 Numara dizisi bu çatışmayı, farklılıklara değil ortak noktalara odaklanarak işler. Kırsal kültürden gelen Haydar, Recep, Satılmış, Sabit ve kentli Armağan, Rüya, Cansu ve Ayten birbirinden farklıdır evet.
Ama aynı zamanda ortak noktaları da vardır. Hepsi öğrencidir ve orta direk ailelerden geldiklerinden geçim sıkıntısı yaşarlar. Hepsi koca şehrin acemisidir. Ve hem kendilerini, hem aşkı, hem yaşamayı öğrenmek isterler.
Ve yol arkadaşlıkları boyunca, farklılıklarını korudukları halde, dayanışmayı ve arkadaşlığı sürdürürler. Recep kırsalda yaygın olan kadına karşı şiddeti savunan muhafazakarlığı, Cansu ve Armağan kendini beğenmiş kentliliği reddeder. Yani bu kültürel çatışmanın kendisi bile üretken ve temizleyicidir.
Ama her şeyden önemlisi, bu dizide bir tür hınç hali görmeyiz. Recep İvedik kentliler karşısında zafer üstüne zafer kazanırken, muhazakar ruhun içindeki hınç duygulanımını tetikler. Eski dünyanın köylüsü, artık kenti fethetmiş ve artık öç almak istemektedir.
Oysa bu hınç, egemenlerin bir oyunudur. Ve kentin yeni yoksulları ile yoksullaşmaya başlayan eski sakinlerini birbirine düşürmeyi amaçlar. Egemen her zaman ötekilerini birbirinden farklı olduklarına ve birlikte direnemeyeceklerine ikna eder. Çünkü egemen, egemenliğin kökenindeki muğlaklığın farkındadır. (Bknz. Derrida ve egemenlik sorunu)
Oysa 7 Numara dizisinde, bu farklılıklar hıncını ifade edileceği fay hatları değildir. Kültürel karşılaşmalar, aslında yeni potansiyellerdir ve herkes bundan bir sürü şey öğrenir. Bu aslında ülkemizde bugün bile ihtiyaç duyduğumuz bir oluş. Ama her gün bu açıklıktan biraz daha uzaklaşiyoruz. Çünkü egemenlerin yoksulları birbirine soktuğu “bak cambaza oyununa” kanıyoruz.
Kahraman, süper kahraman ve insan
7 numara dizisinde en beğendim noktalardan birisi, tüm karakterlerin tam bir insan olması. Her biri hem güçlü hem zayıf yanlarını ile varolur. Bu karakterlerin hiçbiri süper kahraman değildir. Bazen zayıf ve yardım muhtaç, bazense güçlü ve yardımsever olurlar. Ve yolculukları boyunca, birbirlerinden bir sürü şey öğrenirler.
Vahit emmi ya da Züheyla teyze kısırdır. Ama ikisinin de kocaman birer kalbi vardır. Kiracıları çocukları gibi olduğundan, zorunlu değil seçime ve emeğe dayalı kocaman bir aile kurmuşlardı.
Haydar kel ve şişmandır. Ama aynı zamanda bir matematik dahisidir. Son derece güçlü ve duygusaldır. Ama gündelik hayatta saftır. Armağan kontrolcü ve baskıcı olsa da, bunu sevgi dolu olduğundan yapar. Arkadaşlarına karşı korumacı, kendisine karşı ihmalkardır. Pek çok hayaleti olsa da kalbi kocamandır.
Recep cimri ama aynı zamanda sahiplenici, koruyucu ve vefakardır. Zor kabul etse ve zor değişse de sevdiklerini ve kabul ettiklerini asla terk etmez ve yalnız bırakmaz. Ayten müsrif, bazen kaba ve kendini beğenmiş olsa da, yeri geldiğinde son derece aklı başındadır. Ve kendi eylemleri yüzünden kimseyi zor durumda bırakmak istemez. Ailesinden aldığı kibrini aşabildiğinde son derece sıcaktır.
Cansu şakacı ama duygusaldır. O yeni insanlar ve farklı kültürlere karşı daha açıktır. Ama aynı zamanda neşesini kaybettiğinde karamsar birisine dönüşür. Rüya ise tam tersine hayalci ve romantiktir. Ama etrafında sürekli bir yardımlaşma havası kurar. Ve yumuşamlığına rağmen içindeki güce de zaman zaman ulaşır.
Tüm bu karakterler, dizinin 95 bölümü boyunca pek çok olay yaşar ve gelişir. Karakter gelişimlerinin hele ki sitcom tarzı bir komedi dizisinde bu kadar iyi olması, gerçekten nadir rastlanan bir şey. Didaktik ve sosyal sorumluluk yönü olan bir dizinin bu kadar güçlü karekterler de içermesi, bence gerçekten harika.
7 Numara dizisi ve feminizm
Kadın cinayetlerinin yaygınlaştığı günümüzde, kadın mücadelesi çok daha önemli. Ve bugün dizilerimizde bile kadına karşı şiddet oldukça yaygın. Ülke gündeminin durum ise ne yazık ki daha kötü.
7 Numara 2000 de yayına başlasa da, günümüz dizilerinden ve filmlerinden (ve ne yazık ki günümüz Türkiyesi’nden) çok daha ileride. Dizide kadınların hayata atılırken ne gibi zorluklar yaşadıkları ilk elden anlatılıyor.
Ne okuma yazma bilen ne bir iş tutabilen dul Asiye, 5 çocuğunu köyde bırakarak gençlerin yolculuğuna katılır. Ve yolculuğu boyunca kendine yeten bir kadın olup, bunun kadının toplumda yer kazanması için ne kadar önemli olduğunu öğrenir. Dahası Asiye daha sonra sevdiği bir adamla evlenip çocuklarını da yanına alacaktır.
Kızlar ise kendi kadın olma yolculuklarını sürdürecek ve kendi mücadelelerini verecekti. Dizi boyunca kızlar diziye katılan pek çok kadınla da dayanışacaktı.
Üstelik en önemlisi, dizideki kadınların birbiri ile kurdukları ilişkilerin çatışma değil, dayanışma üzerinden ilerlemesi. Örneğin bugün popüler olan Kızılcık Şerbeti dizisinde, kadınlar yine başrolde ama sürekli birbiri etrafına entrika ağları örüyorlar. Bu gibi anlatılarla insanın insanın kurdu olduğuna inancımız artıyor. Oysa gerçeklik buna yakın olmayabilir.
Bence 7 Numara, günümüz dizilerindeki eril ve muhafazakar dille tam bir karşıtlık içinde. Ve kadının kendi ayakları üstünde durabilmesinin sağlıklı bir toplum için ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor.
7 Numara ve mikropolitika
Peki mikropolitika bağlamında dizi hakkında ne söyleyebiliriz? Politik olmayan bir dizinin insan olma halleri ile ilgili önerisi ne olabilir?
Öncelikle dizinin politik düzeyinin sıfır olmadığını söylemeliyiz. 7 Numara gerek öğrencilerin geçim sıkıntısına parmak basmasıyla gerek kadın mücadelesine desteğiyle politik olarak son derece ilerici.
Fakat dizinin asıl politik duruşu, bence insanın kendisi olması bakımından ve değer verdikleri, hayatı paylaştıkları ile birlikte değerli olduğunu vurgulaması. Peki bu neden muhalif bir duruş?
Çünkü günümüz dünyasında, insan sahip oldukları, muktedir oldukları ve bunun gösterişini yapabildiği oranda değerli. Bunu her sosyal medyadan, her reklamdan ve her kapitalist kültürel ilişkiden öğreniyoruz.
Ama kültürel alan sadece kaybedilmiş bir savaş değil. Mücadele sürüyor. Ve 7 Numara gibi insanı olduğu gibi, güçlü ve zayıf yönleri ile kendini kabul etmeye davet eden kültürel ürünler, alternatif bir yaşam öneriyor.
Hep birlikte mutlu olabiliriz. Sadece daha çok paylaşmalı, kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmeli ve yaratıcı ruh haline geçebilmeliyiz. İyi oluş, çoğaltıldıkça toplumun geneline yayılabilir. 7 Numara dizisi bunu önerdi ve önermeye devam ediyor. Cevap verip vermemek bizim elimizde.
7 Numara etik
Diziyi ikinci kere bitirmek üzere olduğum halde bir not daha almak istiyorum. Dizinin bizi bu kadar etkilemesinin sebeplerinden birisi bence dizideki karakterlerin günümüz insanından daha az vahşi olması.
Günümüzün propagandası tek başımıza başarabileceğimizi, mutlu olabileceğimizi söylüyor. Bunu yapmak içinse dayanışma değil, bencillik öneriliyor. Birilerinin üzerine basarak yükselirseniz, yanmakta olan günümüz dünyasında bile mutlu olabilirsiniz.
Dünyanın yangını ise söndürülemez bu görüşe göre. İnsan duyarsız olduğu, yozlaşma kaçınılmaz olduğu, genler bile bencil olduğu için (Richard Dawkins) dünya kurtarılamaz. İnsan olmak övünülecek bor şey değildir. Bu savaş alanında kendiniz için bir kale inşa etmeli ve ölüm meleğinin sizi unutmasını beklemelisiniz.
Oysa bunlar sadece sistemin yalanları. Ve anti-hümanizm bizi silahsızlandırıyor. Oysa insan, doğayı aşan ve belki onun uzantısı olan bir ikinci doğaya sahip. İnsan etiği, akılcılığı, merhameti, fedakarlığı icat etti. Ve sadece zihnini geliştirerek değil, duygularını da geliştirerek evrildi.
Tam da bu yüzden, bizi karamsarlık bataklığından çıkaracak bir şeyler bulmalıyız. Ve sosyal ve duygusal yönünüzü geliştirecek iyi olma hallerini desteklemeliyiz. 7 Numara dizisi belki de bunu yaptığı için sıcacık geliyor insana.
Bir Cevap Yazın