Eski insanların büyük önem atfettiği büyü gerçek mi, yoksa eskilerin bir hikayesi mi? Büyüsel uygulamalarda inancın rolü nedir? Büyü var mı? Büyücü, gerçekliği mi etkiler, yoksa onu gören gözleri mi? Büyü yoksa, büyüsel uygulamalar şamanın ve ilkel şifacının yarattığı toplumsal trans ve inancın gücüyle mi alakalı? Bu yazıda büyü gerçek mi, büyü var mı yok mu gibi gibi soruları tartışalım.
Büyüsel düşünce, evreni dönüştürür ve bir kozmoloji haline getirir. Gerçekliğin ve anlamın zaten bir uzlaşı olması mı, büyücüyü bu kadar etkili kılar? Yoksa insanın hikaye ve anlama bu kadar aç olması mı? Yani Rashomon mu iyi bir filmdi, yoksa izleyicisi mi sinemadan zevk almasını biliyordu?
Tartışacağımız bir diğer nokta ise, büyünün kültürden kovulmasının insan üzerindeki etkisi olacak. Çünkü büyünün yerini alan bilimin kendisi, kendi tarzında bir kozmoloji ve büyü sunmakta. Simgesel hayvan, büyüsel düşünceden neden kurtulamıyor?
Bu yazıda, büyü ve diğer paranormal ritüel ve olayların gerçekleşmesinde, inanç ve toplumsal konsensüsün rolünü tartışalım. Böylece alçak kültüre ait bazı fenomenlerin, bir kaynağını daha ortaya koymuş olacağız. Üstelik sorumuz yine ilgi çekici: Büyü gerçek mi?
Büyü nedir?
Büyü fenomeni hakkında neler biliyoruz? Ezoterik kaynaklar, hermetik gelenek, Sami dinleri, Ortaasya şamanlığı, Amerikan yerli şamanlığı, Afrika yerli kültürleri gibi geleneklerde ‘büyü‘ ismi ile adlandırılan bir tekniğin ya da öğretinin olduğunu biliyoruz. Bu kavram, bu kültürel alanlarda uygulanmış ve inanılmış.
Fakat belirsiz bir kavramdır bu. Bazen bir inanış, bazen bir tür mitsel düşünüş halini alır. Üstelik günümüz bilinciyle bu kavrama bakıyor oluşumuz, büyünün kavranmasını iyice güçleştirir.
Campagna, Teknik ve Büyü kitabında, büyünün her zaman ötekiyle ilişkili ve gölge bir fenomen olduğunu iddia eder. Büyü yani Magi kavramı, Yunanlılar tarafından ezeli düşmanları Perslerin (zerdüştlerin) bir gücü olarak kavramsallaştırılmıştır ilk olarak. Yani anlaşılamayanın, korkulanın, yabancının kültürel dünyası ve dokunuşu olarak doğmuştur.
Batı tarihi boyunca büyü; felsefeden teolojiye, modern bilime kadar birçok hegemonya kültürel formun sessiz gölgesi olmuştur.
Teknik ve Büyü, Campagna, s.153
(Bu noktada Richard Kenarney’in Yabancılar, Tanrılar ve Canavarlar kitabı akla gelebilir. Henüz okumadığım ancak okuma listeme aldığım bu kitapta, mitin kaynaklarından birisinin yabancının ve ötekinin dokunuşu ve gölgesi olduğu iddia ediliyor. Kitabı öneren blog yazarı @balperhan‘a (etkiketleyemedim) teşekkürler.)

Fakat bu gölge, insanları inançla birleştirme gücüne de sahip olmuştur. Kimi zaman heretik inanışlar içinde, kimi zaman halk şifa uygulamalarında, kimi zaman doğum ritüellerinde… Büyü inananlar tarafından paylaşıldığında, dünyayı nasıl değiştirir? Ortak yaşam-dünyası nasıl inancın rengine bürünür?
Büyü nedir? sorusu ile ilgili daha çok bilgiye ulaşmak için, yazıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Büyü gerçek mi?
Bu soru, yanıtlaması sandığımızdan çok daha zor bir soru. Çünkü Allah, kutsal, büyü gibi soyut kavramlar gözle görülmezler. Yine de bu kavram ve inançlar hayatımızı etkiler. Yani bu kavram ve inançları, onlara göre gerçekleştirdiğimiz performanslar yani eylemlerle gerçekleştiririz.
Büyü gerçek mi? Bunu bilimle kanıtlamanın bir yolu yok. Ama bugün büyünün pseudo (sahte) bilim olduğunu biliyoruz. Ne teoriyle ne de deneyle destekleniyor büyü.
Ama ona inanmaya başladığımızda, büyü oradadır. Örneğin kocası ile ayrılığı ve kocasının onun aldatmasını kaldıramayan, belki ailesinden de yeterli destek göremeyen ve değersizlik hisleri ile boğuşan bir kadın, ne yapabilir? Psikolojik destek alabilir. Tabii buna ulaşacak ekonomik gücü varsa. Ama bir büyücüye de gidebilir.
Bu büyücünün kocasını ona geri kazandırması elbette zordur. Hatta inanmayan bir insan için bu imkansızdır. Ama büyücü ayrılıklarını bir kara büyüye bağladığında, kadın baş edemediği bir gerçekle baş etmek için yardımcı bir hikaye elde eder. Bu kişi için büyü var mı? Evet, çünkü büyüye inanıyor. Bir psikolog ona başka bir şekilde yardım edebilir miydi peki? Bu sorunun cevabı da evet.
Büyü ve toplumsal inanç
Pek çok büyüsel ritüel, inananlardan ve ritüelin şartlarına uygun kişilerden oluşan bir topluluk önünde performe edilir. Levi-Strauss büyünün etkili olmasında toplumsal inancın rolünü şöyle aktarır:
Kimi büyü uygulamalarının etkililiğinden şüphe duymak için bir neden yok. Yine de, büyünün etkili olması ona inanılmasına bağlı, bunun da birbirini bütünleyen üç görünümde ortaya çıktığı görülüyor: en önemlisi büyücünün kendi uygulamasına inancı, sonra iyileştirmeye ya da cezalandırmaya çalıştığı kişinin büyünün gücüne inanması, son olarak da büyücü-büyüleyen ilişkisinin içinde yer aldığı bir çeşit çekim alanı oluşturan, kamuoyunun inanç ve beklentileri…
Dil ve Büyü, Ahmet Güngören, s.48

Bu iddia, büyünün asıl gücünü bireysel ve toplumsal inancın bir kompleksiyle kazandığını iddia eder. Bu kompleksin izini, bazı büyüsel pratikler ve inanışlar bağlamında sürelim.
1) Büyüsel şifa uygulamaları
Birçok şifacı, şifa ritüelini inançlı topluluk üyeleri önünde gerçekleştirirdi. Bu birliktelik, özellikle kritiktir. Çünkü şifa pratikleri, pseudo bilim olduklarından, psikoloji ve plasebo etkisine dayalı bir tedavi sunabilir ancak.
Ancak yine de bu pratiklerin işlevsel olduğu pek çok örnek biliyoruz. Sahte doktor, hastasını nasıl tedavi eder? Nasıl başarılı olur? İşte bu noktada büyünün gücünü fark etmeye başlarız. İlkel şifa yöntemleri nasıl başarılı olur?
Ahmet Güngören, Dil ve Büyü kitabı’nda, şaman ritüeli ile hastaları iyileştiren bir şamanın hikayesini, Levi Strauss’tan aktarır. Quesalid isimli şaman çırağı, şamanlığın büyüsüne inanmasa da, şamanlar tarafından eğitilir. Eğitimi sırasında, şifa ritüellerinin gösteri odaklı olduğunu fark eder. Şaman, ritüelin finalinde, hastanın yarasını ya da vücudunun belirli bir bölgesini ısırır, ağzında bulundurduğu tüy ve dilini ısırarak elde ettiği kan ile bir karışım elde eder ve tükürür. Şaman, bu tükürükte hastalığın ruhu olduğunu iddia eder. (Dil ve Büyü, s. 49-53)
Şaman, ilerleyen dönemde başka hastaları da tedavi eder. Öyle ki, Ouesalid tedavide başarılı olamayan bazı sahte şamanların tedavi edemediği hastaları da iyileştirecektir. Bu hikaye, oldukça ilginçtir. Çünkü hikayenin kahramanı olan şaman, kendisi ritüele inanmasa da, toplu ritüeller neticesinde pek çok hastayı iyileştirir.
Levi-Strauss şamanın aldığı eğitimi şu şekilde anlatir: Ampirik bilgilerin, hokkabazlığın, mim sanatının garip bir karışımıdır bu; bayılmayı ve sinir bunalımını taklit edebilme sanatı, büyü şarkılarının ezberlenmesi, kendini kusturma yöntemi, nabza, yürek atışına, doğuma ilişkin kavramlar, düşgörenlerin yani özel konuşmaları dinleyip şunun bunun ağrıları ya da hastalık belirtilerinin kökeni üstüne şamana gizlice bilgi ileten casusların kullanılması ve en önemlisi, Kuzeybatı pasifik kıyılarından bir şaman topluluğunun Arş Manga denilen, büyü tekniği, yani küçük bir kuştüyü tutamını ağzında gizleyip gerekli anda, dilini ısırıp ya da dişetlerini kanatıp bunu kana bulanmış bir şekilde tükürerek hasta ve izleyicilere, hastalığa neden olan nesneyi emerek çıkardığını törensel bir görkemle yutturmayı becerebilme sanatı…
Dil ve Büyü, Ahmet Güngören, s.51
Burada gördüğümüz gibi, şamanik şifa ritüeli, performatif bir toplumsal törendir. Şamanın rolü, toplumu bu ritüele inandıracak ve böylece hastanın iyileşmeye inanmasını sağlayacak performansın sağlanmasıdır.
Yani burada büyü gerçek mi sorusu önemsizdir. Büyüye inanıyorsak, büyü hayatımızı, inandığımız hikayeleri ve gerçekliği kabulleniş şeklimizi etkiler.
2) Şamanik ritüeller
Toplu büyüsel uygulamalarda, şamanın konumu özeldir. Şaman, ruhlar ve doğa güçleri ile insanlar arasındaki bir aracıydı ve doğaüstünü topluma taşıyan kişiydi.
Önemli olan, şamanik mitolojinin nesnel bir gerçekliği yansıtıp yansıtmaması değil, hastanın buna inanması ve inanan bir toplumun üyesi olmasıdır.
Dil ve Büyü, Ahmet Güngören, s.66
Şaman, ritüel sırasında transa geçer. Fakat transa geçen beden ve onun performansı, şaman ile ilişkili midir? Bu performans, ritüel açısından, şamanın insan boyutuyla hiç de ilgili değildir aslında. Transa geçmiş olan, ruhların ve tanrıların elçisidir topluluk için, aynı şekilde topluluğun kutsal boyuttaki sözcüsüdür. Yani topluluğun bir uzantısına ve birleştiricisine dönüşür.
Kırgız şamanın ritüeli, göçebe çadırındaki bir şifa ritüelidir. Şaman ve çıraklık ile, inançlı topluluk üyeleri çadırın içerisine girerler. Şaman ritüelin başında kirli ya da sarhoş kimselerin ritüelden ayrılmasını ister. Daha sonra ateş yakılır ve şaman yardımcı ruhlarını çağrılır. Hasta kimseler; dans, müzik, trans, şarkı ve şamanın kamçı darbeleri eşliğinde tedavi edilir. Tedavi, kötü ruhların kovulmasını içerir. Şaman ritüelin sonunda, kendisinin sadece günahkar bir kul olduğunu ve ruhlar ona yardım ettiği için şifa verebildiği söyler. Topluluk üyelerine ahlaklı bir hayat yaşamaları öğüdünü verir ve töreni sonlandırır.
Şamanizm ve İslam Cilt III, s.118-120
Bu hikayede de görebildiğimiz gibi, şaman toplu bir ayinin başlatıcısı ve rehberidir. Hatta bu rehberliğin de, trans sebebiyle gözü kapalı bir rehberlik olduğu söylenebilir. Yani bu ritüelde, sahnede olan aslında topluluğun kendisidir, şaman değil. Büyü var mı yok mu, bu soru şaman için önemsizdir. Burada büyücü, toplumu oluşacak etkiye ve etki gücüne inandırır.
(Eğer şamanizm konusu ilginizi çekiyorsa, Cinci hoca ve şamanik kaynakları yazımı okuyabilirsiniz.)

3) Korkular ve hurafeler
Pek çok hurafe, toplumsal büyüsel sistemler ile benzer bir inançsal / kültürel yapı gösterir. Bu inanışların bir kısmı, toplumsal ölçekte anlamlıdır ve kutsalın dayanağı da inanışın toplumsal ölçekte devamını gerektirir.
Örneğin bir türbenin, ağacın ya da nehrin kutsal olması, bu yöndeki toplumsal bir kanaat ve konsensüs ile mümkün olur. Kutsallık kazanan yere gittiğimizde, adımlarımız yavaşlar, düşüncemiz içeriye yönelir, sesimiz kısılır. Farklı bir frekansa geçer burada mümin. İnanç dediğimiz şey sandığımızdan çok daha pratik ve psikolojiktir çünkü.
İnancın yapısökümü onun değerini azaltır mı? Ben böyle düşünmüyorum. İnanmama sebebim farklı şu anda. Ama inançlı olduğum dönemlerde de, kutsal hikayelerin birer hikaye olduğunu, inanışların pratik olduğunu kabul ederdim.
Burada kritik olan, hikayenin değerini küçümsememek, hikayenin insan için her şey olduğunu kabul edebilmek; ayrıca dilin kendi büyüsünü ve mistiğin buradaki kaynağını anlayabilmek.
Ama konuyu dağıtmayalım. Ve şu soruyu sormayalım: Neden bu ağaç kutsal? Neden bu türbe kutsal? Çünkü bu, inanan için yanlış bir soru olur. Yaşar Kemal’in Ölmez Otu kitabı, bu durumu çok iyi anlatır. Bir ağacın kutsallaşması belki de bir rastlantıdır.
Ama inanma ihtiyacı olan insanları bir araya getirebilir böyle bir fenomen. Ölmez Otu romanı boyunca, bir ağaç kutsal hale gelir, o bağlamda hikayeler ve yaşamlar örülür ve kitabın sonunda ağaç terk edilir. Kutsallıksa değer kaybetmez.
Yerel demonoloji ve büyüsel düşünüş
O halde düşünceyi şu şekilde ilerletelim: Kutsal ve korkunç olan müstakil inançlar / hurafeler de bu özelliği göstermez mi? Cin inancı, atalar kültü, kurşun döktürme, alazlama… Bu inanışlar gücünü kültürün ortak dokusundan almaz mı? En nihayetinde her şey kendini evrende yalnız hissetmemek için değil mi?
Evet, korku gibi bir duygu kişisel ölçekte yaşanır. Ama korkulan fenomen kültürel alana aitse, korkmak toplumsal bir eyleme dönüşmez mi? Ve korktuklarımız bizi bir araya getirmez mi? İnsanın büyüye ihtiyacı olmaz mı bazen? O noktada büyünün gerçekliğinden çok, kişiye etkisi önemlidir.
Öte yandan büyü ve hurafelerin bilimsel açıklamasının yapılması, bambaşka bir performanstır. (Bknz. Cin musallatı belirtileri ve bilimsel açıklaması) Ama bilimin de kendine özgü bir büyüsü olduğunu unutmamak gerekir.
Büyü gerçek mi? Gerçeklik büyülü mü?
Büyünün, gerçekliği bir dönüştürme tarzı olduğunu düşünebiliriz. Yani büyü gerçek mi sorusunun yerine, gerçekliğin büyülü yönünü takip edebiliriz. Bu dönüşüm, inanç ile, kültür ile, bilim ile, sanat ile… vb çeşitli yollarla gerçekleştirilebilir. Odağımız büyüde mi, yoksa büyülemede yani etkinin gücünde mi kalmalı? Eğer etkiyi takip edersek, büyünün yaşamımızda gerçekten etkili olduğunu görebiliriz.
1) Bilim, teknik ve büyü
Bilimlerin aurası, büyünün ve mitosun aurası ile hangi açılardan benzerdir? Bilimin, büyü, din ve mitostan farklı bir yol izlediğine şüphe yok. Bilim, inanç yerine mantık ve veri ile çalışır çünkü. Ayrıca etkisi bakımından, büyü ve dinden çok daha dönüştürücüdür bilim. Büyü ile sadece bakışımızı değiştiririz. Bilim ve teknik ise doğayı bile yenebilir.
Ama bu güç, aynı zamanda bilimin etrafında güçlü bir aura oluşturur. Bilim sayesinde yaşamın özüne ulaştığımız kanısına bile varabiliriz. Uçan halı efsanesi ile uçak teknolojisi birbirinden çok da uzak değildir.
Kara büyüye uğradığına inanan bir Avustralya yerlisi, 1956 yılında Darwin Hastanesi’ne kaldırılır. Oksijen tüpleri ve serumlar yardımıyla iyileşmeye başlayınca, beyaz adamın büyüsünün daha güçlü olduğuna inanır. Yani onun gözünde büyücül sistem dışında başka bir sistem yoktur. Beyaz adamın büyüyü dışladığını savunduğu, bilim ve teknolojiye dayalı uygarlığı da başka tür bir büyüdür.
Dil ve Büyü, Ahmet Güngören, s.48
Bilim günümüzün en önemli yol göstericisi. Ama bilim ve tekniğin doğanın özüne ulaştığı ve onun derin yapısını bildiği iddiası, onun faydalarının ötesindedir ve farklı bir konudur. Bu noktada bilim, kendi nesnesinden artık uzaklaşmış ve yaşam üzerine ideolojik bir söz söylemeye başlamıştır.
Doğa bilimleri ya da beşeri bilimlerin, dinin ve sanatların sunduğu şey ise manevi süpermarketlerdir, onların da farklı bölümleri vardır ve aralarında çok sayıda bağlantı bulunur.
Bilimin Tiranlığı, Feyerabend, s.13
Bilimin bir ideolojiye dönüşmesi ne gibi sorunlar doğurur? Bu durum bilimlerin ve tekniğin gelişmesinin doğal sonucu mu, yoksa uygarlığın gelişiminde bir sapma mıdır? Bu çok geniş bir konu. Fakat bilimlerin bir dünya görüşü sunduğu bir gerçektir ve tam da bu açıdan, büyü ve mitle benzer bir işleve sahip olduğunu kabul etmek gerekir.

Öte yandan, bilim ve tekniğin sunduğu dünya görüşünün, arkaik kozmogonilerden (dünya/gerçeklik tasavvuru) çok farklı olduğunu savunan düşünürler de vardır. Örneğin Federico Campanga (Teknik ve Büyü: Gerçekliğin Yeniden İnşaası), tekniğin hakim hale gelmesinin; gerçeklik algımızı çözdüğünü ve nihilizmi güçlendirdiğini iddia eder. Campagna, dünyayı yeniden büyülemenin bir yolunu bulmanızı salık verir. Çünkü insan hikayeler olmadan yaşayamaz.
Çağdaş dünyamız için teknik, dünyamızı yapılandıran tüm ilkeleri kapsayan genel form olarak hareket ettiğinden dolayı Tanrıdır.
Teknik ve Büyü, Campagna, s.93
2) Büyü ve gösteri
Büyüsel ritüeli, bir tür sanatsal performans olarak ele alabilir miyiz? Özellikle şamanik ritüelin toplumsal etkiyi, dans ve müzikle uyandırdığını biliyoruz.
Şaman, transa geçerek, her bireyin bilincinin ve toplumsal bilinçaltının derinlerine doğru yol alır. Bu yolculuğa aynı zamanda ritüelin her bir katılımcısı da katılacaktır.
Şaman ya da büyücü de birer oyuncudur aslında. Ustalıkları, büyücül paradigmalardan hangisinin hangi durumda kullanılması gerektiğini saptayıp, nasıl eklemlenebileceklerini bilerek etkili ve kesintisi bir akış kurabilme becerisiyle başlar; sözcüklerle imgesel evren oluşturan ozan, farklı sesleri tek bir partisyonda birleştiren müzisyen, paletletindeki renklerle ikinci bir doğa yaratan ressam ve bir kurallar ve teknikler bütünüyle oyununu kuran tüm oyuncular gibi… Büyücü büyük ölçüde onlarla aynı mantıksal araçları kullanır.
Dil ve Büyü, Ahmet Güngören, s.158
Şamanın yolculuğunun tiyatrodan ve gösteri sanatından geçmesi, hiç de şaşırtıcı değil. Tam aksine, tiyatronun kökeni sorunsal halini alır bu noktada. Tiyatro insanlığın şafağında yapılan toplu ritüellerde mi ortaya çıkmıştır? Bu yönde çeşitli teoriler mevcuttur. Daha geniş bir bağlamda ise, sanat, din ve büyünün arkaik bağları olduğu rahatça iddia edilebilir.

3) Gösteri toplumu ve büyü
Günümüz toplumunda gösterinin büyüsü, büyünün ve mitosun gücünü devralmış olabilir mi? Kapitalizmin pek çok mitik sembolü devraldığını görmüyor muyuz? Nike’ın sembolü Hermes’den alınmadı mi? Layd Gaga antik Mısır sembollerini bolca kullanmıyor mu?
Ben reklamlara, Ortaçağ Avrupası ikonaları gibi bakıyorum der Rutherford, ikona gibi, bir reklam da kültürel gücün bir aracıdır, bizim konumuzda resmi bir kilisenin değil, ticaretin aracıdır.
Dil ve Büyü, Ahmet Güngören, s.165
Bugün kapitalizmin sunduğu şeffaf ve büyülü gerçeklik, arzu oyununu bambaşka bir hıza kavuşturdu. Bu gerçeklik, sorgulanamaz ve alternatifini kabul etmez bir esneklikte. Guy Debord’un Gösteri Toplumu’nda işaret ettiği büyülenme, hakimiyetini tam da hepimizin rızasında ve içsel mahkemesinde kuruyor.
Nietzsche bir çöküş ve nihilizm çağında dine uygulanan suni teneffüs hakkında zaten yorumda bulunmuştu. Tanrı öldü derken, modern hayatın taşkınlık dolu etkinliklerinin, doldurulamayacak bir boşluğu doldurma girişimi içerisinde popüler kültürü ürettiğini söylemek istiyordu.
Edebiyat, Popüler Kültür ve Toplum, Löwenthal, s.33
Tam bu noktada, akla şu soru gelir: Anti-kapitalistler kara büyüyü bozmaya mı, yoksa onu daha güçlü bir büyü ile değiştirmeye mi çalışmalıdır? İlk seçenek daha akli bir yol olsa da, ikinci seçenek daha gerçekçi görünüyor. Ne de olsa insan hikayeler ile yaşar.
Büyüsel düşünce, sahip olduğumuz gerçeklik sistemini ve sözde somutu (Karel Kosik) yani gündelik kabullerimizi sarsmak ve esnetmek için kullanılabilir mi? Bu sorunun cevabını henüz bulamadım. Ama Campagna’nın çağrısı bir ilham verebilir:
… bir büyücü yalnızca bir bireyin hastalığının semptomları üzerine çalışan biri olarak değil, aynı zamanda bu hastalık durumunun oluşmasına olanak sağlayan gerçeklik durumu üzerine de çalışan bir gerçeklik terapisti olarak düşünülebilinir.
Teknik ve Büyü, Campagna, s.158
Sonuç
Bu yazıda, büyüsel inanç ve düşüncenin toplumsal kaynakları üzerinde durduk. Gördük ki, büyünün ve paranormalin performe edilmesi ve inancın sürdürülmesinde, toplumsal konsensüs belki de en kritik noktalardan birisi.
Yani büyünün gerçekliğinden çok, gerçekliği kabullenmenin büyüsel yönü etkilidir insan üzerinde. Bu noktada büyü gerçek mi, büyü var mı yok mu soruları başka bir şeye dönüşüyor.
Bu duruma şaşırmamalıyız. Ne de olsa kutsalın büyüsü biraz da dilin ve kültürün büyüsünden doğar. Gerçeklik anlayışımız ve sahip olduğumuz kozmoloji / kozmogoni ise toplumsal ve kültürel bir uzlaşı ve inşadır. O halde inancın ve alçak kültür fenomenlerinin temelinde, toplumsal inancın rolünü daha sıkı şekilde aramak faydalı olabilir.
Büyü gerçek mi ? Bu soru sembolik hayvan için çok da önemli değil. Önemli olan hangi büyüye inanıldığıdır. Eğer bu yazı ilginizi çektiyse, Voodoo büyüsü ile ilgili yazıma buradan ulaşabilirisinz.





Bir Cevap Yazın