Bir süredir Evolving Brains Emerging Gods kitabını okuyorum. Kitap dinin ve inancın doğuşunu insansıların evrimi boyunca takip ediyor. Modern homo sapiens’in hangi özellikleri dinsel inanç ve tanrıların doğuşunu mümkün kıldı? Kendilik bilinci ve otobiyografik hafızanın inançla ilgisi ne? İnancın diğer kaynakları neler? Gelin bu yazıda bu soruları, Evolving Brains Emerging Gods kitabını üzerinden okuyalım.
Ben bu kitabı faydalı buldum. Kitap biraz uzun ve detaylı yazılmış. Ayrıca inancın doğuşunu ile ilgili bazı bilinen konulara da değiniyor. Eğer tanrıların ölüm fenomeni ve rüyalardan doğdunu zaten okuduysanız, sizin için tekrar olacak. Fakat kitabın ilginç yanı, içsel farkındalık ve empatinin inancın gelişimindeki önemini incelemesi.
Üstelik kitap bunu evrimsel süreçle birlikte okuyor. Homo Erectus’tan Homo Sapiens’e bu yolculuğu yapmak etkileyici. Kitap bence bu gelişim sürecini çok güzel inceliyor.
Benim araştırma alanlarım için, kitap önemli bir yerde konumlandı. Çünkü kitap inanç gibi ruhsal, manevi, simgesel bir konuyu bilimsel ve gelişimsel bir açıdan ele alıyor. Bu da bence geniş bir perspektif sağlıyor. O halde gelin Evolving Brains Emerging Gods kitabı üzerinden inanç, evrim, farkındalık ve empati üzerine düşünelim.
Evolving Brains Emerging Gods
Evrimle inancın nasıl bir ilgisi olabilir? İnanç gibi manevi sayılan bir fenomen ile evrim gibi materyalist bir konsept ilgisiz gelebilir size. Ama her şey gibi, inanç ve din fenomeni de bir gelişim süreci içerinde ortaya çıktı.
Kitabın peşine düştüğü de, aslında bu gelişimin insan beyni ile paralelliği. İnsanın hangi özelliklerinin gelişimi tanrı tasavvurunu mümkün kıldı? Kitabın özgün sorusu bu.
Insofar as an evolutionary origin of deities is correct, the concept of a god would not have occurred to hominins prior to about 40,000 years ago, and the gods themselves would probably not have become fully visible prior to about 10,000 years ago. The human brain, and thus the self-aware human world, would not have been ready for them before that time.
Evolving Brains Emerging Gods, s.24

Öteki ve ben’in zihinsel yaşamına ilişkin farkındalıktan inancın doğması
Bu sorunun peşinde, insansıların beyin evriminde özellikle öteki ve ben’e ilişkin farkındalığın gelişimi takip ediliyor. Bu farkındalık inancın gelişimi için önemli, çünkü bu yetenek tanrının bizim hakkında düşünmesi ve bizim tanrıların düşünce ve duygularını etkileyebilme ihtinalimizi ortaya çıkarıyor.
Çünkü memeliler ve daha ilkel canlılar ne kendi türündeki diğer bireylerin, ne de kendilerinin zihinsel yaşamının farkında değil. İnsan, balina ve bazı sempazeler dışındaki varlıklar aynada gördükleri yansımalarının kendilerine ait olduğunu bile bilmiyor.
Homo erectus’tan bugüne kadar, diğer insansıların zihinleri ve duyguları olduğunu giderek idrak eden insan, hem geleceğe ilişkin daha karmaşık planlar kurabilir hale geliyor. Hem de daha karmaşık sosyal ve kültürel yapılar kuruyor.
Ayrıca oto-biyografik hafıza, bu süreçte ortaya çıkıp gelişti. Bu da özellikle insansıların türdaşlarının ölümlerini gözlemleyerek, kendi akibetleri ve en nihayetinde ölümden sonrası hakkında düşünmelerini başlattı.
Death was something that happened to other people; to understand that it is also going to happen to you, you need to be able to fully project yourself into the future, both theoretically and emotionally, using your accumulated experiences from the past. In short, one needs to have acquired an autobiographical memory.
Evolving Brains Emerging Gods, s.113
An awareness of death was an inevitable by-product of our introspective and temporal selves, which, in themselves, conveyed enormous evolutionary advantages
Evolving Brains Emerging Gods, s.116
Tanrıların bizim hakkımızda düşünceleri olduğu fikri de bu yetenekle mümkün oluyor. Tabii ki tanrıların ortaya çıkışında ölüm ve rüya gibi diğer fenomenler de etkili. Ama kendi eylemlerinin sonuçları olduğu, başkalarının (insan ya da tanrı) bize kızdığı ya da bizi sevdiği yani bize dair düşünceleri yani zihinsel yaşamları olduğu bilgisi, inanç fenomenini mümkün kılan en önemli etken.
We assume, of course, that the god also has a theory of mind and thus the god can imagine what we mortals are thinking. As Bering summarized it: “God was born of theory of mind.” Th e requirement that hominins must have acquired a theory of mind in order to believe in a god is also stressed in recent books by University of British Columbia psychologist Ara Norenzayan ( Big Gods ) and Oxford University biologist Dominic Johnson ( God Is Watching You ), briefl y summarized in chapter 8.
Evolving Brains Emerging Gods, s.65
Açıkçası kitabın en ilginç fikri de bu. Çünkü kitabın inancın kaynağına dair diğer tespitleri, başka yerlerde iddia edilmiş fikirler. Ben bunların işlenişini de beğendim açıkçası. Ama Evolving Brains, Emerging Gods kitabının özgün yönü, inanç fenomenini insan beyninin evrimi ile birlikte incelemesi. Bu anlamda bir tür nöro-teoloji (zihinbilimsel teoloji) ya da teolojinin zihin bilimle düşünülmesi ortaya koyulmuş oluyor.
Ölüm korkusu ve atalar kültü
İnsanın ölüm ve sonrası hakkında düşünmesi, ilkel insanın pek çok inanç pratiğinde ve inşaasında karşılaşıldı. İnsanlar çok uzun zamandır ölülerini yakıyor. Ve bazı gruplar bu külleri evlerinde ya da belli alanlarda sakladı.
Ayrıca bazı nadir fosiller, ölülerin aletlerle ya da köpekleri ile birlikte görüldüğünü gösteriyor. Daha da ilginç şekilde, bazı eski insanlar ölülerin kafatasları etrafında bir kültü inşa etmişti. Kafa tasları ölü çürüdükten sonra çıkarılıp boyandı, süs eşyası ya da tapınma nesnesi olarak alıkoyuldu. Ayrıca kafatasları bazı tapınaklarda da görülüyor.
“belief in an after life evolves prior to ancestor worship, and its presence stimulates the subsequent evolution of ancestor worship.” By contrast, in such societies, the concept of high gods appears much later.
Evolving Brains Emerging Gods, s.138
Ölüm korkusu, insansılardan homo sapiense oto-biyografik belleğin evrimi ile mümkün olmuştu. Bu korku yüzünden insanlar ölüye ilişkin tabu, inanç ve ritüeller geliştirdiler. Ve pek çok bölgede ataların yol göstericiligi hatta tanrısallığına dayanan kültler ortaya çıktı. Evolving Brains, Emerging Gods kitabında bu kültler çok detaylı betimleniyor.
Atalar kültü şu yüzden önemli. Zamanla güçlenen bazı ata ruhlarının, tanrılara dönüşmüş olabileceği iddia ediliyor. Bir ata ruhu kabileye şans eseri de olsa bereket ya da savaşta başarı getirdiyse, birkaç nesil sonra bir tanrıya dönüşmüş olması akla yatkın görünüyor bence. Ayrıca modern antropoloji, bu inanışlara sahip bazı kabileleri de gözlemlenmiş. (Age, s.158)
Rüyalar ve inanç
Peki ataların ruhları olduğu ve ruhun bedenden ayrıldığı fikri nasıl ortaya çıktı? Bu sorunun net bir cevabı yok. Ama en güçlü cevap, rüyaların zenginliğinin buna yol açtığı.
Çünkü ilkel insan rüyasında ölen bir akrabasını gördüğünde, onun bir anı olduğunu düşünemiyordu. İnsanlar bugünün aksine, rüyayı bir beyin aktivitesi olarak anlamıyordu. Onlar için Rüyada bir atayı görmek, onunla iletişim kurmaktı.
“People frequently see the dead in dreams and this is regarded as good evidence for the nature of the life of the dead.” And among the Mataco Indians of Bolivia: “Very often in dreams one sees dead relatives. Th e soul has gone to the underworld and paid them a visit.” Appendix
Evolving Brains Emerging Gods, s.119
Bu da ancak ölen ataların ruhlarının gelip bizle iletişim kurması ile mümkündü. Bu fikri Freud’un Totem ve Tabu kitabında da görebiliyoruz. Freud da hortlakların ölüm yüzünden huzursuz olan atalardan doğduğunu, eski insanların bu ruhları yatıştırmak istediğini söylemişti. Ve Freud’a göre de ruhların ortaya çıkışının kaynağı rüyalardı.

Tarım devrimi, insan beyni ve inanç
Kitap bu süreçleri toplumsal organizasyon dönüşümü ile birlikte inceliyor. Çünkü tanrıların doğuşunun son döneminde, insan toplulukları gelişmiş sosyal kapasiteleri ve artan nüfus sebebiyle tarımsal üretime ağırlık vermeye başladı.
Avcı toplayıcların tarım geçmeleri ise, ruh inanışından tanrıların doğmasında önemli bir diğer adıma yol açtı. İnsanlar tarım yapmaya başlayıp daha geniş topluluklar halinde yaşamaya başladılar. Ve bu geniş sosyal organizasyon, hiyerarşiyi getirdi. Ve hiyerarşi ruhlar dünyasına da uygulandı. İnsanlar bazı ruhların daha güçlü ve yüce olduklarında mutabık kaldılar. (Age,158) Çünkü araştırmalar daha kalabalık ve kompleks toplumların daha yüksek tanrılara inanmaya başladığını gösteriyor. (Age,159)
Burada belki daha geniş bir organizasyonu yönetmekle ilgili ihtiyaçlar da ortaya çıktı. Daha fazla insanı birarada tutmak zorunda kalan rahipler ve yöneticiler, insanların inançlarını ortaklaştırdılar. Ve belki de yönetimin kolaylasmasi için inancı manipüle etmeye, hikayeler anlatmaya başladılar. İnancın siyasallaşması, mö 12000 den itibaren (göbeklitepe) başladı ve bugüne kadar gelişti.
Ama kitapta ilginç bir soru daha var. Kitapta neden tarımın mö 30000 yılında değil de mö 10000 yılında başladığı soruluyor. Ve bu sorunun cevabı, otobiyografik hafızanın devamı olan planlama yeteneğinin, insan beyninde bu 20 bin yılda gelişmiş olduğu. Yani insan beyni, ancak mö 10 bin yılından itibaren tarım yapabilecek kadar kapsamlı planlama yeteneği kazandı.
Ben kitabın bu yönünü son derece ilginç buldum. Her şeyden önce, insanlığın gelişimi ile insan beyninin gelişimi arasında paralellik olduğu muhakkak. Ama bu verilerin doğruluğu da son derece tartışmaya açık. Yine de kitabın tartışması kafamızı kapatmaktan çok açıyor bence. İnsanlık tarihine zihinbilim bakımından bakmak son derece ilginç geldi bana. Zihin araştırmaları ve zihin görüntüleme gerçekten de sosyal bilimleri dönüştürüyor.
The acquisition of an autobiographical memory and other cognitive skills led to the agricultural revolution, beginning about 12,000 years ago. This brought people together to settle in villages and towns for the first time and produced a dramatic increase in the population. Living in one place allowed the dead to be buried next to the living; consequently, ancestor worship became increasingly important and elaborate. As populations increased, hierarchies of the ancestors inevitably emerged. At some point, probably between 10,000 and 7,000 years ago, a few very important ancestors crossed an invisible line and conceptually became regarded as gods (chapter 6). By 6,500 years ago, when the fi rst written records became available, gods had become numerous. Initially, their responsibilities focused on sacred issues of life and death. However, political leaders soon recognized the usefulness of the gods and increasingly assigned them secular duties as well, such as administering justice and waging war. By 2,500 years ago, religion and politics were supporting each other, as the major religions and civilizations became organized (chapter 7).
Evolving Brains Emerging Gods, s.4






Bir Cevap Yazın