Derrida hauntology kavramını, Marx’ın Hayaletleri kitabında ontolojiye karşı önerir. Musallatoloji nedir? Felsefe ve gündelik hayat ile ilgili olarak nasıl kullanılabilir? Ve bu fikrin açtığı ilham üzerinden, halk anlatıları ile ilgili ne söyleyebiliriz?

Derrida, batı düşüncesinin son derece radikal bir eleştirmeni. Derrida Gramatoloji kitabında batı düşünce geleneğini, sesmerkezli dile odaklanıp gramerin etkisini göz ardı etmekle suçlar. Çünkü ruhtan ve logostan geldiği iddia edilen sözcükler, en başta grameri yani dilin yasasını takip eder.

Derrida ontolojinin de bu hastalıklardan muzdarip olduğunu iddia eder. Oysa varlık bilimi en temelde var olan – var olmayan gibi farklardan hareket eder. Ve varlığın bilimi olma iddiası, farkların oyununda savrulur. Hayaletler tam da bu savrulmada musallat olacaktır.

Gelin, Derrida hauntology – musallatolojiyi, Fukuyama’nın tezlerine karşı nasıl kurduğuna bakalım. Ve bu fikirden ne ilham alabileceğimizi görelim.

Derrida Hauntology nedir?

Hauntology, Jacques Derrida’nın felsefi düşüncesinde önemli bir yer tutan, oldukça karmaşık ve katmanlı bir kavramdır. Kelime, “haunt” (mesken tutmak, musallat olmaki musallatoloji) ve “ontology” (varlıkbilim) kelimelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu sentez ile musallat fenomeni üzerinden, Batı metafiziğini eleştirecektir Derrida.

Derrida hauntology kavramıyla, Batı felsefesinin temel kavramlarının ve metinlerinin geçmiş tarafından nasıl sürekli olarak “mesken tutulduğunu” ve “musallat olunduğunu” söylemişti. Başka bir deyişle, geçmişin geleceğe ve şimdiki zamana sürekli olarak etki ettiğini savundu.

Derrida hauntology nedir?

Bence hauntology Derrida’nın en ilginç fikirlerinden birisi. Üstelik ontoloji gibi karmaşık bir konunun paranormal bir tasvirle anlatılması da son derece ilginç. Gelin Hauntology’nin Derrida’nın fark düşüncesiyle ilişkisine bakalım.

Hauntology ve Fark

Derrida hayaletlerin her zaman orada olduğunu söyledi. Çünkü Derrida için, yaşamakta olan fikir (ve kurumlar) her zaman ötekisi ile birlikte kurulur. Hiçbir fikir kendi idesi üzerinde kendine yeterli değildir. Tam da bu yüzden, hakikat ve ilkeler fark ve ilişki üzerinden kurulur. Farkın hakikatin temeli olması da, hayaletlerin her zaman canlı olmasına sebep olur.

Bu etkileşim, basit bir neden-sonuç ilişkisiyle açıklanamaz. Bence geçmişin izlerinin, hayaletlerinin, sürekli olarak şimdiki zamanda dolaştığı ve anlam üretimini şekillendirdiğini hayal edebiliriz. Çünkü kültür ve dil, Oksijenin dünyayı doldurması gibi, yaşamı ve düşünceyi kuşattı. Ve onu ister istemez şekillendir.

Bu anlamda Kimse hayaletlerden kurtulamaz. Çünkü geçmiş, en azından Gramer’in yasası içerisinde yaşamaya devam eder. Ruha, tanrıya, yaşamın anlamına, adalete yöneldiğimizi söylediğimizde… Hep Gramer’in yasasına tabiiydik çünkü.

Fukuyama, tarihin sonu ve Marx’ın Hayaletleri

Sovyetlerin çöküşüyle birlikte, bazı düşünürler tarihteki çatışmanın / çelişkinin sona erdiğini iddia etti. Özellike Fukuyama gibi düşünürlere göre, tarih liberal dünya ve otokratik doğu / komünizm arasındaki çatışmaya dayanıyordu. Aslında bu okuma, Hegelci düşüncelerin liberal bir yeniden yorumlamasıydı.

Hegel, insanlık tarihini özgürleşmenin tarihi olarak okur. Fukuyama ise, bu özgürleşmenin liberal ve kapitalist dünyanın ideolojisiyle sonuçlandığını iddia etti. Buna göre Sovyetlerin çöküşüyle, gericilik ve otokrasi tamamen ortadan kalkmış ve en temel çelişki çözülmüştür.

Tabii bu açıklama son derece taraflıdır. Sovyerler çöktükten sonraki 30 yıl içinde, emekçi kesimlerin nasıl fakirleştiği de bunu açıkça gösteriyor. Üstelik kapitalistler de yeni düşmanlar aramayı sürdürdüler, ilerleyen yılların kapitalist öcüsü, başlarda Amerika’lıların desteklediği aşırı islamcılardı.

Derrrida hauntology işte bu tarihin sonu tezine karşı ortaya koyulacaktı. Çünkü Derrida bu okumanın hem son derece taraflı hem de son derece sığ olduğunu iddia eder.

Derrida Hauntology ve Marx’ın Hayaletleri

Marx’ın Hayaletleri kitabında Derrida, Marx’ın düşüncesinin ve hayaletlerinin günümüzdeki etkilerini tartışır. Geçmiş geleceğe nasıl uzanır? Ve ideolojiler fikirlerden ve ihtiyaçlardan nasıl sürekli olarak yeniden üretilir?

Derrida, Marx’ın fikirlerinin basitçe geçmişte kalmış bir ideoloji olmadığını, aksine günümüzde hala güçlü bir şekilde hissedilen bir “hayalet” olduğunu savunur. Marx’ın hayaletleri, kapitalizm, sömürü ve eşitsizlik gibi konularda güncel tartışmalara hâlâ şekil verir. Bizler Marx’ın Hayaletlerini hala çağırırız. Çünkü düzenin adaletsizliği hala artarak sürüyor.

Ayrıca Derrida Hauntology açısından, ideolojiler asla tamamen ortadan kalkmazlar. Onlar, geçmişin izlerini taşıyan ve sürekli olarak yeniden üretilen yapıtlardır. Marx’ın komünizm ideolojisi de bu bağlamda ele alınır.

Marx’ın Hayaletleri’nde, adalet ve gelecek kavramları da hauntology bağlamında incelenir. Derrida, Marx’ın komünizm ideolojisinin, adaletli bir gelecek vadeden bir “hayalet” olduğunu söyler. Ancak bu hayalet, aynı zamanda belirsizlik ve çelişkilerle doludur.

Adaleti çağıran hayalet, belki de her zaman belirsiz ve muğlak kalacak. Bunun sebebi adaletin sonsuz bir ideal olması. Ama bu onun imkansızlığını göstermiyor bence. Tam aksine, adalet her zaman kendisine doğru yönelmeye çağırır insanı.

Peki ya musallatoloji? Cin musallatı ve hauntology

Bitirmeden önce musallatolojinin kendisiyle ilgili bir parantez açmak istiyorum. Çünkü bu blogda bir süredir cin musallatı, paranormal olaylar ve hikayeler üzerine düşünüyorum. Ve Derrida’nın perspektifi gerçekten ufuk açıcı.

Derrida hauntology fikrini kullandı. Çünkü gerçekten de insanlara musallat olan paranormal varlıklar, bize geçmişten ve vicdandan ilişiyor.

Cin musallatı motifinin en önemli parçası, kötülük yapan insana cinlerin musallat olması. Buna göre birisini öldüren ya da haksızlık yapan kişiye, üç harfliler yanaşır. Ve onu kendi dünyalarına çekerler.

Çünkü bu karanlık varlıklar kişiyi vicdanından geçmişindeki bir noktaya çivilemiştir. Suç işaretler ve kirletir. (Bknz. Cinler ve nekropolitika) Aşılan her sınır, insanı daha az insan yapar. Cinler böyle bir kişinin insanlığını çalmaya başlar. (De-humanization)

Kara büyü kullanımı da benzer şekilde, kişinin kendisine zarar verir. Çünkü karanlık ruhlar aldatıcıdır. Kötülüğün güçleri harekete geçtiklerinde durdurulamazlar.

Derrida’nın söylediği gibi, musallat olanlar her zaman geçmişten gelirler. Duygusal, vicdanı bir zayıflık ya da bir ihtiyaçtan hareket ederler. Ve muğlak mesajlar verirler. Aynı hayat gibi.

Ama en önemlisi de, cinler her zaman buldukları bir yarıktan musallat olurlar. Çünkü doğa boşluk kabul etmez. Ve her inanç, bir ihtiyaçtan doğar.

İnsan gerçekten onla yüzleşemeyecek kadar korkuyorsa, gerçeğin yerine hayaletleri koyar. Buna cin musallatı diyebiliriz. Eğer gerçeği yok sayarsak, gerçek bizim peşimize takılır. Ve bizi avlar. Derrida hauntology ile bunu anlatır.

Bir yanıt yazın

Trending