Better Call Saul, son zamanların en başarılı dizilerinden birisi. Peki Better Call Saul neden bizi derinden etkiledi? Better Call Saul konusu nedir? Ve bu dizinin, ‘insan olmak ne demektir‘ sorusuyla ilgisi ne? İnsanı değerli yapan nedir? Bir insanı ne kendisi yapar?
Bence bu soruların hepsi, günümüzde modern insanı tehdit eden değersizlik hisleri ile yakından ilişkili. Kapitalizmin özdeğeri başarı ve statü ile ilişkilendiren yapısı, insanın değerinin nereden kaynaklandığı sorusunu gündeme getiriyor.
Başarılı olduğumuz oranda mı değerliyiz? Toplumsal statü ve kabul edilmek en önemli kriter midir? Yoksa insan olmanın bunlardan daha derinde kaynakları mı var? Eğer varsa bunlara nasıl ulaşabiliriz? Kişisel çıkar ve sonsuzluk nasıl çelişir ve hangisi kazanacak? En nihayetinde insan olmak ne demektir?
Bence dizi boyunca Saul’un yolculuğu ve bu yolculukta kendisini bulması (ve sıklıkla kaybetmesi) bu konuyu tartışmak için son derece faydalı. Better Call Saul bize hangi tartışmaları sunabilir? Bu diziyi neden izlemeliyiz?
Bu yazıda Better Call Saul dizisinden hareket ederek, ‘insan olmak ne demektir‘ ve ‘modern hayatta adalet gibi kavramları korumak neden zor’ sorularını tartışacağız.
Better Call Saul konusu
Better Call Saul dizisi, avukat Saul Goodman’ın yolculuğunu anlatır. Saul Goodman, Breakin Bad dizisinden hatırladığımız bir karakterdir. Saul Breaking Bad dizisinde, Heisenberg’in avukatıydı ve dizinin en renkli karekterlerinden birisiydi.
Better Call Saul konusu, aşağı yukarı Breakin Bad ile aynı bence. Bir insan nasıl ahlaki ve vicdanı sınırları aşar ve nasıl olur da bir başkasına dönüşür? Ama Better Call Saul, bize çok daha inandırıcı ve güçlü bir hikaye sunuyor.
Çünkü dizi, güçlü ve zayıf yönleri olan bir insanın, tam ve gerçek bir insanın hikayesini anlatıyor. Saul Goodman, namı diğer kaygan Jimmy, gençliğinde bir serseridir ve hapse bile düşer. Onu bu dünyadan abisi Chuck kurtaracaktır.
Saul, abisinin ortağı olduğu avukatlık şirketinde ofis boy olarak çalışmaya başlar. Bu esnada aynı zamanda açıköğretimden avukatlık okumakta ve baro sınavına hazırlanmaktadır.
Saul, baro sınavını geçse de, abisinin çalıştığı avukatlık şirketine alınmaz. O da kendi avukatlık şirketini kurar ve kariyerini inşaa etmeye çalışır. Bu çabası esnasında pek çok zorlukla karşılaşacaktır.
Saul adliyede suçluların kamu avukatlığını yapar dizinin başında. Ardından yaşlıların davalarında uzmanlaşır ve onların gönlünü kazanmak için huzurevinde piyango çekilişleri yapar. Bir avukat olarak kariyerinin en kötü dönemindedir ve bulunduğu durumdan kurtulmaya çalışır.
Fakat geçmişi sürekli onu takip eder. İyi anlamda da, kötü anlamda da. Bir yandan aralarına katılmak istediği seçkin insanların arasına katılamaz bir türlü. Ama geçmişi yüzünden, davalarına ve yaşamındaki sorunlara kendi tarzında çözümler bulmayı sürdürür.
Saul, bir yandan geçmişinin onu sürüklediği bataklıktan kurtulmaya çalışır. Öte yandan geçmişinden gelen etkilere ve hayatın zorluklarına rağmen vicdanının sesini duymaya çalışır.
Saul, geçmişi ve abisi
Saul Goodman, geçmişine rağmen başarılı bir avukat olmaya ve yüksek bir statüye ulaşmaya çalışır. Ünlü olup gelir elde etmeye başladığında, daha önce kabil edilmediği hukuk bürosunu taklit ederek o firmaya zarar vermeye bile çalışır.
Fakat çok geçmeden, büronun neden onu kabul etmediğini öğrenecektir. Büro ortaklarından, Saul’un abisi Chuck, kendi kardeşinin sahibi olduğu firmaya alınmasına izin vermemiştir. Chuck, Jimmy’nin iyi bir avukat olmadığını ve mesleğini hak etmediğini söyler.
Bu haber Saul’u yıkar. Çünkü yıllardır kendi geçmişini yok sayarak yeni bir hayat kurmaya çalışmıştır. Saul prestijliler kulübüne kabul edilmediğini ve ne kadar çabalasa da kabul edilmeyeceğini anlar. Bu durum, onu geçmişinin karanlığı ve ahlaki esnekliği ile ilişkilendirir.
Ama durum bundan çok daha karmaşıktır. Jimmy geçmişi yüzünden hayatını değiştiremez. Çünkü ahlaki esnekliğe ve istediğini hangi araçla olursa olsun elde etmeye yatkındır. Ama geçmişi onu tamamen koşullandırmakta mıdır? Yoksa seçimleri midir geleceğini kuran? Ve abisinin ona inançsızlığı onu nasıl etkiler?
Eğer Jimmy’nin ya da herhangi bir insanın seçimleri yaşamı tarafından koşullanmışsa, seçim yapmasının ne işlevi vardır? Seçim yaptığımız ve özgür olduğumuz bir yanılsama mı? İnsan nedir ve nelere muktedirdir? İnsan olmak ne demektir?
Better Call Saul’un ve hukukun çatışmaları
Jimmy’nin ilk çatışması, hukukçu olmasına rağmen kuralları manipüle etmekten çekinmemesidir. Bu da onu adaleti sağlamaktan çok, hukuk ile istediklerine ulaşmak isteyen birisi yapar. Bu da abisi Chuck ile çelişkisinin sebebidir. Çünkü abisi, Kantvari bir ahlakı katılığa sahiptir, ona göre doğruluğa ancak doğru eylemlerle gidilebilir.
Better Call Saul‘un ikinci çatışması ise, Jimmy’nin tüm kuralları esnetebilmesine rağmen, tam bir moral özgürlükle de davranmamasıdır. Jimmy’nin ilerleyen sezonlarda neye dönüşeceğini bilmiyorum, ben henüz 2. sezondayım. Fakat Jimmy hala bazı kötülükleri yapmayı seçmiyor ve eylemlerinin sonuçlarından kendini sorumlu hissediyor. Ama vicdanın sınırı nerede?
Ama durum sandığımızdan daha karmaşık Hikaye boyunca Jimmy’e hak verdiğimiz pek çok an oluyor. Büyük hukuk firmaları ve Chuck, hukuku ve kurallara uygun davranmakla birlikte, rakiplerini egale etmeye ve kendi çıkarlarını takip etmeye de devam ederler. Oysa bağımsız avukatlar olan Jimmy ve Kim’in bu şansı yoktur.
Burada hukukun temelindeki bir çatışmaya geliyoruz. Hukukun ve devletin kökeninde ilksel bir şiddet olduğundan, hukuk ister istemez, var olan düzenin ve güçlülerin koruyucusu oluyor. Burada tarafsızlık önemli bir kavram tabii. Ama uygulamada son derece zor bir şey bu.
Hukuk ve düzen eğer güçlüyü koruyor ve kendi hakikatini yaratıyorsa, Jimmy neden kendi çıkarını maksimize etmek için hakikati bükmesin? Jimmy’nin küçüklüğünde öğrendiği motto geçerli bu bakış açısında. Ya koyun olursun, ya da kurt.
Jimmy, bir daha vicdanıma göre hareket etmeyeceğim, artık hafifim dediğinde bunu kast ediyor. Bu noktada şu şarkı sözü akla geliyor: “Truth might be change by victory. ” Ama hüzünlü bir şarkı bu aslında. Çünkü zafer geçmişi yeniden yazabilse bile, uygarlığın huzursuzluğunu hiçbir zaman ortadan kaldıramıyor.
Better Call Saul, geçmiş ve gelecek
Jimmy neden abisinden farklıdır? O neden kazananlardan birisi olamamıştır? Ve bu oyuna şimdi nasıl katılacak?
Jimmy’nin ilginçliği şu. Geçmişindeki üçkağıtçı ve kurnaz sokak yaşamı deneyimi, onu tehlikeli birisi yapmaktadır. Ancak o dışarıdan hukuk fakültesini bitirerek, baro sınavlarına kendisi hazırlanarak, abisinin firmasında postacı olarak çalışarak, iyi ve doğru bir vatandaş olmaya çalışır. Fakat bunlar neden ona yetmez?
Çünkü karekterimiz, hukuk yaşamında diğer hukuk insanlarının da doğruluğa gire davranmadıklarını ve takım elbiselerinin altında birer yam yam olduklarını fark eder. Bu da Jimmy’i sokakların kuralına yönlendirir.
O halde Jimmy’nin geçmişi onu belirlemekte midir? Hem evet, hem hayır. Çünkü onu kendisi yapan yine de seçimleri ve yenilgileri nasıl yorumladığıdır. Yine de çevre koşullarının ve toplumsal şartların buradaki etkisini küçümsememek gerekir.

Better Call Saul ve adalet
Jimmy’nin yaptıkları doğru mu, yoksa yanlış mıdır? Bu soruya cevap vermek kolay değil. Anlamlı da değil. Çünkü hayatı böyle yaşamıyoruz. Eğer yaşamı yaşamın içinde olmadan, tanrısal bir bakış açısından yargılayabilseler, hakimlerin işi çok daha kolay olurdu.
Ama biz insanlar, seçimlerimizi bir yaşamın içerisinden yapıyoruz. Ve sonra seçimlerimizi, yöneldiğimiz projeye göre değerlendiriyoruz. Ahlak bu yüzden en karmaşık bir konu ve bu yüzden her insan haklı olduğunu düşünür.
Chuck ve hukuk firması çok yağlı bir müşteriyi Kim’e kaptırmak istemeyebilir. Bu müşteriyi başlangıçta Kim bulmuş olsa bile. Ancak bu ‘adaletsiz’ durumu değiştirmek için Jimmy, abisinin davasını üçkağıtla sabote de edebilir. Ve kim müşterisini geri kazanır. Adalet sağlanmış mıdır? Bu soruyu kimin sorduğuna göre değişir.
O halde adalet tamamen boş bir fikir midir? Kazananın açtığı bir tabela mıdır? Yoksa insan ne pahasına olursa olsun onu aramalı mı? Öyleyse bile bunu nasıl başarabiliriz? Ya da adalet anlayışımızı olabildiğince esnetmeli miyiz?
Adalet her şeye rağmen gereklidir
Evet, hukuk sandığımızdan daha esnek. Ve bizim gibi ülkelerde çok sık kandırılabiliyor. Adaletse çok uzaktaki bir ideal. Ama yine de insan bu imkansız kavramların peşinde koşmalı.
Çünkü insanın tek yönü güçlü ve prestijli olmak değil. Daha doğrusu tek boyutumuz sahip olduklarımız ve gündelik yapıp edebilme kapasitemiz değil. İnsanın evrensellik ve sonsuzlukla da bir ilişkisi var.
Sonsuzlukla ilişkimizin bir yönü vicdan. Bir yönü ise ötekiye ve kendimize gösterebildigimiz şefkat. Yani yaşama ritmimizin sahip olacağı bir tür dostluk havası. Yaşama ritmi, dostluk içerisinde ise, sadece çevremizdekiler değil, kendimiz de mutlu oluruz.
İnsanı sadece vahşi bir hayvan olarak görmemeli. Vahşi hayvanlar bile avlarını aileleri, kabileleri hatta dostları ile paylaşmak ister. Üstelik insan çok daha sosyal bir varlık. Ve zihinsel ihtiyaç fiziksel ihtiyacın önüne bile geçebilir insanda.
Ötekiye adil davranmayan, kendine de adil davranamaz. Yaşama saygı duymayan, kendine de ihtimam gösteremez. Çünkü benim yaşama sevincim, başkasının yaşama sevincine doğrudan bağlıdır.
İnsan olmak ne demektir?
Bence İnsan olmak, tüm adaletsizliklere rağmen imkansız olanın peşinden koşmaktır. Gündelik alan bir savaş alanı olsa da, burada başka bir ritimle eyleye eyleyebilmektir. Bunu yapabilirsek, hem kendimiz hem de çevremiz başka ve daha güzel bir dünyayı hayal edebilir.
Derinlik içinde yaşamak, kişinin hem kendini sınaması, deneyimlemesi hem de verili olana karşı çıkması, onunla yetinmemesi, karşı çıkmasıdır. Derimlik içindeki insan, sıradan yaşamdakiler için soyut ve uzak sayılacak aşırı imkanlara kendini açarken, günlük yaşamda olduğu gibi kabul edilen imkanlara da karşı çıkar.
Sorunsallıkta Yaşamak, Patocka, s.63
Ama insan bu çabayı, hiçbir yerden bakışla gerçekleştirmez. Birisi olarak, bir geçmişle, pek çok kültürel ve bilinç altı etki ile savaşırız kendimizle. Ve vicdanın sorduğu soru, toplumun sorduğu soru, ötekinin sorduğu soru hep havada asılı bekler.
Better Call Saul, insan olmanın bu çelişik durumunu çok iyi ortaya koyuyor kanımca. Evet, oyuncular başarılı, senaryo başarılı, karekter tanıdık. Fakat en önemlisi, insan olmanın iç çelişkilerini çok iyi ortaya koyuyor dizi. Better Call Saul dizisi tam da bu yüzden başarılı bence. Ve dizi, üzerine düşünmek isterseniz, fena sorular bırakmıyor.
Eğer bu yazıyı beğendiyseniz, aşağıdaki düğmeye tıklayarak ya da bu linkten bir başka dizi incelememe ulaşabilirsiniz: ‘The Bear, modern iş hayatı ve depresyon‘





Bir Cevap Yazın