Bu yazıda reenkarnasyon fikrininin kaynakları üzerine düşüneceğiz. Reenkarnasyon nedir? Bu fikrin kaynakları nelerdir? Reenkarnasyon gerçek mi? İnsanlar neden bu inanca ihtiyaç duydular ve bu inancı nasıl geliştirdiler? Ve reenkarnasyon fikrinin hermetizm ile ne ilgisi var? Hermetizm ne demek?
Bu yazının oluşmasında, Can Tamax isimli arkadaşımın şu soruları başlatıcı oldu: (Soruların her birini detaylı şekilde ele almadım, ama bu soruların manyetik alanı bu düşünüşe yol gösterdi.)
1. Hermetizm de ölümden sonra ne oluyor? / 2. Reenkarnasyon gerçek mi? / 3. Platoncular da reenkarnasyon alegorik bir biçimde mi ifade edilir? / 4. Pisagorcularda reenkarnasyon alegorik bir biçimde mi ele alınmalıdır?
Düşünmeye bu sorular üzerinden başlayarak, reenkarnasyon fikri ile sonsuzluk fikrini birlikte tartışmak istiyorum bu yazıda. Reenkarnasyon inancının kaynaklarını daha geniş şekilde başka bir yazıda ele almayı düşünüyorum. Aynı zamanda bu tartışma bağlamında ”hermetizm ne demek” sorusunu da cevaplamak istiyorum.
Reenkarnasyon fikrinin tezahürleri
Reenkarnasyon fikri / inancı pek çok farklı biçimde karşımıza çıkıyor. Öncelikle bu perspektiflerden bazılarını ele alalım.
Hermetizm ve reenkarnasyon
Hermetizm öğretilerinde reenkarnasyon inancı bulunmaktadır. Hermetik öğretiler, ruhun bedenin ölümünden sonra yeni bir bedene geçerek sürekli olarak yeniden doğduğunu ve bu sürecin sonsuz bir döngü olduğunu savunur.
Hermetizm ne demektir? Hermetik öğreti ne anlatır? Neden öğretilerinde gizemli ögeleri ve simgeleri kullanır hermetizm?
Hermetizm, antik Mısır’dan köken alan ve Hellenistik dönemde gelişen gizemci bir felsefi ve dini geleneği ifade eder. Bu öğretilere göre, ruhlar bedenin ölümünden sonra ölümsüzdür ve başka bir bedende yeniden doğarlar. Reenkarnasyon süreci, ruhun bireysel gelişim ve evrimsel ilerleme için önemli bir yol olarak kabul edilir. Hermetik metinlerde ruhun bedeni terk etmesi, ölüm ve sonraki yeniden doğuş süreci detaylı bir şekilde ele alınır.
Bununla birlikte, Hermetizm’deki reenkarnasyon inancı, diğer inanç sistemlerindeki reenkarnasyon anlayışlarından farklılık gösterebilir. Hermetik öğretiler, kozmik bağlantılar, gelişim ve bilgelik arayışı gibi temaları vurgular ve reenkarnasyonu bu bağlamda anlamlandırır.
Üç kere kutsal hermes’e atfedilen hermetik öğreti, çok geniş, çok dallanıp budaklanmış bir anlatı. Çünkü birden fazla dinin kültürün içerisine sızmış zaman içinde. Hermetik öğretide ölümden sonra reenkarnasyonla da, cennet cehennem fikriyle de uyumlu olabilir. Ölümden sonra yok olmayla bile uyumlu olabilir hermetizm.
Çünkü hermetik anlatıda hedeflenen, sonsuza ulaşmak. Sonsuz olana Tanrı da diyebiliriz, Nirvana da diyebiliriz, Sokrates’in ölümüyle ölmek de diyebiliriz. Çünkü sonsuz demek, koşulsuz demek, kendisi için her halükarda istenir demek, zamanla eksilmeyen demek.
Ben bu manadaki sonsuzluğu düşününce, aklıma matematikteki iyi sonsuz kavramı geliyor. Logaritma ve türev konularında öyle bir tabir duymuştum. İyi ve kötü sonsuzluk fikirleri şu şekilde anlatılır: 1’e sonsuz kere 1 ekleyerek kötü sonsuza ulaşırsın. Çünkü bu işlem çok uzun sürer ve hipotetik olarak sonsuza ulaşır. Ama bazı fonksiyonlar kendi doğası gereği sonsuza gider. (Limit, türev, integral vs.) Buna iyi sonsuz denebilir.
Bu manada, hermetizmde istenen koşulsuz ve zamansız olan olduğuna göre, yani ruhun teorik ve pratik olarak eğitilip tekamüle uğraşılması olduğuna göre, bu öğretiye hangi ölümden sonra anlayışı olsa giydirilebilir. (Tartışmalı bir şey söylüyorum.) Çünkü ölümden sonrası mühim değil, zaten ölümden sonrası da metafor. Yani hedef bir anın içinde sonsuza, tanrıya, koşulsuza ulaşmak kanımca: An’ın içinde ölümsüz olmak.
Not: Hermetizm ne demek sorusu ve Hermetizmle ilgili tartışmalar ilginizi çekiyorsa aşağıdaki linkten ‘Simyacıların gizli amacı neydi?’ yazıma ulaşabilirsiniz.

Reenkarnasyon gerçek mi?
Reenkarnasyon kavramını anlamak bile kolay değilken, onun gerçek olup olmadığını söylemek hiç de kolay değil. Ama yine de reenkarnasyonun gerçek olup olmadığını düşünmeye çalışalım.
Bizler bugün maddenin en küçük yapıtaşının kabaca atom ve onu meydana getiren enerji olduğunu biliyoruz. Maddenin enerji ile birbirine dönüşebilir olduğu ise Einstein’dan beri malum.
Maddenin zihin ile doğrudan ilişkili oldugunu ise biliyoruz. Bugünün bilimi ışığında, artık ruh gibi bir argümana ihtiyacımız yok. Zihin madde ve enerjiden oluşan beynin yarattığı bir şey, ve her zaman bireysellik ve zihinsel süreçler ile birlikte işliyor. Ruh dediğimiz şey de aslında bu.
Peki insan öldükten sonra bedeni nereye gidiyor? Tabii ki vücudumuzu oluşturan bileşik ve elementler doğaya karışıyor. Bu halde ruh devam edebilir mi? Hem evet hem de hayır.
Klasik reenkarnasyon görüşüne göre, ruh tanrısaldır ve bedenler arası yolculuk yapabilir. Fakat bu ancak inancın konusu olabilir. Ama peki vücudumuzu oluşturan maddeler gibi ruhumuz da doğada çürüyüp doğanın ruhuna karışıyor olabilir mi?
Ruhun evrenin ruhuna karışmasından bahsetmiyorum. İnsan yaşadığı anlar, öğrendikleri, öğrettikleri, kültürde ve yaşamda bıraktığı izler, hatıraları, çabaları, yaptıkları ve yapamadıkları değil mi? Ve bunların her biri yaşama etki etmiyor mu? Yaşam sürekli yeniden doğmuyor mu?
Ben insanın yaşamda bıraktığı izle yaşama etki ettiği ve bunun sonsuz bir dönüş oldugunu düşünüyorum. Tabii bu klasik reenkarnasyon görüşünden tamamen farklı. Benim anladığım anlamda sorulursa, reenkarnasyon gerçek mi sorusuna cevabım evet.
Reenkarnasyonun gerçekliği
Bence reenkarnasyon gerçek mi, bunu asla bilemeyeceğiz. Çünkü ölümden sonrasını ve ölümden dönüşü içeriyor bu inanç. Bu konuda akli düzeyde ancak agnostik olabiliriz. Fakat duygusal / vicdani düzeyde bir inanç sahibi olabiliriz.
Üstelik reenkarnasyon gibi fikirleri gerçeklikte karşılıkları olup olmadığı ile değerlendiremeyiz bence. Reenkarnasyon gibi bir fikir, sadece düşüncenin konusu olarak gerçekliğin parçası olmuştur zaten. İnancın konusu olduğunda gerçekliği daha da fazla etkileyecektir.
Soru reenkarnasyon gerçek mi ya da ‘reenkarnasyon var mı’ olmamalı bence. Şu soruları tercih ederim: Reenkarnasyon fikri hangi arkaik kültürel kaynaklardan doğar? Hangi varoluşsal sancılar ve kaygılar bu fikri besler? Reenkarnasyon fikri nasıl bir zaman ve gerçeklik algısı sunar bize? Bizi daha iyi yapar mı?
Kişisel düsünceme gelince: Renkarnasyon gerçek mi bilemiyorum ama ben bu düşünceye ihtiyaç duymuyorum. Rahatlatıcı bir düşünce bu ama bir metafor olarak. Bence anın içerisinde zaten birbirimizle bağlıyız. Birlikte ölüp ölüp diriliyoruz. Bunu yapan bence dilin büyüsü. Ama bu büyünün ölümden sonra bir karşılığı var mı? Belirsiz.
Platon’da reenkarnasyon fikri
Platon’da reenkarnasyon fikri Phaidon’da varmış sanırım, şimdi baktım ama ben o kısmı hatırlamıyordum. Cennet cehennem fikri (kötülerin hadesin yanına yer altına gitmesi) kalmıştı aklımda. Reenkarnasyonu recolletion (öğrenmenin hatırlamaya dayanmasi) ile ilişkili sunmuş sanırım.
Platon için ne demeli bilmem, ama ben bu anlatıyı alegorik görmek istiyorum. Şunu kabul ediyorum, Platon’da mitolojik ögeler var. Pythogaras mısıra gidip hermesçi okulda insiye olmuş, Platon için de aynı şeyi söyleyenler var. Ama bu fikir, Platon – Sokrates düşüncesinin doğal sonucu olmayabilir.
Recolletion, bence öğrenmeyi ve dilin yapısını sorgulayan bir fikir. Transandant özne, dilin toposunu imbikten geçirip kendi el yordamıyla ilerliyor. Kendi düşünce hareketinden öğreniyor. Ama Platon bunu bir mitoloji ile birlikte anlatıyor. Belki de bu da Platon’un insanları ikna etmek için kullandığı faydalı “yalan”ıydı.
Recollection, yani öğrenmenin hatırlamaya dayanması, öğrenmenin sonsuza doğru hareketi oluyor. Özne, araştırarak ve sorgulayarak, koşulsuz olana ulaşıyor. Çünkü bilgi koşulsuz ve zamansız. Ruh da ölümsüz yani yok olamıyor, ama asıl ölümsüzlüğe ölümsüzlere yani bilgi ve tanrılara yaklaşarak ulaşıyor. Buna reenkarnasyon da aracı oluyor, hades anlatısı da. (Reenkarnasyon aslında bu anlatiya benziyor. Ruh bilgilenip erdemlenip ölümsüzleştikçe yükselip ruhani hale gelecek; kişiselleştikçe, hayvanileştikçe (?), cahilleştikçe alt ruhlar olarak yaşama gelecek.)
Bence Platon burda biraz da mitolojik anlatıya geri düştü. Çünkü Platon’da sadece bu tarz kötü sonsuz yok. Sokrates’in ölümünü anlatan Kriton da ya da şölen’deki güzellik tiradındaki sonsuzluk anlayışı daha büyüleyici.
Kriton’un sonuna bayılıyorum. Sokrates polisin ölüm tehdidine boyun eğmemişti, bu diyalogda ölüm cezasından kaçmayarak ilkesel duruşunu daha da saglamlastirir. Kitabın sonunda bir tanrının adına horoz borcumuz var diyor. Bu Tanrı, hastaların iyileştiklerinde horoz kesmek için, hastayken adak adadıkları bir tanrıydı.
Sokrates ölürken iyileştim mi diyor burda? Bence tam tersi. Son ana kadar uyanıktım ve kendi hırsımın itkilerine kapılmadım, ilkeli davranabildim diyor. Sokrates’in ruhu diriydi, uyanıktı, sonsuza ve mükemmel olana uygun yaşadı ve o şekilde öldü. Nirvana bu olabilir bence.
Yani 3. Soruya cevabım, Platon’da reenkarnasyon varsa da alegorik bence ama platonun bundan haberi olduğuna emin değilim.
Not: Platon’un recollection teorisi ilginizi çektiyse, ‘Platon’da öğrenmek neden hatırlamaya dayanır?‘ yazımı okuyabilirsiniz.’

Pythogaras’da reenkarnasyon fikri
Pythagoras’ın öğretisi, metempsişoz (ruh göçü) olarak da adlandırılan reenkarnasyon fikrini içerir. Buna göre, bir kişinin ruhu bedenin ölümünden sonra başka bir bedende yeniden doğar. Pythagoras’a göre, ruhlar ölümsüzdür ve bir bedenden diğerine geçerek sürekli olarak yaşam döngüsünde var olurlar.
Pythagoras’ın reenkarnasyon inancının kökeni ve ayrıntıları hakkında kesin bilgilere sahip olmak zordur, çünkü bu konuda kendisi tarafından yazılmış metinler günümüze ulaşmamıştır. Bununla birlikte, Pythagoras ve Pythagoras okuluyla ilişkilendirilen düşünce sistemi ve öğretiler, reenkarnasyon inancını içerdiği konusunda çeşitli antik kaynaklar tarafından bahsedilmiştir.
Pythogaras da reenkarnasyon, et yememe, animizm vs gibi doğu kaynaklı (Mısır) mitolojik öğretiler gibi reenkarnasyon inancını da görüyoruz. Pythogaras’ın bir tür okültizm ile ilgisi var gibi görünüyor. Pythagoras, sayıların evrenin temel yapısını ve düzenini yansıttığına inanıyordu. Sayılar, onun felsefi ve matematiksel düşüncelerinde önemli bir rol oynadı ve evrensel bir anlam ve sembolizm taşıdığına inanıyordu.
Yani bu düşünürün mitoloji ve okültizm ile daha ilgili olduğu söylenebilir. Hatta Pythagoras öğretisindeki sayılara dayalı kozmik anlayış ile, Hermetizmin düzenli evren ve gizemci felsefi yaklaşımı arasında da benzerlik görebiliriz. Bu sebeple, Pythagoras öğretisinde reenkarnasyon inancını görmek şaşırtıcı değil.
Ama benim düşünceme göre, reenkarnasyon her zaman alegorik, o yüzden ikisi arasında fark da fazla değil.
Sonsuzluk fikri ve reenkarnasyon
Ben bütün bu soruları sonsuz parantezine aldım nedense. En son şunu söyleyeyim, an’ın sonsuzluğu, vurucu gücü, yaşamın gerilimi öyle büyük ki. Basit sandığımız her şey o kadar bilmece ki. Bu sonsuzla karşılaşan, ona duyarlı olan herkes bunu yorumlamaya çalışıyor bence.
Kimisi bunu dinle yapıyor. Kimisi sanatla. Kimisi mitoloji ile. Kimisi felsefe ile. Hermetizm ile vs. Benim tercihim Sokrates’in yolu sanırım. Burada tercihler kişisel yatkınlıklarla da alakalı. Bazı yolların diğerlerine avantaj ve dezavantajlari var.
Ama asıl mesele yaşamın belirsizliği, kavranamazlığı, kompleksliği bence. Buradan doğan kaygı yüzünden bir sürü hikaye oluşturduk. Onlarla birlikte suyun yüzünde kalmaya çalışıyoruz. Ben reenkarnasyon anlatısının da bu çabayla ilişkili olduğunu düşünüyorum.
Bu yolda kurulan her hikaye, aynı zamanda uygarlıkların koşulları ve çevrenleri ile de alakalı. Sonsuzluğun yorumu, bir kültürde reenkarnasyon, bir kültürde ölümden sonra yaşam, bir kültürde tekamül perspektifi olabiliyor.
İnsanlık olarak, sonsuz ve koşulsuz olanı aramamız, varoluşçu bir lüks müydü her zaman? Tam aksini düşünüyorum. Evrensel olana, hak – hukuk ve adalet gibi son derece pratik alanlarda da sonsuzluk fikrine ihtiyacımız var çünkü. Yasanın insanın dışında ve herkes için eşit (olabildiğince) olabilmesi için, evrensellik fikrine ihtiyacımız var.
Evet, bugün uygulamada olmasa da, teoride sonsuzluk ve evrensellik fikirlerini anlayabiliyoruz. Ama bu fikirler, ilk insanlara yabancıydı ve halkların bilgeleri, hikaye ve inançlar yoluyla bu fikirleri insanlara anlatmaya çalışıyordu. Ya da bunların dolayımında sonsuzluk fikrini anlamaya çalışıyorlardı.
Örneğin Upanişadlar’daki (M.Ö.600) Brahman ve Atman inancı bu tabloya hizmet ediyor olabilir. Brahman, evrenin yaratıcısı ve yaşamın kaynağı olan panteist bir tanrı, Atman ise her insanın içindeki tanrısal özdür. Bu iki kavram, insanı hem birey yapar hem de bütün; onu sonsuzlukta eritir ama aynı zamanda ortak bir mahkemeye çıkarır.
Brahman ve Atman’ı birbirine bağlayan yaşamın içsel bağıdır. Ama bu iki kavram, aynı zamanda karmik düzen ve reenkarnasyonla da bağlıdır birbirine. Upanişadlar’da reenkarnasyonda bilinç devam etmez, ama ruhsal öz yaşam onu terk ettikten sonra da döngünün içerisinde kalır. Bu döngü herkesi eşitler ve aynı teorik mahkemeye çıkarır.
“Ölümden sonra bilinç yoktur diyerek beni şaşırttın.” Yacnavalkya yanıt verdi: “Şaşıracak bir şey söylemiyorum, bu söylediğim yeterince anlamak içindir. Çünkü bir kimse bir başkasını gördüğünde, kokladığında, bir başkasına konuştuğunda, onu düşündüğünde, anladığında bir ikilik varmış gibi olur. Fakat bütün bunları yapan Öz olduğuna göre nasıl başkasını koklar, başkasını görür, işitir, başkasıyla konuşur, başkasını düşünür ya da anlar? Onu bilen, bunların hepsini bilmiş olmaz mı? Asıl bileni nasıl bilmeli?”
Upanişadlar, s. 27
Tabiiki sonsuzluğun tek yorumu Hindu mistiği değildir. Aynı işlevi atalar kültü, animizm, tek tanrıcılık, mesihçilik gibi inançlar da görebilir. Anlatılan hikaye hep aynıdır aslında, her defasında farklı şekillerde olsa da. İnsan olma hikayesi her defasında farklı kıyafetler giyer.
Eğer reenkarnasyon fikriyle ilgiliyseniz, reenkarnasyonla ilgili bir diğer yazım ‘Reenkarnasyon mu, ruhların çapraşıklığı mı‘ na buradan ulaşabilirsiniz.





Bir yanıt yazın