Tebrizin güneşi nasıl söndü? Mevlana’nın dostu ve hocası olarak tanıdığımız Şemsi Tebrizi, Mevlana’dan daha büyük bir hikayenin parçası olabilir. Şemsi Tebrizi kimdir? Onun batınilik ve İsmaililer ile ilişkisi neydi? Moğollar neden onun peşine düşmüştü? Mevlana’yı onun elinden alanın, onun kıskanan oğlu ve müritleri olduğu anlatılır. Bunun tam aksine, onu düşmanlarına teslim etmek zorunda kalan Mevlana olabilir mi? Şemsi Tebrizi ölümü arkasındaki esrar perdesi nedir? Şemsi Tebrizi nasıl öldü?

Bu ilginç iddialar bir süredir biliniyor. Ancak resmi tarih, bu bilgileri hala dışlıyor. Belki de Mevlana’nın reklam değerinin azalmasından korkuluyor. Şemsi Tebrizi ölümü, neden Mevlana hikayesini lekeliyor? Burada saklanmak istenen nedir?

Yoksa İslam kültürünün ve tarihinin bir bölümünün örtülmesine mi çalışılıyor? Belki Sünni İslam’ın sansürünü yaşıyoruz. Belki de kendi tarihimizle ilgili hafıza kaybımız etkili burada. Ben bu hafıza kaybının üzerine giden ve boşlukları dolduran çalışmaların çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu yazıda, İsmail Kaygusuz’un Tebriz Güneşi’nin ışığını kim söndürdü? kitabından hareket ederek ve başka kaynakları kullanarak, Şemsi Tebrizi ölümü ve hayatı üzerine düşüneceğim. Şemsi Tebrizi nasıl öldü? Resmi tarihin anlattıklarının ötesine geçtiğimizde, Şemsi Tebrizi kimdir?

Tebriz Güneşinin Işığını Kim Söndürdü

Bu kitabı son derece ilginç bulurum. Bu kitap hem tarihsel bir dedektiflik soruşturması, hem de var olan anlatılara tam ters açıdan bakabiliyor. Üstelik bunu, kaynak yetersizliği yüzünden kesin verilere dayandıramasa da, eldeki verilerden hareketle yapıyor.

Ben Tebriz Güneşinin Işığını Kim Söndürdü kitabını çok seviyorum.  Şemsi Tebrizi resmi anlatıda Mevlana’nın aşkı ve onun elinden alınan bir dosttur. Oysa bu kitap, hem Şemsi Tebrizi‘nin Mevlana ile ilgili gizli bir görevi olabileceğini var sayarak, bu aşkı normalleştiriyor. Hem de Mevlana’nın ondan nasıl vazgeçtiğini anlatarak, Mevlana Celaleddin Rumi’nin sanıldığı kadar masum olmadığını anlatıyor.

Şemsi Tebrizi nasıl öldü?

Ve kitap, tarihimizde pek anlatılmayan pek çok öğretiyi ve fenomeni anlatıyor. İsmaili öğretisi, İsmaili kaynaklı batıniliğinin anadoluyu nasıl etkilediği, Hacı Bektaş Veli ve Şems Tebrizi gibi İsmaili dai’lerinin kültürümüze etkisi gibi.

Ama kitabın en heyecanlı yanı, Şemsi Tebrizi kimdir sorusuna verdiği spekülatif cevap. Ama bununla da kalmıyor. Şemsi Tebrizi nasıl öldü sorusuna da bambaşka bir bakış açısı getiriyor yazar. Üstelik İsmail Kaygusuz bu iddiaları dile getiren tek düşünür de değil, Henry Corbin de Şemsi Tebrizi’nin huccet olduğunu iddia ediyor.

Resmi öğretiye göre Şemsi Tebrizi kimdir?

Şems-i Tebrizi, 13. yüzyılda yaşamış ünlü bir İslam alimi ve sufidir. Asıl adı Şemseddin Muhammed’tir. Ve Tebriz’de doğduğu için Tebrizi lakabıyla anılmıştır. En çok, büyük İslami mistik ve şair Mevlana Celaleddin-i Rumi ile olan derin manevi ilişkisi ve onun üzerindeki etkisiyle tanınır. Şems, Mevlana’nın hayatına 1244 yılında Konya’da girdiğinde, onun sadece bir alim olmaktan çok daha derin bir mistik yolculuğa çıkmasına neden oldu. Bu karşılaşma, Mevlana’nın düşünce yapısında büyük bir dönüşüm yaratmış ve onu aşkın ve ilahi birleşmenin şairi haline getirmiştir.

Sultan Veled’in Şems’i kast ederek yazdığı… “ben batıninin de batınisiyim”, “Şems onu şaşılacak bir aleme çağırdı”, “canlar yoluyla canlar canına kavuştu”… gibi cümleler, Şems’in Mevlana’yı çağırdığı  İsmaili batıniliğinin söylemleridir.

Tebrizin Güneşi’nin Işığını Kim Söndürdü, s.23

Mevlana’nın hikayesinde, Şems Molla’nın gönlünü kazanan bir derviştir sadece. Mevlana Şemsle tanışmadan önce saygı duyulan klasik bir hocadır. Fakat onunla tanıştıktan sonra, kitaplarını  nehre atacak kadar görüşlerini değiştirmiştir. Şems, Mevlana’yı aşk ve dervişlik yoluna çıkaran sevgilisidir.

Tarihsel kayıtlara bakılırsa, Şemsi Molla Mevlana’nın yanına Hacı Bektaş Veli gönderir. Mevlana’nın kendisinden bir dede istemesi üzerine, Veli bir halifemizi gönderelim der. Şems gönüllü olur ve irşat için yola çıkar. Ama İsmail Kaygusuz, durumun böyle olmadığını söyler.

Şemsi Tebrizi’nin anlatılmayan yönleri

… Şemsi Tebrizi Bektaş Veli’nin otuzaltı bin halifesinden biri değildir. Tam tersine Hacı Bektaşı Veli bir batıni dai’si olarak, kendisinden 30 yaş büyük ve baş dai ya da Huccet olan Sems-i Tebrizi’ye bağlıdır. Şems daha sonra anlatacağımız üzere, Alamut tarafından görevlendirilmiştir. İsmaili dava için Rum’da bulunmaktadır.

Tebrizin Güneşi’nin Işığını Kim Söndürdü, s.11

Burda geçen “Dai” kelimesi “davetçi” veya “çağırıcı” anlamına gelir. Ve genellikle İsmailiyye gibi bazı Şii mezheplerinde kullanılır. Bu bağlamda bir “dai”, insanları Batıni inanç ve pratiklerine davet eden, öğretileri yayma ve öğretme görevini üstlenen bir kişidir.

Huccet kelimesi ise İsmali mezhebinin özel bir sıfatıdır. Bu mezhepte hüccet, genellikle İmam’ı veya dini lideri ifade eder. İsmaililer, İmam’ın sadece siyasi ve manevi bir lider değil, aynı zamanda Allah’ın insanlara rehberlik etmek için gönderdiği bir kanıt olduğuna inanır. İsmaili doktrinine göre, her dönemde yaşayan bir İmam bulunur. Ve bu İmam, Allah’ın ilahi bilgisinin ve hikmetinin koruyucusudur.

Yazar Şems’in huccet olduğunu iddia eder. Üstelik buradaki iddiaya göre, sadece Şems değil, Hacı Bektaş Veli de batınidir ve Ahmet Yesevi ocağında değil, İsmaili ocağında yeşermiştir. (Bknz. Hacı Bektaşı Veli bir batıni daisi miydi?)

Bu iddialar doğruysa, Anadolu İslamı’nın oluşma hikayesi, kabul edilenden farklıdır. Genel anlatıya göre, Mevlana gibi Farsi eğilimli düşünürlerin karşısında, Türkçeyi ve Türklüğü ön plana çıkaran, Moğollara karşı mücadeleyi örgütleyen Yesevi ocağı olmuştur. Bu ocaktan Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi kurucu kültürel aktörler çıkar.

Ama bu genel tasnifin altında, batıni İsmaili etkisi olabilir. Zira o dönem İsmaililer de Moğolların düşmanıydı. Üstelik Anadolu bektaşiliği ve aleviliği üzerinde, batıni etkilerin yoğunluğu da bu görüşü destekleyebilir. Yunus Emre gibi sufi düşünürlerin İbni Arabi ile ilişkisi ortaya koyulmuştur. Peki İsmaili etkisi düşünülmüş müdür?

Kabe dünyanın ortasındadır. Bütün alem halkı yüzünü ona çevirir. Fakat şu Kabe’yi ortadan kaldırdın mı, birbirlerinin gönüllerine secde ettikleri meydana çıkar. Kaleye varan ayağı ile yürür, ama gönül isteyen yüzü üstü yürüse gerek… Onun secdesi bunun, bunun secdesi onun gönlündedir.

Malakat, Şemsi Tebrizi, Fatih nüshası, 7,a; 12,b

Ben Sünni-Şii çatışması sebebiyle, bu damarın bizden saklandığını düşünüyorum. Bu çizgiyi daha iyi anlamak için, Şemsi Tebrizi kimdir sorusununa odaklanacağım.

Şemsi Tebrizi kimdir?

Tebrizin güneşi, resmi tarihin anlattığı kadar basit bir insan olmayabilir. İsmail Kaygusuz, Şemsi Tebrizi’nin basit bir kalenderi dervişi olmadığını, soylu bir İsmaili dai’si ve aynı zamanda bir elçi ve komutan olduğunu iddia ediyor. Şems bu yüzden, Moğol etkisi altındaki Anadolu’da kimliğini açıklamaz. Zaten kimliği ortaya çıktığı zaman da öldürülecektir.

Şemsi Tebrizi kimdir?

İddiaya göre, Şemsi Tebriz-i, İsmaili imamı Celaleddin Hasan III’ün oğludur. III. Hasan, İsmaili öğretileri ile sünni öğretileri arasında uzlaşma kurmak isteyen bir hükümdardı. Çünkü İsmaili batıniliği, Ismaililer ile çevresindeki Abbasi halifeliği, Harzemşahlar, Selçuklular gibi devletlerin arasını açmaktaydı.

III. Hasan 11 yıl sonra zehirlenerek öldürülür. Ancak yönetimin sünnileşme siyaseti sürecektir. Şems ise babasının  takiyye döneminde kendini gizleyecekti. (Malakatta babası ile farklılığını anlatır.) Fakat babasının ölümünden sonra, Şemseddin Muhammed Kuhistan valisi olacaktır.

Fakat bunlar karışık dönemlerdir. Moğollar İsmaili topraklarını işgal eder. Şems bu süreçte kendisini gizler ve bir batini dai’si olarak İsmaili inancını yazmaya devam eder. Ayakları onu Konya’daki, Mevlana’nın yanına kadar götürür. Ancak yıllar sonra Alamut yönetimi ona bir görev daha verecekti.

Şems-i Tebrizi Alamut’un elçisi olarak, 1246 yılındaki büyük Moğol kurultayına katılır. Bu görev için, Şems Konya’dan, kimseye haber vermeden ayrılmıştır. (Bu görevlendirme ile ilgili belgemiz olmasa da, Kaygusuz manidar zamandaki bu yolculuğu bu olaya bağlar.) Bu kurultayda İsmaililer barış önerse de, tahta çıkan Moğol Han’ı Güyük, İsmaili devleti ve Abbasi halifeliğine düşmanca tutum alır.

İşte bu olayla birlikte, Sems’in avlanma ve öldürülme süreci başlar. Elçiler Moğolların elinden gizlenerek ve kılık değiştirerek kaçabilseler de, ölüm Şemsi yıllar sonra Konya’da bulacaktı. Fakat Moğollar bu hikayenin sonunda da yer alacaktı.

İsmaili mezhebi

İsmaili inancı, İslam’ın Şii mezhebinin bir kolu olan İsmaililik’e dayanır. İsmaililik, 7. İmam İsmail bin Cafer’in İmamet zincirinin meşru varisi olduğuna inanan bir grup tarafından desteklenir. Bu inanç sistemine göre, İmamlık, Peygamber Muhammed’ten sonra gelen ve özel bir ilahi bilgiye sahip olan liderler silsilesidir. İsmaililer, İmam’ı sadece dini bir lider olarak görmez. Onun aynı zamanda toplumu manevi ve bazen de dünyevi anlamda yönlendiren bir figür olduğuna inanır.

İsmaililik, içsel anlam ve gizli bilgilere büyük önem verir. Bu mezhep, Kur’an’ın ve İslami öğretilerin zahir (harfiyen) ve batin (içsel veya gizli) boyutları arasında bir denge kurar. İsmaili doktrini, İmamların hem bu dünya hem de ahirette insanlara rehberlik etmek için Allah tarafından özel bir bilgi ve otorite ile donatıldığına inanır.

İsmaili inancı, tarih boyunca İslam medeniyetinin bilim, sanat ve felsefe gibi çeşitli alanlardaki gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Bunun sebebi, İsmaili mezhebinin aklın önemini daha çok vurgulaması ve özgür iradeye daha fazla yer vermesidir. İsmaili mezhebi, İslam dünyasında akla ve rasyonel düşünceye özellikle büyük bir önem vermiş olan mezheplerden biridir.

İsmaililere göre Allah, insanlara rehberlik etmek için İmamları göndermişti. Ve insanların manevi ve ahlaki gelişimlerine yardımcı olmak için ilahi bilgiyi açığa çıkardı. Dolayısıyla, İsmaili inancında kader, sadece Allah’ın iradesinin bir yansıması olarak değildir. Aynı zamanda insanlar kendi manevi yolculukları üzerinde aktif bir rol oynar. Ve bu yolculuğun bir parçası olarak, insanların seçimleriyle ilahi rehberliği takip etmeleri beklenir.

Hermetizm ve İsmailik

Fakat batınilik ve gizemcilik, batıniliğin en önemli yönü. Ben kendi adıma, İsmaili inancının batıni yönünün, hermetizm ve ilkçağ gizem dinleri ile benzerlik gösterdiğini düşünüyorum. Hermetizmle paralel şekilde, İsmailikte de insan manevi yolculuğu, hayatın hem akli hem gizli yönlerini yorumlayarak, hocaların ve kutsal kişilerin yönlendirmesi ile sürer. Hermetizmde olduğu gibi, İsmailikte de inanç dünyası da katman katman ve gizemlerle doludur. (Bknz. Hermetizm nedir?)

Hem hermetizm hem de İsmailikte semboller ve ritüeller çok önemlidir. Ayrıca hermetizmde Hermes Trismegustos öğretici kutsal baba ve tanrının olduğu gibi, İsmailikte de her çağın bir imamı vardır. İmam, tanrının iradesinin yeryüzünde gerçekleşmesidir. Bu anlamda, bir yönüyle tanrı insan ya da tanrının oğludur.

Bazı düşünürler, İsmailiğin gizli örgütlenme biçiminin de hermetik öğretiler ve gizli örgütlerle ilişkili olabileceğini söyler. (Bknz. İsmaililer ve Tapınak Şovalyeleri) Bu yazıda tapınak şovalyelerinin, örgütlerinin yapısını İsmaililerden örnek alarak kurdukları da iddia edilmiştir. Çünkü tapınakçılar ile İsmaililerin bazı görüşmeler gerçekleştirdikleri biliniyor. Ayrıca tapınak şovalyelerinin inisüasyon ve gizli örgüt mantığı, İsmaili kurumları ile benzerdir. İsmaililer, sayısal olarak sünnilere göre az olmalarına rağmen, kullandıkları olağanüstü yöntemler (fedai ve assasinler, gizlilik ve gerektiğinde kılık değiştirme) sayesinde uzun yıllar var olabilmiş.

İsmaili batıniliği ve Anadolu’ya etkisi

Eğer İsmail Kaygusuz’un iddiaları doğruysa, Anadolu’daki İsmaili etkisi sandığımızdan çok daha fazla olabilir. Çünkü Şems ve Hacı Bektaş Veli gibi figürler anadoluda misyonerlik yaptıysa, bu yönde daha fazla çalışma olduğunu varsayabiliriz.

Yavuz Sultan Selim’in doğu seferi ile doruk noktasına ulaşan Anadolu Sünni Şii gerilimi, kültürümüzü sandığımızdan daha çok etkilemiş olabilir. Bir yanda Anadolu’nun güçlü sufi geleneği,  bir yanda yeniçerilerin bektaşi olması, bir yanda Anadolu’da kaybolmayan alevilik, anadolu islamında örtülü de olsa süren şii ismaili etkisi, bir yanda sünniliğin baskıcılığı… Kültürümüz bildiğimizden çok daha karmaşık. Şemsi Tebrizi kimdir sorusunun bu tabloyu ortaya döküvermesi ise daha da ilginç.

Şemsi Tebrizi’nin fırtınalı yaşamı

İsmail Kaygusuz’un iddiaları doğruysa Sems-i Tebrizi, son derece heyecanlı bir hayat yaşamıştır. O bir İsmaili imamın oğlu olarak, soylu olarak hayatına başlamış, batınilik eğitimini Alamut’ta almıştır. Hatta Şems, babasının din değiştirme politikası doğrultusunda, Hanefi ve Şafi seriatlarını da öğrenir.

Ama onun hayatı, bir bilgenin hayatı değildir. Bir İsmaili soylusu olarak, valilik ve komutanlık da yapmıştır. Hatta tahminler doğruysa, 1246’daki Moğol kurultayına elçi olarak gönderilecek kadar önemli bir devlet adamıydı.

Onun hayatının bir diğer yönü ise, bir İsmaili dai’si olarak Anadolu’daki misyonerlik faaliyetlerini organize etmektir. İsmaili dai’leri, bir bölgeye geldiklerinde o bölgenin en etkili din adamlarını kendi itikadlarına çevirmeye çalışırdı. Onun Mevlana ile ilişkisi de böyle açıklanabilir.

Sonuç olarak, Şemsi Tebrizi kimdir sorusunun hiç de basit olmadığını söyleyebiliriz. O, döneminin Moğol baskısı ve Sünni-İsmaili çatışması dolayısı ile, yaşamının büyük bölümünde kimliğini gizlemiştir. Üstelik bu kimlikle ilişkili Semseddin Muhammed, Semsi Tebrizi vs. gibi birden fazla figür vardır. Bunlardan hangisinin gerçek, hangisinin efsane olduğu ise belirsizdir.

Şemsi Tebrizi nasıl öldü?

Tebrizin güneşi, Mevlana’yı kıskanan müritleri ve oğlu Sultan Veled tarafından değil; bir Moğol komplosu ile öldürülmüş olabilir mi? Eğer Şemsi Tebrizi iddia edildiği gibi önemli bir İsmaili Dai’si ise, Moğollar tarafından öldürülmesi de rastlantı olmaz. Şemsi Tebrizi ölümü apayrı bir soruşturma gerektirebilir.

Şemsi Tebrizi’nin öldürülmesi son derece belirsizdir. Bazı tarihçiler Şems’in ortadan kaybolduğunu, öldürülmediğini iddia eder. Bazı yazarlar Şems’in genç karısı Kimya Hatun’a göz koyan Alaattin Çelebi’nin (Mevlana’nın oğlu) onu öldürdüğünü, bazı tarihçiler ise bu cinayetin Çelebi’nin bazı yabancıların etkisinde kalmasına bağlar.

Fakat bazı tarihçiler, asıl gerilimin Şems ile Selçuklu veziri Nasuruddin arasında olduğunu söyler. Bir törende ya da dini tartışmada yaşanan hoşnutsuzluğa istinaden, veziri Sems’i katlettirdiği iddia edilir. İşte buradaki dış bağlantıları göz ardı etmemek önemlidir. Büyük ihtimalle, Moğol Sultanı Güyük’e yaranmak isteyen Şems’in düşmanları, Şemsi Tebrizi Konya’ya Mevlana’nın yanına döner dönmez, onun hayatına kast etmeye başlamışlardı.

Şems’i ister Mevlana’yı kıskanan müridleri öldürsün, isterse kiralık katiller. Vakıa, önemli bir İsmaili dai’sinin, Moğolların batı eyaleti olan Selçuklu yönetimi tarafından öldürülmesidir. Bu olaydan sonra Mevlana’ya, Şems’in yakını olarak, yüklü bir kan parası verildiği de iddia edilir.

Mevlana, bu olaydan sonra hiçbir kitabında bu ölümden bahsetmez. Zaten kendisinin, daha önceden verdiği, katil kişi sadece azraile yardımcı olur fetvası da vardır. Eğer Şemsi öldüren resmi anlatıda aktarıldığı gibi Mevlana’nın oğlu ise de, Mevlana’nın oğlu ile ilişkisini kesmemiş olması da ilginçtir.

En nihayetinde, Şemsi Tebrizi nasıl öldü sorusunun da gizler arasında saklandığını söyleyebiliriz. Tebrizin güneşi gibi gizemli bir şahsiyetin ölümünün açık seçik olması şaşırtıcı olurdu zaten.

Bu yazıda Şemsi Tebrizi ölümü ve yaşamı etrafındaki sır perdesini aralamaya çalıştık. Eğer bu yazıyı beğendiyseniz, İslam felsefesini Gazali mi bitirdi? yazım ilginizi çekebilir. Selamlar.

“Şemsi Tebrizi kimdir? Ölümü ve gizli görevi” ögesine 2 yanıt

  1. Selamün aleyküm hayırlı günler

    1. Aleyküm selam hocam sevgiler

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin