Türk mitolojisi tanrılarından en ilginçlerinden birisi Tanrıça Umay. Umay Ana, Ece Umay ve Umay Hatun olarak da anılan bu tanrıça, Türk şamanist dömeninin en önemli kutsal varlıklarından birisiydi. Savaşlarda Türklere yardım eden bu kutlu varlık, aynı zamanda bebeklerin de arkadaşıydı. Tanrıça Umay‘ın psikanalizin bebeklik travması ile ilgisi neydi? Bu motif üzerinden, mitolojinin en önemli kaynaklarından birisi hakkında bilgi edinebilir miyiz? Mircea Eliade Mitlerin Özellikleri kitabı bu konu hakkında bize neler sunabilir? Mitoloji arkaik insanı psikolojik olarak nasıl destekliyordu?

Mitolojinin ne olduğunu söylemek kolay değil. Ama Fuzuli Bayat hoca, mitolojiye giriş kitabında ilginç bir sunum yapar. Mitolojinin çağının hem siyaset bilimi, hem toplum bilimi, hem dini, hem psikolojisi olduğunu söyler. Mitoloji arkaik insan pek çok farklı şekilde desteklemiş ve insan olmanın temel fay hatlarına dokunmuştu.

Belki de bu yüzden mitolojik hikayeler bugün bile ilgimizi çekiyor. Ve paranormal hikayeler, batıl inançlar ve gizemlerden bu yüzden hala kurtulamıyoruz. Çünkü insan simgesel bir canlı ve varoluşun bir yönü aydınlıkken, bir yönü her zaman gizem içeriyor.

O halde gelin, Tanrıça Umay ve bebeklerle ilgili hikayeleri üzerinden, bir yolculuğa çıkalım. Doğum ve bebekliğin neden ilkel insan için bu kadar gizemli olduğuna bakalım. Ve bu hat üzerinden hem Türk mitolojisi tanrıları‘ndan Umay Ece, hem de mitolojinin kaynakları üzerine düşünelim.

Tanrıça Umay kimdir?

Tanrıça Umay, Türk mitolojisinde bereket ve doğurganlıkla ilişkilendirilen önemli bir tanrıça. Genellikle “ana” ve “yaratıcı” figür olarak tanımlanır Umay Ece. Çocukları koruyan ve onlara şefkat gösteren bir varlık olarak kabul edilir. Umay, gökyüzü ile bağlantılıdır. Ve sıklıkla gökyüzünde bir ışık veya parıltı olarak tasvir edilir. Aynı zamanda, çocukların ve annelerin koruyucusu olarak da bilinir. Onların sağlık ve esenliklerini gözetir.

Türk mitolojisindeki bu tanrıça figürü, genelde insanlara yardım eden, iyilik ve koruma sağlayan olumlu bir karakter olarak ele alınır. Umay’ın Türk kültür ve inanç sistemindeki varlığı, toplumun temel değerlerinden ve dünya görüşünden önemli ölçüde etkilenir. Umay aynı zamanda, bereketin ve doğurganlığın yanı sıra toplum içindeki uyum ve dayanışmanın da simgesi olarak kabul edilir.

Tanrıça Umay kimdir?

Tanrıça Umay, doğum ve bebek

Umay’ın, doğumla ilgili pek çok işlevi var. Tanrıça Umay, öncelikle annenin ve bebeklerin koruyucusudur. Buna paralel olarak, bu tanrıçaya yapılan dua ve ritüellerle doğumun kolaylaştırılacağı düşünülürdü. Ama Tanrıça Umay sadece doğumla ilişkili değildir, o aynı zamanda bereket ve huzur da sağlar aileye. Umay şefkat ortamının devam ettiricisidir.

Bununla birlikte, çok ilginç şekilde Umay’ın bebeklerle ilişki içerisinde olduğuna inanılır. Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisine Giriş kitabı’nda, Potapov’dan aktarıyor:

Bir çok şamanist, (özellikle Kuzey Altaylılar ve Sagaylar) bebeğin ilk dönemlerinde yani konuşmaya başlamadan önceki dönemlerinde, insanlardan ziyade geldiği gök dünyası ile bağlantılı olduğuna inanmaktadır. Onlara göre bu dönemde bebek, eski Türk yazıtlarında adı geçen ve doğum yapan kadınlarla, yeni doğan bebeklerin koruyucu ruhu Umay Ana’nın koruması altında bulunuyordu. Konuşamayan bebek, Umay’la rahat iletişim kurabiliyor (genellikle uykusunda), tanrıça onu eğlendirdiğinde gülümsüyor ve gülüyor, gittiğindeyse ağlıyordu. Ancak bebek, ailesiyle ve akrabalarıyla serbestçe konuşmaya başladığında yeryüzünün sosyal dünyasına giriş sayılmakta ve ondan sonra onun Umay’la bağlantısı kopmaktadır.

Potapov’un aktarımına göre çocuğun ruhunu ve cenini yaratma işi Tanrı’ya, çocuğu rahimde büyütme işi Umay’a aittir. Ve çocuğun konuşmaya başlayana kadar ki dönemi Umay’ın koruması altındadır.

Ben bu kısa fragmanı gördüğüm anda çarpıldım. Çünkü burada çok hoş bir imgelemle karşı karşıyayız. Bu inanışa sahip olan insanlar, prematüre doğan insan yavrusuna ve zorlu doğum sürecine şefkatli bir tanrıça ile yardımcı olmak istemişlerdi.

Burada insanın şefkat göstermeye çalıştığı, belki de insanın kendi kırılganlığıydı. Çünkü hepimiz bir zamanlar çocuk olduğumuzu biliriz. Ayrıca insan türündeki yüksek bebek ölüm ve doğumda ölüm oranları göz önüne alındığında, ilkel ebeveynler de bu inanca ihtiyaç duymuş olabilir.

Ama bu sahne bununla da sınırlı değil. Bu şefkatli tanrıça, zaman zaman boşluğa bakan, bazen sebepsiz yere gülen, bazen ağlayan ve kendisini anlatamayan insan yavrusu ile, aktif olarak ilgilenir. Bebek güldüğünde, Tanrıça Umay‘ın onu güldürdüğü söyleniyor. İmgelem açısından gerçekten çok güçlü bir sahne bence bu.

Ama bu sahnenin gücü ve sıcaklığından daha derin manaları olabilir. Henüz kültürün alanına girmemiş, babanın yasası ile karşılaşmamış bir bebeğin tanrıçalarla iç içe olması ne manaya gelir? Bebek bu sahnede neyi kaybetmemiştir? Ve ileride yaşayacağı kopuş ve dünyaya düşüş, hangi mitolojik hikayelerin kaynağıdır?

Bu noktada Mircea Eliade’nin bebeklik travması, erginleme ve mitolojiyi nasıl ilişkilendirdiğine bakalım. Ardından bebeğimizle ilgilenen Tanrıça Umay‘a geri döneceğiz.

Mitin kaynağı olarak bebeklik travması

Mircea Eliade Mitlerin Özellikleri kitabında, özellikle kozmogoni mitleri ve kökene ilişkin mitler üzerinde durur. İnsanlar arkaik dönemde, hastaların dünyanın yaratıldığı ilksel düzleme dönülerek tedavi edilebileceğine, bir zanaatkarın sanatının maddesinin kökenini bilmesine gerektiğine, kralların güçlerini yaratıcı tanrı ve atalarda aldığına inanmıştı.

Mircea Eliade kitabında kozmogoniyle ilgili pek çok miti inceledikten sonra, kökene ilişkin bu tutkunun sebebini sorar. Ve cevabın bebeklik travması (ya da doğum travması) olduğunu iddia eder.

Bunun ardından Eliade, bu kökene yönelik tutkunun, psikanaliz ve psikoloji ile benzerliğine dikkat çeker. Psikoloji genel olarak, insanın bazı travmalarının çocuklukta oluştuğunu ve ancak bu kökene dönülerek bu travmaların iyileştirilebileceğini iddia eder. (Açıkçası bunu kendi psikolojik terapi deneyimimde ben de yaşadım. Bknz. Psikolog ne işe yarar?)

Psikanaliz kişisel öykümüzün başlangıcını bize açıklamaya, özellikle de çocuktaki büyük mutluluğa son veren ve yaşamımızın gelecekteki doğrultusunu belirleyen olguyu saptamaya elverişli teknikler hazırlamıştır. Arkaik düşüncenin terimleriyle söylenirse, bir Cennet (psikanalize göre doğum öncesi evre ya da sütten kesmeye kadar uzanan dönem) ve de bir kopma, bir felaket (bebeklik travması) olmuştur denebilir; söz konusu en eski olgular karşısında yetişkinin tutumu ne olursa olsun, bunlar onun varlığında oluşturucu bir rol oynarlar. (Mircea Eliade Mitlerin Özellikleri, s.109)

Eliade buradaki iki noktayı önemli bulur. Birincisi çok eskide bir cennet, bir sonsuz mutluluk durumu söz konusuydu. (Örneği cennetten kovuluş miti) Ve bu cennet, çeşitli ritüeller ya da hikayesel performanslar ile geri çağrılabilir. (Kökene ilişkin mitleri yenileyen ritüeller, erginleme törenleri vs.) Mircea Eliade bu noktada mitolojik hikayelerin bir kısmına ilişkin güçlü bir kaynak bulur.

Ana tanrıça kültü ve prematüre doğum

İnsanlığın ilk dönemine ait en sık karşılaştığımız heykellerden birisi yüzsüz venüs. Ve bu heykelciğin hamile bir kadını ve doğanın doğurganlığını sembolize ettiği genel olarak kabul ediliyor.

Yüzsüz venüs

Peki neden doğum ilkel insan için bu kadar gizemliydi? Bence en güçlü iddialardan birisi, insanın diğer primatlardan farklı olarak prematüre doğması. Bu da insanın iki ayağı üstünde durması ile alakalı. Çünkü insan iki ayak üstünde durduğunda leğen kemiği daraldı ve yavrular erken doğmaya başladı.

Bu da bebek ölüm oranlarının artmasına ve bebeğin aileye biyolojik olarak bağımlı olmasına sebep oldu. İlkel insan için doğum hem bir mucize hem de travmaydı. Tam da bu yüzden Venüs’ün korkulan bir tanrıça olduğunu düşünebiliriz.

İlkel insan ve doğum travması ile ilgili uzun bir yayın.

Mitsel geriye dönüş ve kozmogoni

Eliade, mitsel performansların ve ritüellerin bir tür geriye dönüş şansı sağladığını söyler. (Psikanalizin tedavi tekniği ile benzer şekilde.) Kökene dönen kişi, varlığını yeniler, yaratıcı güçlerle donanır ve yeniden doğarak yeni bir yaşama başlar. (Bknz. Kozmogoni miti nedir?)

Örneğin inisiasyon ritüelleri, buna ilişkin pek çok örnek sunar. Erginlenecek çocuk birey, pek çok örnekte cenin pozisyonunda olurdu. Ya da bir rahmi andıran bir yer altı mağarasına konur. Böylece birey rahime yeniden döner. Ve toplumsal açıdan sorumluluk ve bilinç taşıyan bir bireye dönüşeceği bir ikinci doğum yaşar.

Birey, simgesel bir canavar tarafından yutulur ya da toprak ananın dölyatağı olan kutsal bir yere gider. Hindistan’daki bir ritüelde, hoca ile çocuk üç gün yalnız kalır. Burada hocanın çocuğu bir embriyon haline dönüştürdüğü ve üç gün karnında taşıdığı söylenir. (Mircea Eliade Mitlerin Özellikleri, s.113)

Mitolojik hikayelerde bu motif, bazen bir kahramanın bir deniz canavarı tarafından yutulması ve onun karnını yararak kurtulması olarak anlatılır. (Örneğin Yunus peygamberin hikayesi. Ya da daha güncel bir örnek: Gandalf’ın Yüzüklerin Efensi’nde Balrogla savaştıktan sonra dipsiz bir kuyuya düşüp, yaşamsal olarak güçlenerek yeni bir isimle Orta Dünya’ya dönmesi.) Hindistan’da bazı tedavi biçimlerinde, hasta canlanması için dölyatağı şeklinde kazılmış toprağa yerleştirilir.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Sonuç olarak, Mircea Eliade’ye göre köken mitinin (kozmogoni) temel kaynaklarından birisi bebeklik travmasıdır. Freud’un işaret ettiği gibi, babanın yasasıyla karşılaşma ve kültürel alana girmek, son derece travmatiktir.

O halde Tanrıça Umay’a geri dönelim. Ve bebeklik travmasını, Türk mitolojisi tanrılarından Umay’a bağlamaya çalışalım.

Tanrıça Umay ve bebeklik travması

Öncelikle bir kutsal ruhun, bebek ve doğumla ilişkilendirilmesi son derece mantıklıdır. Çünkü doğum son derece önemli bir deneyimdir ve yaşamın başlangıcıdır. Eski insanlar, doğumun spermle ilişkisini bile kuramamışlardı. Onlara göre bir bebeğin oluşması bile, son derece mistik bir eylemdi. Bebekleri leyleklerin getirdiği hikayesi de bu hikayenin bir devamı olmalı.

Ayrıca bizler, doğuma ilişkin zorlukların ve bebek-anne ölümlerinin, eski insanlar için son derece travmatik olduğunu biliyoruz. Biyoloji ve tıp bilgileri sınırlı olan bu insanlar, bu fenomenler karşısında son derece çaresizdi. Lilith gibi lohusalara musallat olan karanlık ruhlar, Alkarısı gibi tehlikeli fenomenler ve şamanların zor doğumları kolaylaştırıcı ritüel – duaları da bu durumu kanıtlar.

Tanrıça Umay’ın da bu zorlu fenomenle ilgili bir işlevi olduğu muhakkaktır. Ama bu mitolojik motifte, bundan fazlasını buluyoruz bence. Henüz kültürün alanına girmemiş bebek, insanlığın değil kutsal doğanın bir parçasıdır. Bu durumda onun en küçük ihtiyaçlarından bazıları bile, bu kutsal alemle ilişkisinde temellendirilebilirdi.

Tanrıça Umay bu noktada, hem bebeğin koruyucusu, hem de kültürel alana hazırlayıcısıdır. Hazır olduğunda onu terk edecek ve bebeklik travması ile baş başa bırakacaktır.

Manas destanında, kahramanın doğum esnasında anne karnından çıkmak istememesi de bu travmayı hatırlatır. Bebek, doğunca mutsuz olacağını düşünerek anne karnından çıkmak istemez. (Bu hikayede bebeklik travması işlenmektedir.)

Umay ise onu ikna etmeye çalışır.  Doğum hakkın emridir ve kahramanın bozkırda başaracağı pek çok şey vardır. Direnmemeli ve kendisini maceraya bırakmalıdır.

Bu destanda da gördüğümüz gibi, ana rahmine ve ilksel cennete dönüş arzusu, insan psikolojisinin ortak bir teması. Bu yüzden bu temayı pek çok mitolojik hikaye ve dinsel ritüelde görüyoruz.

Sonuç: Tanrıça Umay ve mitsel kaynaklar

Sonuç olarak ,Türk mitolojisi tanrılarından Umay’ın, bebeklerle ilişkisi üzerinden, mitolojinin kaynaklarından birisini görmüş olduk. Bence Tanrıça Umay‘ın gülen bebekleri eğlendirmesi, hem sanatsal anlamda bir güzelliğe sahip. Hem de mitlerin kaynaklarına ilişkin bir farkındalık kazandırıyor bize.

Ayrıca doğumun ilkel insan için ne kadar gizemli bir vaka olduğunu da gördük. Yüzsüz Venüs heykellerinin yüzbinlerce yıllık serüveni de bunu kanıtlıyor. Eliade’yi takip ederek doğum ve bebeklik travmasının mitoloji ile yakından ilişkili oldugumu söyleyebiliriz.

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin