Burçlar, en eğlenceli ve şirin batıl inançlardan bir tanesi. Fakat bencr bu inanç sandığımız kadar masum değil. Burçlar gerçek mi ? Yoksa eski insanların ilkel şifa teknikleri ile yüksek hayal güçlerinin birleşimi mi? Modern mitolojiyi oluşturan bu ufak tefek inançlar, insan aklını sınırlıyor mu? Yoksa bizi rahatlatıyor mu? Burçlara inanmak neden bu kadar yaygın?

Gece kanepede uzanmışken ya da biranızı yudumlarken hoşlandığımız kişinin ya da patronumuzun burcunun özelliklerini okumak size nasıl zarar verebilir ki? Açıkçası hoşlandığım birisi olduğunda, benim de ilk yaptığım şey, onun burcuna bakmak.

Ama bu yaptıklarımız sandığımız kadar masum olmayabilir. Burçlara inanmak bizi kendimiz ve başkalarıyla ilgili önyargılarla dolduruyor. Dahası bu düşünme biçimi bizi bir tür kaderciliğe yönlendiriyor. Dinsel olmayan, seküler bir kadercilik ve çilecilik eğilimi olabilir mi burç inancının kökeninde? Burç inancı ile birlikte bize hangi düşünceler musallat oluyor?

Gelin, bu yazıda önce burçlar gerçek mi sorusunu soralım. Ardından eğer burçlar gerçek değilse, burçlara inanmanın üzerimizdeki muhtemel olumsuz etkileri üzerine düşünelim.

Kaderciliğin bir sonucu olarak insanın sorumluluklarından kaçmasında burç inancının etkisi ne? Korku ve cesaretimizden sığınacağımız sığ sular mı arıyoruz? Dahası burç ve burç uyumu konseptleri ile ilişkilerimizi bile manüpile ediyor olabilir miyiz? Gerçeklerden kaçmak için neden yıldızlara ve mitolojiye ihtiyacımız var? Burçlara inanmak tehlikeli olabilir mi?

Burçlar gerçek mi

Burçlar, astrolojinin bir parçası. Ve temel iddiası şu: İnsanların doğum tarihine göre kişilik özelliklerini, kaderlerini veya gelecekteki olayları tahmin edebiliriz. Ancak burçların ve astrolojinin bilimsel bir temeli yoktur. Astroloji, bilimsel bir disiplin olarak kabul edilmez. Çünkü hipotezlerini test edebilecek, tekrar edilebilir ve nesnel ölçümler sunabilecek bir yöntemle çalışmaz.

burçlar gerçek mi

Bilimsel araştırmalar, burçların insanlar üzerindeki etkisinin olduğunu gösteren güvenilir kanıtlar sunmuyor. Çoğu bilim insanı, burçların ve astrolojik tahminlerin, insan psikolojisinin yanıltıcı yanlarıyla, özellikle de doğrulama yanlılığıyla (fallacy) (kişilerin kendileriyle ilgili olumlu şeyleri duymaya eğilimli olması) ilgili olduğunu düşünüyor.

Yine de, burçlar birçok kültürde popüler bir eğlencedir. Ve burçlara inanmak çok sık görülen bir durum. Kısacası, burçlar gerçek ve bilimsel olarak kanıtlanmış olgular olarak kabul edilmez, ancak birçok insanın hayatında bir anlam taşır.

Burçların gerçekliğine yapılmış başlıca bilimsel itirazlar

Bu bölümde, burçların gerçekliğine ilişkin başlıca bilimsel itiraz ve eleştirileri inceleyelim. Burçlara neden inanırız?

Gezegenlerin insan bedenine etkisi: Burçların insanın karakterini ve kaderini belirlediğini iddia edenler, günümüzde kütle çekimi dolayısıyla gezegenlerin dünyaya ve insanlara etki ettiğini iddia ediyor. Ancak kütle çekimi, ancak çok büyük kütleler söz konusu olduğunda önemli bir etki yaratır.

Evet, ay ve güneş dünyayı fiziksel olarak etkiler. Ancak doğum anında size ay, güneş ya da merkür gezegenlerinden çok; odada masanın üzerinde bulunan bir dergi daha fazla kütle çekimi uygulayacaktır. Bu yüzden gezegenlerin hayatımızda belirleyici olduğu iddiası gülünçtür.

Eleştirmenlerden Andrew Fraknoi, fiziksel açıdan astrolojinin mantıklı olmadığını savunuyor. Doğum sırasında gezegenlerin etkisinin, doktorun veya hastane binasının yer çekimi kuvvetine kıyasla ihmal edilebilir olduğunu belirtiyor.

Kaynak: Astrology Fails the Test of Science (2), Mark Mayberry
Cooper, Texas

Burçların karakter özelliği olarak gözlemlenebilmesi: Burçların gerçekliğine inanan bazı insanlar, belli burçtaki insanların belirli özellikleri gösterdiklerini iddia eder. Ancak bu tür iddialar, yeterli deney ve gözlemle kanıtlanamamıştır. Bu korelasyonu kanıtlamak için yola çıkan ama başarılı olamayan bazı testler şunlar:

Carlson’ın Testi: Shawn Carlson’ın deneyi, astrologların kişilik profillerini astrolojik haritalarla şans eseri doğruluktan daha iyi bir şekilde eşleştiremediğini buldu. Bu, astrolojik tahminlerin geçerli olmadığını öne sürüyor.

Barth & Bennett’in Testi: Bu çalışma, yeniden askere alınan Denizciler arasında astrolojik eğilimler aradı ve Mars’ın veya herhangi bir astrolojik işaretin etkisiyle ilişkili önemli bir model bulamadı. Böylece, astrolojinin kişilik veya kaderi belirlemede önemli olduğunu sorguluyor.

Silverman’ın Testi: Bernie Silverman, astrolojik uyumluluğun evliliklerin uzunluğu veya başarısı üzerinde önemli bir etkisi olmadığını buldu. Bu, astrolojik eşleştirmenin, astrolojik olmayan eşleştirmeler kadar rastgele olduğunu gösteriyor.

McGervey’in Testi: John McGervey’in önemli bilim insanları ve politikacıların burç işaretlerine yönelik araştırması, belirli işaretler etrafında bir gruplaşma olmadığını ortaya koydu. Bu, astrolojik tahminlerin kişilik özellikleri ve liderlik yetenekleri hakkında doğru olmadığını gösteriyor.

Culver’ın Testi: Roger Culver’ın gönüllüler arasında fiziksel özellikler ve astrolojik işaretler araştırması, hiçbir eğilim göstermedi ve işaretlerin fiziksel özellikleri tahmin edebileceği iddiasını sorguluyor.

Gauquelin’in Testi: Michel Gauquelin’in ünlü kişilikler ve özellikleri üzerine yaptığı kapsamlı analiz, bu özellikler ve astrolojik işaretleri arasında bir korelasyon olmadığını ortaya koydu. Bu, astrolojinin kişilikleri doğru bir şekilde tanımlayabileceği veya tahmin edebileceği iddiasını zayıflatıyor.

Kaynak: Astrology Fails the Test of Science (2), Mark Mayberry
Cooper, Texas

Dahası bu iddialarda söz konusu olan, çoğunlukla beynin bir iddia söz konusu olduğunda onu doğrulayacak örneklemleri önceleme eğilimidir. Burada söz konusu olansa insan zihninin mantık hatalarına yatkınlığıdır.

Ayrıca her insan, burçlara gelene kadar binlerce etken ile oluşur. Yaşamımızda yaptığımız seçimler, zorluklarla nasıl baş ettiğimiz astrolojiye nazaran çok daha güçlü etkenler bence.

Doğadaki takvimin gezegenler ile paralelliği: Bazı astrologlar, bazı doğal fenomenlerin gezegenlerin döngüsü ile birebir aynı olduğunu iddia eder. Buna göre örneğin kadınların adet görme süresi ile, ayın döngüsünün aynı olması burçların gerçekliğinin bir kanıtıdır. Oysa kadınların aybaşı süresi ile ayın bir devinimi birebir aynı değildir. Ayrıca aynı olsa bile bunun neyi kanıtlayacağı belirsizdir.

Açıkçası ben bu itirazları son derece mantıklı buldum. Bu yüzden de burçlar gerçek mi sorusuna verdiğim cevap olumsuz. O halde burçlara bu kadar yaygın şekilde inanmanın sebeplerini araştıralım. Burç inancının kaynakları ne? Neden burçlara inanırız?

Burçlara inanmanın kaynakları

Burçlar gerçek midir? Yoksa mitolojik hikayelerin bugünkü kalıntısı mıdır? İnsanlar neden burç hikayesini bulmuş ve kullanmışlardı antik dönemde? Burçlar, insanlığın mitostan henüz logosa geçmediği dönemde, dünyayı anlamlandırmak için kullandığı hikayelerden birisiydi. Peki bu inancın insanlığa katkısı neydi?

Konunun ilk yönü mitolojiktir. Burçlar insanların doğayı anlama ve ona yön verme güçlerinin düşük olduğu dönemlerde, insanlara yaşamın güçlüklerine karşı dirayet veriyordu. Çünkü insanlar, dünyanın akışı ile kendi yaşamları arasında çeşitli ilişkilerin var olduğunu anlamışlardı. Bu ilişkiyi açıklayamadıkları noktalarda, onu mitosla kabullenmeyi seçmişlerdi.

Bu dönemlerde insanlar doğanın döngülerini takip edebilmek için gökyüzüne bakıyor ve basit takvimler geliştiriyorlardı. Bu takvimler yaşam ve beslenme için çok kritikti. Belki de burçların kökeni ilk kez bu araştırmalar sırasında, gözlenen takımyıldızlar ile birlikte ortaya çıkmıştı.

Gökyüzünden türetilen hikayelerin, insanın karekteri ve kaderine etki etmesi fikri bu dönemde ortaya çıkmış olmalı. İnsanların makrokozmos ve mikrokozmos ilişkisine dair soruları da bu hikayeyi beslemiş olabilirdi. Takımyıldızlara yazılan hikayeler, giderek tanrılarla insanlar arasındaki ilişkilenmeye örülmüş, günümüze ulaştıklarında ise tanrılardan çok hoşlandığımız kız ya da erkeğe atfedilmeye başlanmıştı. Ama hikaye bu kadar basit miydi?

Ara sıcak: Mitoloji en kadar masum?

Astrolojiyi düşünürken mitolojiye ulaştım. Burada hızlıca mitolojinin politik yüküne değinelim. Zeus’un hikayeleri eğlenceli olsa da, gerçekte neye hizmet ediyor?

Mitolojinin insanın korkuları ile, rüyaların bilinmezliği ile, anlam arayışı ile tabii ki ilişkisi var. (Bknz. Mircea Eliade Mitlerin Özellikleri) Ama öte yandan mitoloji yıllar boyu statükonun ve kültür kurucuların bir aracı da oldu. Ve bunlar çoğunlukla monarşiyi, tanrı-kahramanları, egemenlerin savundular.

Yani astrolojinin eşlikçisi olan mitoloji, aslında hiç de sevimli değil. Aksine ezilenlere karşı egemenleri, dayanışmaya karşı mücadeleyi, patriyarkayı, aristokrasiyi savunuyor. Bu yüzden mitoloji ile ilgilenirken ayık olmak gerekiyor. (Muhalif bir arkeoloji için bknz. İsmail Gezgin Ötekilerin Arkeolojisi)

Burçlar, makrokozmos ve mikrokozmos

Burçlar ne işimize yarıyor?

Burçlar gerçek mi sorusunu geride bıraktığımıza göre, bu inancın bugünkü işlevini düşünelim. Günümüzde burçların ne işe yaradığı sorusu son derece muğlak. İnsanlık olarak dünyanın mitolojik açıklamasını terk etmedik mi? Hikayeleri geride bırakmayacak mıyız? Burçlara inanmak ne işe yarar?

İlk sorunun cevabı olumlu olsa da, ikinciye olumlu cevap vermek güç görünüyor. Çünkü insan türü olarak hikayelere sandığımızdan daha çok ihtiyacımız olabilir. İnsan beyninin evriminde dedikodu ve hikayenin rolünü evrimsel psikolojiden öğreniyoruz. Yani hikayeler, bizi biz yapan en önemli yönlerimizden birisi olabilir. İnsana homo-narrans yani hikaye anlatan hayvan ismi bu yüzden verilir.

Üstelik bugün biz Hobbes’un bahsettiği doğal durumda yaşamasak da, hala uygarlığın ve ekonomik makinenin tehdit ve sınırlamaları altında yaşıyoruz. Öyleyse pekala bugün hala hem kendimize, hem topluma dayanabilmek için hikayelere ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz. Öyleyse hangi hikayenin evla olduğu, hangi hikayenin ne tür tehlikeler içerdiği üzerine düşünmek gerekli görünüyor.

Ben kendi adıma, kültürel anlamda göreliliğe inandığımdan, hikayeleri yok saymak ya da onlara direnmektense onları ameliyat masasına yatırmayı daha sağlıklı görüyorum. Böylece hikayelerin hem duygusal hem de psiko-politik yönleri ortaya koyulabilir. İnsanlar olarak en sevdiğimiz ve saplantılı hikayelerimizden, ancak bu hikayeleri besleyen karanlığı anlayarak kurtulabiliriz.

Uygarlığın ilerlemesi, miti köreltir ama aynı zamanda ussal düşünceyi de mitoloji durumuna getirebilir.

Tek Boyutlu İnsan, Herber Marcuse, s.247

Burçlara inanmak ve karekterin kadere dönüşmesi

Burç inancı, tüm insanların doğum anındaki yıldız haritasına göre belli özellikler kazandıkları fikrine dayanır. Bu özellikler kişiye bir kader çizer mi, bu belirsiz olsa da, kaderin yollarını kabaca belirler görünür. Yani asıl mesele, burçlar gerçek mi sorusu değil, burçların insanı nasıl etkilediği sorusudur.

Herakleitos kişinin karekteri kaderidir derken, bu durumu mu kast etmişti? Ben bunun tam tersini kast ettiğini düşünüyorum. Karekter kaderi belirler, ama bundan önce karekteri belirleyen şey eylemlerimiz ve kararlarımızdır. Yani kendimizi nasıl inşaa ettiğimizdir.

burçlar ve kadercilik

Evet hepimiz çevresel, genetik, kültürel bir çevren içinde ergenliğe ulaşırız. Fakat yetişkin olduktan sonra yapacağımız seçimler ve bunların sorumlulukları bize aittir. Dahası insanı seçimler yapan ideal özneler olarak ideal özneler olarak ele almak bile doğru değil: Bu özneleri kendisi haline getiren daha önce yaptıkları seçimler değil mi? Burdan hareketle insan olmanın seçim yapmak olduğu bile söylenebilir.

Fakat burçlara inanmak, çok başka bir düşünce biçimini cesaretlendiriyor bence. Yıldızların belirlediği karekter patikaları, kişiye seçilmiş ve kabullenilmiş yaşamlar sunabiliyor. Hatta bu kader yollarını değiştirmek için, tercihlerimizi değiştirmek ve çalışmak yerine, evrene mesaj göndermek ya da burcumuza uygun taşları yakınımızda tutmak bile önerilebiliyor. Oysa Gülten Akın’ın söylediği gibi, ‘İnsan sorumluluktur.’

Dünyanın içine bırakılmış durumdayım; ama bu, suyun üstünde yüzen tahta parçası gibi düşman bir evrenin içinde terk edilmiş ve edilgin olarak kalacağım anlamına gelmez. Bu, tersine, kendimi aniden tek başıma ve yardımsız olarak olanca sorumluluğunu taşıdığım bir dünyanın içinde angaje olmuş bir halde bulmam demektir ve beni ne yaparsam yapayım, bir an için bile olsa, kendimi bu sorumluluktan kopartamam, çünkü sorumluluklardan kaçma arzumdan bile sorumluyum.

Varlık ve Hiçlik, J. P. Sartre, s.654-655

Burçlara inanmak ve romantik aşk yanılsaması

Burçlar sevdiğimiz insanla uyumumuza ya da ilişkimizin gelişimine ilişkin bir dolu anlatı sunuyor bize. Bu anlatı duygusal salvolarımızda bize destek de oluyor elbette. Kim hoşlandığı kişinin burcunu öğrenince heyecanlanmaz ki?

burçlar ve platonik aşk

Ama burçların ilişkilere dair anlatısı bazı tehlikeler barındırıyor olabilir. Bunlardan ilki burçların romantik ideal çift yanılsamasını beslemesidir. Peki burada tehlikeli olan nedir? Ruh eşini aramak neden tehlikeli olsun ki?

Bunun için aşk konseptimiz üzerine düşünmeliyiz. Aşk ve sevgi kime yönelir? Sevdiği kişiyi ruh eşi olarak hazır mı bulur kişi? Yoksa bir ilişki boyunca bir seven ve sevilen olarak kendilerini ve ilişkilerini mi inşa eder? Aşk mükemmel bir rastlantı mıdır yoksa emek midir? (Ya da bunların her ikisi birden mi?)

Sponville, Cinsellik, Aşk ve Ölüm kitabında, saplantılı ve romantik aşkın Platoncu ideale ve tutkulu aşk idealine dayandığını söyler. Bu aşk anlayışı Platoncu dilde, ‘ele geçirmenin sizi tatmin edeceğini sandığınız ama etmeyecek birine büyük bir tutku duymak ve onun çılgınca yokluğunun farkına varmaktır.’ (s.51) Bu modele göre, tutkulu aşk asla tam tatmine ulaşamayacağından, hüsranla sonlanmak zorundadır. (Platon’un bu hüsran için önerisi, tutkuyu felsefeye yönlendirmektir.)

Fakat Eros yani tutkulu aşk modeli, tek ilişki modelimiz değil. Sponville ilişkilerle ilgili ufuk açıcı kitabında, Eros yerine Philia’yı yani sevme sevincini önerir. Bu öneri, Spinozacı aşk ve sevgi modelinden çıkacaktır. Yazar, her heyecanlı ilişkinin aşkla başladığını, mutlu aşk olmadığı gibi aşksız mutluluğun da olamayacağını, ancak tutkulu aşkla başlayan ilişkinin, başka bir aşk modeliyle tamamlanması gerektiğini söyler.

Spinozacı aşk

Spinozacı modele göre, ilişki birbirinin güçlerini ve sevinçlerini arttıran iki öznenin bir kompozisyon ve çapraşıklık oluşturmasıdır. Sevinci artan iki kişi, birbirinin gelişimine yön verecek ve birbirlerini değiştireceklerdir. İşte böyle bir sevinme sürecini aşk olarak ele almak gerekir.

Platon’daysanız, bir başka deyişle kelimenin gerçek anlamıyla aşıksanız, ”seni seviyorum” demek ”senden yoksunum”, Beatles’ın şarkısındaki gibi ”I need you” dır. Dolayısıyla bir şey talep etmektir, hatta birini istemek söz konusu olduğuna göre her şeyi istemektir. Bu nedenle aşk ilanlarımız bazen öteki için son derece bunaltıcı, kaldırması son derece güç olabiliyor. Oysa (Spinozacı) ”Var olduğun fikri beni mutlu ediyor” demek, hiçbir şey talep etmemektir, bir sevinci göstermektir. Talep etmek değil, teşekkür etmektir. Sahiplenicilik değil, minnettarlıktır.

Cinsellik, Aşk ve Ölüm, Andre Comte-Sponville, s.76

İki kişinin birbirinde ruh eşlerini ve en yüksek tutkuyu aradıkları aşk – ilişki modeli ise bunun tam tersidir ve toksiktir. Çünkü bu model, öznelerin hazlarını tatmin etmelerine dayanır. Ruh eşim, bana en çok haz veren, beni en çok konfor alanında hissettiren, en çok mutlu eden kişi midir? Bunları kabul edecek kadar soğukkanlı olsak bile, bu kişi nasıl bu payeyi kazanmıştır? Birisi olarak mı, yoksa bize göre birisi olarak mı?

Kendisi olmadığı ve kendiliğini geliştirmediği bir ilişkide, ruh eşleri bile ne kadar uzun süre mutlu kalabilir? Bu olsa olsa saplantılı bir ilişki olabilir. Bu durum da psikolojik – duygusal fay hatlarımızla ilişkilidir. Ama emek vermediğimiz saplantılı bir ilişki bile ne kadar devam edecektir ki?

Ben kendi adıma, burçların sunduğu aşk ve ilişki modelinin, toksik ideal aşk motifine dayandığını düşünüyorum. Bu motifin güçlenmesinin belirttiğim sebeplerle tehlikeli olabileceğini sanıyorum. Burçlara inanmak romantik ilişkilerimize zarar verebilir.

Burçlara inanmak ve önyargı

Burçların yarattığı en önemli tehlikelerden birisi, insanlara karşı önyargılarımızı desteklemesi. Peki bu süreç nasıl gelişiyor? Ve neden tehlikeli?

Burçların insanları 12 farklı enerjiye ayırdığını biliyoruz. Bu nitelikler farklı ama tanımlı karşılaşmalara yol açıyor anlatıya göre. Burcunuzun uyumlu ve uyumsuz olduğu karşılaşmaları internette okumuş olabilirsiniz.

Bu karşılaşma modelinin, insanların önyargıların ötesinde karşılaşmalarını engellediğini düşünüyorum. Her karşılaşmanın birinciliğini bozan bir iletişim modeli sunuyor bence burçlar. Bunun bir konfor sunduğu iddia edilebilir belki. Peki ya bu önyargılar yeni olanın ve öngörülmez olanın önüne geçiyorsa?

İddiamız makul görünüyor. Fakat bu iddianın asıl gücü, öteki ile karşılaşma fenomeninin yaşam için öneminden geliyor.

Asıl önemli olan nokta şu: Kişinin öteki ile karşılaşması bir konforsuzluk değil, bir zorunluluktur. Çünkü kişiyi kendisi yapan, tam da bu öngörülemez karşılaşmalar ve yeninin dokunuşudur. Rimbaud boşuna “Ben bir başkadır.” demişti. Öteki ile karşılaşmak, insan olmak için bir fayda kaynağı değil bir zorunluluktur.

Bizler genellikle benzerler ile benzerlerin iyi anlaştığı ve birlikte çalışabildiği kanısı içindeyiz ama ötekinin getirdiği heyecanı da biliriz. Yeni olan, tüm dizgeyi sarsar ve yeniden kurar çünkü. Ama konfor alanından çıkmayı her zaman kolaylıkla seçemeyiz. İşte burç anlatısının bu konfor alanının bir barikatı olduğunu düşünüyorum.

İnsan ve yabancıya ilişkin önyargı

Ki burada sorun, sadece burçlarla da ilgili değil. İnsan için yeni ve öteki ile karşılaşmak, her zaman için bir sorundur. Çünkü insan, Herakleitos’un söylediği gibi beklenmedik olanı beklemedikçe onu bulamaz. Ve içinde olduğu labirentin duvarlarını kalınlaştırmaya devam eder. Bu noktada burç inancının da bu ateşe odun taşıdığını düşünsem de, onun tek suçlu olduğunu söylemek kolay değil.

Öncelikle şunu sormalıyız kendimize: Kendi kafamızı öteki ya da bizzat kendimizle ilgili önyargılarla doldurmanın ne faydası var? Tüm bu önyargıları cebimizde taşırken, yeni bir insanla nasıl karşılaşabiliriz ve ötekinin dokunuşuna nasıl açık olabiliriz?

Ve şunu hatırlamalıyız: Merak ve hayret duygulanışları insanlık için her zaman önemliydi. İnsanlar şaşırdıklarında yeni fikirler buldular, yeni kültürler ile tanıştıklarında kendi önyargı ve öğretilmişliklerini sorguladılar. Ve yaratma cesaretini en çok kırılgan oldukları, dışarıya karşı açık oldukları noktalarda buldular.

burçlar ve felsefe

Aristoteles, tam da bu yüzden felsefenin hayretle başladığını söyler. Bertrand Russell, felsefe tarihinde Yunanlılar’ın ticaret yapan ve farklı dünyalar ve kültürleri keşfeden bir toplum oldukları için, demokrasi ve felsefeyi geliştirebildiklerini iddia eder. Çünkü öteki kültürler ile karşılaşma, kültürel taassubu azaltmış ve rasyonaliteyi güçlendirmişti.

Husserl ise Russel ile benzer şekilde, Avrupalılığın temelinde olan felsefeyi Yunanlılar’ın bulmalarının bir tesadüf olmadığını söyler. Yunanlılar, yabancı ile karşılaştıktan, yani Ev-dünya’nın dışına çıktıktan sonra dünyayı gerçekten anlamaya ve onu değiştirmeye başlamışlardı bu iddiaya göre.

Böyleyece görüyoruz ki, öteki ve onun dünyası ile karşılaşmak, sadece insan olmanın değil, kültür ve Uygarlığın bile merkezinde. Tam da bu sebeplerle, burçlara inanmak fenomeninin hem kişileri hem de kültür ve toplumumuzu olumsuz olarak etkilediği iddia edilebilir bence.

Burçlar tehlikeli mi?

Sonuç: Burçlar gerçek mi? Burçlar tehlikeli mi?

Bugün öncelikle burçlar gerçek mi sorusunu sorduk. Ve burçların kabul edilebilir bir gerçekliği olmadığını gördük. Ama aynı zamanda, insanların bazı korkuları ve psikolojik zorlantıları sebebiyle burç inancı gibi anlatılara yöneldiğini de görmüş olduk. Burçlara inanmak bu yüzden bu kadar yaygın.

Ayrıca yazıda, burç inancına ilişkin bazı tehlikeleri ortaya koyduk: Burçların kadercilik fikrini güçlendirmesi, romantik saplantılı aşk modelini desteklemesi ve önyargılarımızı güçlendirmesi gibi olumsuz etkileri olabileceğini söyledik. Ben bu üç fay hattında da burçların bir şekilde etkili olduklarını düşünüyorum. Fakat fay hatlarının burç inancından daha geniş olduğu da muhakkak.

Burçları neden bu kadar çok seviyoruz? Burası kesin değil. Bildiğimiz, burçlarla ilgili videoların ve içeriklerin, çokça tüketilmeye devam ettiği. Belki giderek yalnızlaştığımız bir dünyada hala hikayelere dayanma ihtiyacımızı gideriyoruz bu dogmayla. Ya da giderek acımasızlaşan ve kapitalistleşen bir dünyada kozmik bir dengenin ya da karmanın galip gelmesini istiyoruz.

Hikayelerden korkmamalıyız. Ama bu korkusuzluk, onların gözünün içine ve kendi gözlerimizin içine bakmayı da kapsar. Ancak bu şekilde ”Hızla gelişecek kalbimiz.” (Turgut Uyar) Tam da bu yüzden burçlar üzerine kapsamlı ve akılcı bir şekilde düşünmenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin