Yazı / metin neden yaşamı ve felsefeyi koşullar? Hepimiz yaşarken sufle alan oyuncular olabilir miyiz? Yazı neden sözden önce gelir? Ve bu garip düşünce, bize modern mitoloji ve sosyal medyanın üzerimizdeki belirleyiciliği ile ilgili ne söyler? Persona’lar orada öylece durmakta, biz de onların içine hapsoluyor olabilir miyiz? Gelin Derrida Gramatoloji kitabı üzerinden fikir egzersizi yapalım.

Bu yazıda Derrida’nın yazı merkezli eleştirel felsefesi üzerine düşüneceğim. Çünkü Derrida, en güçlü Batı düşüncesi eleştirmenlerinden biri olarak, Batı metafiziğini ve düşüncesini çok kapsamlı şekilde ele alır. Ve bu eleştiriler, bize gündelik hayatla ilgili pek çok şey söyler.

Yazı ve metin, kişilikten de, egodan da, ruhtan da… kişisel olana hangi özel ismi veriyorsanız. Kutsal ya da seküler, hangi paranteze alıyorsanız insanı. Ve yaşamı. Dili ve dilin kuruluşunda işleyen fark, aksaklık ve heterojenliği bu ‘kutsal’ olanın öncesinde görür.

Yaşarken, düşünürken, hissederken… Oy verirken, saygı gösterirken… Dil oyununun içerisinden mücadele ediyor olabilir miyiz? Artık kitaba dayanmayan, kitabı terk etmiş bir uygarlık, hala dilin kölesi olabilir mi? Gelin bunları Derrida Gramatoloji kitabı ve Derrida düşüncesi ile tartışalım.

Ruh, ses ve yazı

Derrida Gramatoloji girişinde Aristo’dan bir alıntı yapar. Bu alıntıda Aristo, sesin ruhun düşüncelerinden doğduğunu, yazının ise sesin sembollerle işletmesinden oluştuğunu söyler. Burada anlatılan, sesin ve düşüncenin yazıya üstün olduğudur.

Peki ruhun / aklın düşüncelerini ortaya koyduğu araç nedir? Tabii ki kelimeler, mantık gibi dilsel araçlar, cümleler… O halde dilin ruha çok da uzak olmadığını söylemek gerekir. Derrida Gramatoloji boyunca bunu savunacak.

Derrida Gramatoloji

Tam bu noktada yazının hayata üstünlüğü ve onu kavrayışını yakalayıveririz. Evet, hepimiz düşünürüz. Öğrenir ve öğretiriz. Rüya görür, aşık olur, dilenciden tiksinir ya da bitcoin alırız. Ve bütün bu eylemlerin içinde, dilin anlamsal yönüyle birlikte gramer ve dilin kendisi de işin içindedir.

Biz bir düşünce ortaya koyduğumuzu sanırken, dilin kendisi işlemektedir. Bizse sanki dilin ve yazının üzerinden aktığı işlemcilere benzeriz. Ve bu durum, felsefeciler, düşünürler, politikacılar, dib kurucular… kültürü inşaa eden herkes için de geçerlidir.

Yazının / dilin ele geçmezliği

Bu noktada bir diğer kaygan zeminle karşılaşırız. Dil gösteren / gösterilen / gösterim iliskisiyle açıklanacak kadar basit ve doğrudan değildir. Oyunbaz ve girifttir dil.

Dili Wittgenstein’dan hareketle bir inşaat ustasının duvar örerken kullandığı araçlara benzetebiliriz. Kelimeler belli işlere yaratan aletlerdir. Saf anlam taşıyıcıları değildir. (Bence Wittgenstein’in dil oyunları fikriyle, Derrida felsefesi arasında bir paralellik bulunabilir. )

Derrida’nın takip ettiği Saussure ise dilin farklar üzerinden hareket ettiğini söyler. Her gönderim, diğer gönderimlerle ilişkisi içinde anlamlıdır. Saf bir anlam ise bulunamaz.

Ve biz dil denen bu kaypak araçla, felsefe yaparak varlığı ve etiği çözümlemeye, dini inşaalarla maneviyatı kurmaya, tarihi anlamaya çalışırız. Oysa elimizdekilerin hepsi birer oyuncaktır. Gramatoloji kitabında, dil aracılığı ile yaptığımız tüm refleksiyonlarda gramerin iş başında olduğunu ve kendi metafiziğini dayattığına dikkat çekilir.

Derrida Gramatoloji

Ama tablo bundan çok daha karmaşık. Şu anda Derrida Gramatoloji kitabını okuyorum. Bu kitapta Batı felsefesini sese dayalı dil modeline yaslandığı için eleştiriyor Derrida. Benim anladığım, bu modelin sonucu olarak hem dilin bize oyun oynamasına ve metafiziği belirlenmesine izin veriyoruz. Hem de dilin / yazının gerçek doğasını yakalamaktan uzaklaşıyoruz.

Derrida, Gramatoloji’de dilin sürekli bir erteleme ve farklılaşma mantığıyla işlediğini savunuyor. Dilin iç mantığı anlamı / iletiyi sonsuza kadar ötelediğinden, ideal bir iletişim kurulması bir yana, iletişim yerine bir tür gönderilerin birbirini dürtmesi söz konusu bu tabloya göre. (Derrida bir mektubun asla muhatabına ulaşmayacağını iddia eder. “Mektup varıştan kaçar, uzaklaşır.” – Derrida Sözlüğü, s.26) Öyle ki bu erteleme hareketi biçimin biçimleniş formuna dönüşüyor. Buradaki muğlaklık ise, dil aracılığıyla yapılan düşünce eylemini son derece tehlikeli hale getiriyor.

Derrida Gramatoloji

Kırılış, bir im için, bir imleyenle bir imlenenin birliği için, bir şimdinin ve bir mutlak mevcudiyetin dolunluğunda ortaya çıkmanın imkânsızlığını belgiler. Bu yüzden, psikanaliz yoluyla reya psikanalize karşı restore edilmek istense bile, dolun söz yoktur. Hakikat olduğunu söyleyen sözün anlamını indirgeme veya restorasyonu düşünmeden önce, anlam ve anlamın ayrun daki kökeni sorusunu sormak lazımdır. İz’in problematiğinin “yeri” böyle bir şeydir.

Derrida Gramatoloji, s.107

Ama yazıyla hayat arasındaki paralellik, bu hezeyandan çok daha fazladır. Derrida yazının ve dilin mantığının erteleme, fark ve öteleme olduğunu söyler. Ama bu aynı zamanda zamanın bizim için işleme mantığı ile aynıdır. Zaman farkın genişleyip bükülmesi ve ötelenmedir. Canlı şimdinin sürekli ötelenen ölümü ise onun yazgısı olan ölümdür. Özne ötekiyi, üzerinde hakimiyet kuramadığı kati bir fark olarak deneyimler. Yazının kökenindeki arke fenomen olan İZ, neredeyse hayatında kökeninde ya da en azından kalbindedir.

Tanrı’nın adı, en azından klasik usçulardaki anlamıyla, ayrımsızlığın adıdır. (Indifference) ( Tanrı fikri psikolojide de ana rahmine dönüş isteğiyle paralel görülmüştür.)

Gramatoloji, Derrida, s.109

Peki ne yapmalı?

Eğer dil gerçekliği kavramak ve ötesine geçmek için tehlikeli bir araç, yaşam ise metnin / dilin / gramerin etkisindeyse ne yapmalıyız? Derrida bu soruya, var olan dilsel yapıları ve metinleri yapısöküme uğratmak gerektiği ve ancak bunun ardından saf olaylara, başkalık deneyimi gibi dönüştürücü karşılaşmalara, adalet gibi kayıp idealleri ulaşabileceğimizi iddia eder.

Burada öneri sadece bazı metinlerin çözümlenmesi değildir. Bence asıl mesele, yazının egemenliği aracılığıyla donuklaşan hayatın buzunu çözmek. Ve yeni olana ulaşabilmektir.

Fakat Derrida’nın önerisi hiç de açık değildir. Klasik metafiziğe düşmemek için ne krizin niteliğini, ne gelişimini açıkça ortaya koyar Derrida ve çok açık önerilerde de bulunmaz. Sadece şairine çözümlemelerde bulunur ve Ufuk açıcı fikirler sunar. Ama burada edebi bir tercih değil, bir strateji söz konusu bence. Derrida radikalliğini asla bırakmaz ve ondan önceki felsefenin ‘felsefi’ tuzaklarına düşmekten kaçınır sürekli.

Tam da bu yüzden hakiki ve işe yarar bir felsefe yapabilmek için, dekonstrüksiyonun her zaman çalışması gerektiğini iddia eder Derrida. Aksi halde mevcudiyet metafiziğine düşmek kaçınılmazdır. Heidegger’in bile kaçamadığı metafizik, her zaman tetiktedir.

Derrida adalet gibi pratik konuları analiz ederken bile arka patikaları dolaşır. (Bknz. Derrida ve egemenlik eleştirisi) Fakat bu onun Heideggerci bir strateji değildir. O tüm uygarlığın ve düşüncenin arka yol, patika, çıkmaz sokaklardan oluştuğunu duyumsatır bize.

Belirsizlik o kadar kötü mü?

Gündelik dilde belirsizlik olumsuz bir özelliğe işaret eder. Belirsiz, seçilemeyen, belirlenemeyen, karar verilemeyen en nihayetinde eksik olandır. Ve aşılması gereken bir şeydir.

Ama kesin ve mutlak olana, ruhtan gelene, söze ulaşma isteği, nafiledir. Çünkü dilin kendisi çok anlamlı yapıdadır. Belirsizlik bağlamın eksikliğinden gelmez, bağlamların sonsuzluğundan ve en nihayetinde mükemmel iletişimin imkansızlığından ileri gelir. Ve bir açıdan doğurgan ve bereketli olduğunu söyleyebilirim. Bu belirsizliği kucaklayabilmek için, yeni bir tavra ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.  Aynı fenomenolojinin önerdiği gibi, doğal tavrı aşıp buna ulaşmak gerekiyor bence.

Tiktok kültürü, fark ve persona

Peki Derrida’nın bu eleştirileri bize bugün ne sunabilir? Daha doğrusu bu fikirler beni ne açıdan heyecanlandırıyor?

Ben uzun süredir, toplumda yeni bir hikaye anlatıcılığının yürürlükte olduğunu düşünüyorum. Bunun ana taşıyıcısı ise sosyal medya ve günümüz hızlı iletişimi. Günümüz popülist siyaset anlayışı, neoliberal hegemonya, şirketlerin propagandası ve modern mitoloji bence sonsuz bir sığlıkta birleşiyor.

Ama bu sığlık, hepimize gündelik hayatta kullanılacak inandırıcı personalar sunuyor. Chp’li belediyeler çalışmıyor, Yahudiler dünyayı yönetiyor, Reis dünyaya meydan okuyor, derin devlet düşmanlarımıza kök söktürüyor… Bunlar ve daha binlercesi… Farklı entelektüle düzeylerde farklı şekillerde…

Hapishane ve kaçış

Ben gramerin egemenliğinin, bugün sosyal medya üzerinden daha da güçlü şekilde işlediğini düşünüyorum. Tam da bu yüzden çalışmalarımda modern mitolojiyi, new age dinleri, kırık hayalleri, orta sınıf hezeyanlarını inceliyorum.

Derrida her ne kadar çok kompleks bir düşünür olsa da, bence bize bu konular hakkında güçlü perspektifler de sunuyor. Eğer ilginizi çekerse, Derrida Kimdir, Derrida İstanbul’da ya da Derrida Sözlüğü gibi giriş kitapları ile başlayabilir ya da daha sert bir deneme için Derrida Gramatoloji okuyabilirsiniz.

Ek: Mitolojinin hayata üstünlüğü

Bugün (13.12.2024) İbbkültür’de İsmail Gezgin konferansına katıldım. Ve İsmail Gezgin’in muhalif mitoloji okumasının, Derrida’nın tezlerini desteklediğini düşünüyorum.

Gezgin, tüm mitolojinin ve kültürün, bize dünyayı belirli bir şekilde gösterdiğini ve insana nasıl yaşaması gerektiğini öğrettiğini iddia eder. Bu kabaca değer dünyası, ahlak kodları, duygulanımların öğrenilmesiyle olur.

Mitoloji bizr kahramanlığı ne olduğunu, hangi hayvanın muteber hangisinin mundar olduğunu, hayvanlar ve dünya ile ilişkimizin, cinselliğimizin nasıl işlemesi gerektiğini anlatır. Ve bizi bir tür anlam değer hapishanesine sokar.

Gezgin, mitolojinin o kadar da masum olmadığını gösteriyor. Yarı tanrı yarı insan kral Gılgamış’ı anlatan destan, bir tür monarşi övgüsüdür. Yunan destanları ise Aristokrasi’nin tanrılarla güreşe tutuştuğu bir tür düzen övgüsü.

Tüm bu destanlar, halka isyan etmeden, tanrılara şükran sunarak ve sabrederek çalışmayı anlatmıştır. Ve ortaya bir yasa koymuşlar. İşte bu yasa, dil ve gramer gibi katıdır. Ve insanın ötesini göremeyeceği kadar yüksek bir surdur bu.

Bence İsmail Gezgin’in muhalif arkeolojisi son derece etkileyici. Bu bakış açısı hem arkeoloji ve kültürü özgün ve ilerici şekilde  ele alıyor. Hem de Derrida Gramatoloji de işaret edilen hapishane başka bir alanda tespit edilmiş oluyor.

Bir yanıt yazın

Trending