Geçen günlerde Zeki Demirkubuz Hayat filmini izledim. Hayat hiçbir Zeki Demirkubuz filminde göremediğimiz şekilde mutlu sonla bitiyor. İlk düşündüğüm inandırıcılık eksikliği oldu. Ancak sonra daha büyük bir sorun olduğunu fark ettim. Demirkubuz filmleri aslında tamamlanması imkansız arzuların peşinde koşuyor. Hayatın anlamını verecek bir aşk, bizi tamamlayacak bir sevgili… İnsanlık binyıllardır onmaz susuzluğunu ve varoluşsal açlığını bir şeylerle gidermeye çalıştı. Tanrı, din, aşk, ideoloji, sanat… Bu açlığın kaynağı nedir. Kayıp nesne ve bebeklik travması “nedir”. Gelin bunları tartışalım.

Uzun zamandır Zeki Demirkubuz filmi izlememiştim. Çünkü bu filmler karanlık havası ve saplantılı hikayeleri ile son derece yorucu. Üstelik önceden sevdiğim bir yönetmenin tekrara düşmesi ve vasat işler üretmesi de üzüyor. Hayat bazı önemli aksaklıklarına rağmen, fena bir film değil. Masumiyet düzeyinde olmasa da izlenebilir.

Ben bu yazıda hem filme dair görüşlerimi not almak istiyorum. Hem de bir süredir üzerine düşündüğüm varoluşsal kaygı, anlam arayışı, arzu, bebeklik travması gibi düşüncelerimi bu film üzerinden düşünmek.

Çünkü bu film ve üzerinden birkaç arkadaşım ile yaptığım tartışmalar ile, Zeki Demirkubuz sinemasına ilişkin fikirlerim daha da berraklaştı. Ve kötü bir dünyada tek gerçek aşktır, insanı sadece aşk ve sanat kurtarabilir vs. önermelerin büyük bir soruya verilmiş kötü cevaplar olduğunu düşünüyorum. O halde gelin Zeki Demirkubuz Hayat, arzu, varoluşsal kaygı ve bebeklik travması üzerine düşünelim.

Zeki Demirkubuz Hayat

Hayat filmi aileleri tarafından nişanlanmış iki genç insanın birbirlerini ve hayatı tanıma / tanınma hikayesi. Kadının bu emrivakiyi reddetme yolculuğu, çok ilginç şekilde bu iki insanı filmin sonunda tekrar yan yana getirecektir.

Kadın ailesinin dayatmasını reddedip kaçar ve bedenini satarak, koruyucu aşığı eşliğinde yaşamaya başlar. Genç adam ise onun aşığını öldürerek onu “kurtarır”. Filmin bu bölümleri çok hızlı geçtiğinden inandırıcılığı düşük bence. Çünkü bir aile kızının böyle bir hayata atılmasını inandırıcı şekilde izlemiyoruz.

Zeki Demirkubuz Hayat

Ama her şey senaryo içindir, bazen hızlı bazen yavaş, bazen doğal bazen yapay. Genç adam kadının aşığını öldürür ve hapse girer. Bu durumda kadın da tekrar ailesinin yanına döner ve babasının küslüğüne dayanmaya ve yeni bir hayat kurmaya çalışır.

Kadın başka bir erkekle evlense de eksik bir şeyler kalır. Ve yeniden ailesinin yanına döner. İşte tam bu noktada erkek karakterimiz hapisten çıkar ve saplantılı aşkıyla görüşmek ister. Hikaye bunun ardından, çiftin mutlu evliliği ile sona erer.

Hayat filminin sorunları

Filmde bir kadının tanınma ve iradesini ortaya koyma hikayesi çok iyi anlatılmış. Bunu takdir ediyorum. Ama yerine oturmayan çok şey var bence.

Zeki Demirkubuz Hayat filminin ilk yarısında hikaye çok hızlı anlatılmış bu yüzden de inandırıcı değil. Ne dede, ne erkek başkahramanın ailesi ile ilgili hikaye, ne Doğu Demirkol, ne kızın tehlikeli aşığı inandırıcı. Kadın başkahramanın bedenini satma noktasına nasıl geldiğini, aşığı ölünce buradan nasıl sıyrıldığını ise bilmiyoruz.

Açıkçası sadece cinayet sahnesini sevdim. Ama en inandırıcı olmayan, film boyunca bet bir surata sahip, ruhsuz kadın oyuncunun filmin sonunda bir aşk meleğine dönüşmesiydi.

Evet, onun her halini gördü adam, onu her haliyle kabullendi. Onu birisini öldürecek kadar sevdi. Ve onu aşkı için öldürdü. Ama bunun karşılığında kadın onun eksik arzusunu tatmin edecek bir meleğe dönüşmek zorunda mıydı?

Hayat, arzu ve bebeklik travması

Filmi tartıştığım bir arkadaşım, bu kadın bu kadar bağlanıp yüzde yüz şekilde çocuğun aşkını karşılayamaz, filmin finalini inandırıcı bulmadım demişti. Bu elbette herkes için geçerli. Çünkü aşık, karşı taraftan vermesi imkansız bir şeyi ister. Ve tam bir tatmin söz konusu olamaz.

Burda bence Zeki Demirkubuz söyle bir tablo kuruyor: Aşk hayatta peşinden koşmaya değer tek şey ve onu ulaşırsan seni tam tatmin edecektir. O zaman hiçbir eksiklik kalmayacak. Yani bu yönetmenin / senaryonun zorladığı / önerdiği bir anlam.

Bunun denk düştüğü şey aslında insandaki tam bir mutluluğa, hiçbir hayal kırıklığı/ frustrasyon olmadığı duruma ulaşmak. Bu durum da sadece anne karnında var. Lacan mesela buna benzer şeyler söylüyor. (Arzunun kayıp nesnesi vs) İnsan arzunun peşinden koşar ama asla tam tatmin söz konusu olmaz, tam tatmin aslında ölüm arzusu o yüzden. Aşk zaten karşıda olmayan bir şeyi istemek, onda da yok ama istediğin bir şey var. Varoluşculukta zaten insan her zaman eksiktir fln gibi laflar var. Çünkü ztn bir şeye ulaşınca anlamı azalıyor. Arzunun oyunu var orda.

Bu durumda Zeki Demirkubuz Hayat ın şeması tamamen yanlış oluyor. Antropolojide de buna benzer bir şey var. Bazı antropologlar diyor ki tanrı fikri ve cennet fikri aslında bebeklik travması ile ilgili, çünkü bebek anne karnını hatırlıyor her istediği istediği anda karşılanıyor. Ama bebekken karnı acıkıyor sıçıyor fln. Acı var. Yani aslında orda tablo şu, ilkel insan hayal kırıklığını bastırmak için tüm arzularının tatmin edileceği bir yer (cennet) ya da bir kişi (tanrı) hayal ediyor.

Zeki Demirkubuz un şeması da buna benzer bence. “Dünya kötü ama aşk onu mükemmel hale getirebilir. Ama bu aşk modeli sorunlu aslında.” Kimse senin tüm arzularını ya da çoğunu karşılamak zorunda değil ya da bunu yapamaz da.

Zeki Demirkubuz ve yanlış varoluşçuluk

Bu daha geniş bir tartışma olacak. Ben Zeki Demirkubuz Suç ve Ceza gibi varoluşçu klasiklerden etkilense de, varoluşçuluğu tam kavramadığını ve daha çok maço romantik bir tarafta kaldığını düşünüyorum.

Evet varoluşçu eserler kaygılı, boşluktaki insanları anlatır. Ama bunlar hep özgürlüğün sınırındaki, hayatının sorumluluğunu almak zorunda olam, açmadaki insanlardır. Çünkü varoluşçuluk insanın özgürlüğünü ve sorumluluğunu sahiplenmesi gerektiğini söyler. Çünkü tanrı öldükten sonra artık hazır anlam setleri yoktur. İnsan yaşamın absürtlüğüne rağmen anlam açlığı çeker ve eylemleri ile bu anlamı kurar.

Zeki Demirkubuz karekterleri ise kötücül hisleri ile mücadele edemeyen, her zaman mutsuz, tutkulu, saplantılı, yaşamda sürüklenen insanlar. Bence bunlar varoluşçuluğun yenilmişleri. Ve izleyene hümanist devrimci anlamda hiçbir şey sunmuyor.

Sonuç: Zeki Demirkubuz Hayat ve imkansızın arzusu

Bu yazıda Hayat filmi üzerinden arzunun oyununu takip ettik. Arzu her günü farklı bir renkte gösterir bize. Ve asla sonlanmaya bir oyundur. İnsan arzunun kölesi olmak zorunda değil belki ama onunla dans etmek zorundayız.

Ve milyonlarca yıldır da onunla dans ediyor insanlık. Sonu olmayan arzuyu yatıştırmak için, çilecilik, Allah, cennet, imkansız aşk gibi pek çok konsept icat ettik. Ve bunlarla kendimize katlanmaya çalıştık.

Zeki Demirkubuz Hayat filmi de bu tabloya bir ekleme yapıyor. Ama imkansız bir final, gerçekleşmeyecek bir mutluluğun eskisi ile. Ben işte tam da bunu faydasız hatta zararlı buluyorum.

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin