Kararlarımızı biz mi alıyoruz, yoksa beynimiz ya da genlerimiz mi? Özgür irade nedir ve hangi koşullarda var olabilir? Dennett Daniel, Özgürlüğün Evrimi kitabında bu konuyu nasıl tartışır? İnsan zihni olarak adlandırdığımız seküler ruh fikri de bir hayalet olabilir mi? Özgür irade var mıdır? Bu yazıda Daniel Dennett’in Özgürlüğün Evrimi kitabından hareket ederek; zihin, özgürlük ve beyin üzerine düşünmek istiyorum. Yazının sonunda tüm bu bağlamın, insanın kültürel ve simgesel yönü ile ilişkisini de ele alacağız. Özgür irade gibi ölümsüzlük fikri de, insandan daha geniş bir bağlamda, evrimsel süreçte ortaya çıkmış olabilir mi?
Daniel C. Dennett, kitabı ve tezleri ile bu konuyu çok çarpıcı şekilde genişletir. Özgür irade nedir sorusu heyecanlıdır evet. Ve Özgür irade var mıdır sorusu bin yıllardır insan kültürünün bir parçası. Ama Dennett soruyu şu hale getiriyor: Özgür irade fikrine neden ihtiyacımız var?
İnsan zihni beyindeki fizik kimyasal süreçlerle açıklanabiliyor bir süredir. Bu da felsefeci ve metafizikçileri haliyle endişelendiriyor. İnsan eğer maddeden fazla bir şey değilse, hala insan olabilecek mi? Bu durumda hala ahlaklı, onurlu, evrensel değerleri sahiplenici olabilir mi insan? Ve özgür iradesiyle iyi ve doğru olanı seçebilir mi?
Gelin, evrimin yavaş ve kör adımlarını takip ederek; Özgür irade, sorumluluk, ölümden sonraki hayat gibi karmaşık konseptler üzerine düşünelim.
Daniel C. Dennet ve Özgürlüğün Evrimi
Dennett Daniel, Özgürlüğün Evrimi kitabında klasik soruları tersine çeviriyor. Ve ahlakla özgürlük konseptlerinin, zihnin bilimsel açıklaması ile nasıl bağdaşabileceğini bize gösteriyor. Eğer Darwin haklıysa insan ruhu yok olur diyen ahlakçıya karşı, doğanın sorumluluğu ve özgürlüğü üretebileceğini iddia ediyor Dennett. Böylece insanlığın yüksek ve karmaşık kültürel ürünlerini, evrimsel bir bakış açısı ile sahipleniyor.
Dennett, bu kitapta, özgürlüğün biyolojik ve kültürel evrim süreçlerinde nasıl geliştiğini ve modern insanın karar alma kapasitesinin nasıl şekillendiğini ele alır. Evrimsel biyoloji, nöroloji ve felsefe disiplinlerinden yararlanarak, insan özgürlüğünün determinizm ve kaos teorisi gibi konseptlerle nasıl uyum sağladığını tartışır.
Dennett, özgürlüğü tamamen serbest irade olarak değil, daha çok belli bir öngörülebilirlik ve kontrol çerçevesinde şekillenen bir süreç olarak tanımlar. Kitap, zorlu felsefi sorunları erişilebilir bir dil ile ele alması ve çok disiplinli bir yaklaşım benimsemesiyle dikkat çeker.
Bu yazıda önce ahlakla materyalizmin ve evrimin neden bağdaşmayacağı fikrine bakacağım. Ardından özgür irade nedir sorusunu soracağız ve özgür iradeyi evrimle birlikte düşünmenin bize neler kalabileceğini inceleyeceğiz.

Materyalizm ve ahlak
Halk arasında, inançlı olmayan materyalist bir insanın ahlaklı olmayacağı fikrini görürüz. Bu fikir oldukça yanlış. Çünkü dinsel inanç öte dünya ve hesap günü (İslam’da din günü) konseptlerine sahip olsa da, bu fikirler kötülüğü her zaman engellemiyor. Ve ahlak, sonuçta kişinin sorumluluk duygusuna ve seçimlerine kalıyor.
Yine de bu fikir çok yaygın. Lisede inançlı olmadığım bir dönemde, bir arkadaşımla bu konuyu konuştumuzu hatırlıyorum. Bana inanmıyorsan neden kötülük yapmıyorsun demişti. Hatta inancımı bırakırsam, beni ne sınırlayacak diye sorduğunu hatırlıyorum.
Ona cevap olarak, onun ahlaklı bir insan olduğunu, kötülük yapma alışkanlığı olmadığını ve inancı olmasa bile böyle olmayı sürdüreceğini söylemiştim. Şaşırmıştı. Dennett’in ahlakın doğadaki kaynaklarına ilişkin fikrini o gün biliyor olsaydım, bundan bahsedeceğimden eminim.
Ahlak inancı zorunlu kılar mı?
Önce şunu söylemem gerek. Dinsel inanç insanları her zaman kötülük yapmaktan alıkoymuyor. Ben “ahlaki kötülük = egoizm” fikrine inanıyorum. (Kant) Çünkü kötülük, kişinin toplumdaki dengeleri bozacak şekilde sınırlarını aşmasıdır. Bunu yapan insan, ötekiyi ve evrenseli yaralar. Ve bundan en nihayetinde yarar değil, zarar görür. (Bknz. Ahlaki kötülük, vicdan azabı ve cin inancı) Akıllı ve bilgili bir insanın, inanca ihtiyacı olmadan da ahlaklı olabileceğini düşünüyorum.
Kant kadar kuralcı olmak zor olsa da, onun söylediği gibi, öte dünyaya ilişkin bir pazarlık dolayısıyla iyi ve doğru olanı seçmek, çok da arzulanan bir durum değil. Çünkü kişiler inancını, kötülüklerini meşrulaştırmak için de kullanabiliyor. Dinler son derece sabote edilebilir şeyler. Bunu pek çok peygamberin, kendi halkları tarafından öldürülmesinden de çıkarıyorum.
Her halükarda, bu çok geniş bir sorun. Ve cezalandırma olmadan ķotülüğün önlenemeyeceği fikri de oldukça gerçekçi. En nihayetinde insan kötülüğe eğilimli, cahil ve zayıf. Ve adil olmayan bir dünya, bu yıkıcı güçleri daha da arttırıyor. (Yanlış hayat doğru yaşanmaz.)
Peki ya doğanın kendi güçleri ahlaklı olmayı önerebilseydi? Doğa kendisini sınırlar mı? İnsan evrimle meydana geldiyse ve bilinç, milyonlarca yılda evrimleştiyse; ahlak ve özgür irade fikirlerini nasıl icat edebildik? Gelin, Dennett Daniel‘in ahlaki aktörlükle ilgili tezini inceleyelim.
Doğa ahlaklı olabilir mi?
Daniel Dennett, ahlakın evrimin çok daha ilkel düzeylerinde ve genom düzeyinde işleyebileceğini iddia edecek. Oysa evrimin doğal seçilime ve canlılar arasındaki rekabete dayanması, bizde tam tersi inançlar doğurur.
Şimdiye kadar gördüğümüz evrimsel hikayemiz, herhangi bir sihirli kanca ya da başka bir mucize olmadan, bazı koşulların bize işbirliğine yönelik ölçülü bir eğilim kazandırdığını ortaya koyar.
Özgürlüğün Evrimi, Dennett Daniel, s.235
Dennett, doğada karşılıklı ilişki içerisinde olan canlı grupları olduğuna işaret eder. Bir ekosistemdeki farklı canlılar birbiri ile rekabet ederken, aynı türün üyeleri bazen dayanışma bazense rekabet içindedir.
Türün üyelerinin bir kısmının dayanışmacı, fedakar ya da enayi olduğunu düşünelim. Bir kısmı ise türün çıkarlarını göz ardı ederek, çıkarcı ve bencil davransın. Burada söz konusu canlıların gelişmiş beyinleri olmadığından, bunların bir kısmının enayilik genleri, bir kısmının ise çıkarcılık (asalaklık) genlerinin etkisi altında olduğunu söyleyebiliriz.
Ekosistem dinamik olduğuna göre, bu genlerin dağılımı sürekli aktif bir dengede kalacaktır. Yani asalak gen etkisindeki canlılar, hiçbir zaman gereğinden fazla çoğalamaz. Bu durumda türün işbirliği bozulur ve genel bir çöküş yaşanırdı. Bu durumda en az maliyetli strateji, iş birliğine açık yani güvenilir görünmektir. Bunu bir kandırmaca olarak uygulamaksa, daha fazla maliyetlidir ve her zaman çalışmaz.
Bencil bir aktör için bu sorun, uzun süreli bencil çıkarlar pahasına kısa süreli bencil çıkanlardan nasıl kaçınılacağı sorunudur. Ve daha büyük tedbir başarılarının söz konusu olduğu bir yaşam için kendine hakim olma sorunudur.
Özgürlüğün Evrimi, Daniel Dennett, s.242
Yani türler, uzun vadeli çıkarlarını gözetebilmek için işbirliğine başvururlar. Ve buna uymayan, asalak genlerin etkisi altındaki bireyler için bazı önlem ve cezalandırmalar geliştirirler.
Ben bu fikrin son derece gerçekçi ve sağduyuya uygun olduğunu düşünüyorum. Üstelik ahlakın natüralist açıklaması, onun değerini de azaltmaz. Ahlak milyonlarca yıllık evrimsel sürecin en kompleks ürünlerindendir. Ve onun gelişimini anlamak, bizi ahlakı daha iyi anlamaya götürür.
Dennett bir sonraki adımda ‘Özgür irade‘nin evrimsel gelişimine odaklanır. Ama özgür irade var mıdır sorusundan önce, özgür irade nedir sorusunu inceleyelim.
Özgür irade nedir?
Bu fikir, insanların eylemlerinin bilinçli etkili olup olmadığıyla ilgilidir. Kabaca, bir kişinin eyleminin sorumluluğuna tam olarak sahip olması için, o eylemi bilinçli olarak yapması gerekir. Örnegin madde etki altındayken bir eyleme zorlanan kişi, iradesi sakatlandığından Özgür iradeye sahip olmadığını düşünürüz.
Felsefeciler özgür irade var mıdır sorusunu tartışır. Bazı düşünürler, insanın genler ve doğa yasaları gibi etkenlerle belirlendiğini ve özgür iradeden söz edemeyeceğimizi iddia eder. (Belirlenimcilik) Bazı felsefeciler ise sorumluluğun söz konusu olması için, bir şekilde özgür iradenin gerçek olması gerektiğini iddia eder.
Ancak durum bundan daha karmaşıktır. Bazı düşünürler deteminizm ile özgür iradenin uyumlu olduğunu iddia eder. Örneğin Hume, insanın özgür olması için doğanın öngörülebilir olmasının zorunlu olduğunuz aksi halde hiçbir rasyonel seçim yapamayacağımızı söyler. Bazı düşünürler ise belirlenimci bir evrende yaşıyorsak ve tüm seçinlerimiz belirlendiyse, özgür irade ve sorumluluktan bahsedemeyecegimizi savunur.
Uyumsuzluk tezini savunanlar, seçimin yapıldığı anda özgür iradeyi kurtaracak bir boşluk olduğunu iddia eder. Bu boşluk bazen ilahi bir yardım, bazen düalist bir kozmoloji, bazen kuantum belirsizliğidir. Ancak bir boşluk, insanı ne kadar özgür ve güçlü kılabilir ki?
Dennett, özgür irade nedir sorusunu farklı şekilde sorar. Bu sorunun cevabını ona göre, doğanın ve evrimin gelişiminde aramalıyız. Çünkü insanın özgürlüğü, tanrısal yardımdan çok ilkel canlıların kaçınma, işbirliği, fedakarlık gibi eylemleriyle ve bunlara ilişkin genlerin gelişimiyle benzerlik gösterir.
Bence Dennett Daniel hem eski felsefenin düşünme kalıplarını esnetiyor, hem de günümüz doğa biliminin verilerine uyumlu bir özgür irade tasviri yapıyor. (Yani edebiyat yapmıyor.) Üstelik özgürlük tanrısal müdahaleye değil, milyonlarca yıllık bir evrime dayanıyorsa daha da etkili hale gelir.

Özgürlüğün Evrimi
Peki Dennett özgür iradeden ne anlar? Öncelikle o özgür iradeyi arayan düşünürlerin, yanlış ve naif bir arayış içinde olduğunu söyler. Çünkü modern bilim bize özgür iradenin aksine deliller sunar.
Libet deneyleri tam da bunu gösterir. Libet bir eylemde bulunacak bir insana, seçim yaptığı anı kaybetmesini söyler ve beyin dalgalarını izler. Deney sonucu, insan beyninin 300-500 milisaniye önce karar verdiğini, insanın bu kararının daha sonra farkına vardığını gösterir.
Yani beyindeki kimyasal süreçtir kararın aktörü, kişinin bilinci / iradesi değil. Bu konu tabii ki çok geniş ve tartışmalı. Libet’in kendisi bile karmaşık bir yorum getirir bu deneye. Fakat genel olarak, günümüzde özgür irade gibi zihinsel fenomenlerin beynin nöro-kimyası ile ilişkisi olduğu söylenebilir. Zihin bilimi, ruhu artık eterik beden gibi mistik konseptlerle değil, beyin durumları ile açıklayabiliyor.
Yani iradenin özgür olması bir yana, bir yanılsama ya da evrimsel süreçte gelişmiş bir arayüz olması muhtemel. Peki bu durumda özgür iradeden ve sorumluluktan söz edemez miyiz? Özgür irade var mıdır?
Oysa canlılar dünyasına baktığımızda, kaçınmadan ve strateji geliştirmeden, işbirliğine aksi hareket eden asalak bireylerin cezalandırılmasından, dayanışmadan söz edebiliyoruz. Memeliler söz konusu olduğunda ise daha karmaşık mekanizmalar gelişiyor. Yani kabaca, doğada insan ahlakına ilişkin bazı eylemleri gözlemleyebiliyoruz.
O halde özgür irade var mıdır sorusunun cevabı, özgür irade nedir sorusu ile son derece ilişkili. Eğer ilahi ya da dışsal bir etki arıyorsak, bunu bulamayacağız. Fakat özgürlük ve sorumluluğun evrimin bir ürünü olduğunu ve insanın bu ürünleri en karmaşık haline getirdiğini kabul edersek; özgürlükten söz edebiliriz.
Natüralizm ve özgürlük
Bu durumda özgürlükten söz edebiliriz miyiz peki? Dennett Daniel, önden yüklemeli özgürlük diye adlandırdığımız bir şeyden söz edebileceğimizi söyler. Eğer doğru bilgi ile donanır ve sorumluluklarımıza sahip çıkarsak; yaşamın ilerleme yönüne katkıda bulunabiliriz. Bu tabii ki mucizevi bir katkı olmayacak. Fakat doğada mucizelere yer olmadığını biliyoruz bugün.
Dennett Daniel‘in Özgürlüğün Evrimi kitabının sonucu, natüralist bakış açısının özgürlük ve sorumlulukla hiç de çelişmediği fikridir. Evrim sürecinin bir ürünü olan özgürlük ve sorumluluk, hala insan için gerekli ve önemlidir. Fakat bu konu artık din adamlarının değil, psikologların ve bilim adamlarının konusudur. O halde özgür irade nedir sorusunun muhatabı da, bilim insanlarıdır.
Özgür irade var mıdır sorusunu ise şu şekilde yanıtlayabiliriz. Metafizik felsefenin öngördüğü şekilde kati ve keyfi bir özgür iradeden söz edemesek de, özgür irade hala insanın bir yeteneğidir diyebiliriz.
Bu noktadan sonra Özgürlüğün Evrimi kitabını takip etmeyeceğim. Bu kitabın ana fikrini, ilgi uyandıracak ve fikir verecek düzeyde tartıştık bence. İlginizi çektiyse kitabı okumak isteyebilirsiniz. Bundan sonraki bölümde Dennett’in deneyinin bende uyandırdığı bir fikri tartışacağım.
İnancın evrimi
Özgürlüğün Evrimi kitabını bir kere daha okuduktan sonra aklımda canlanan soru şu oldu: Özgür irade ve sorumluluk gibi insanı insan yapan fenomenler bile evrimin ürünüyse, bu fikri nerelere kadar genişletebiliriz? Bu sitede pek çok yazıda inanç ve mistik deneyim üzerine düşündüm. (bknz. Cin inancı, büyü inancı, evliyalık…) Zihnimde uyanan sorular da bunlarla ilgili.
İnanç fenomeninin evrimsel süreçte izlediği yol nedir acaba? İnanca ilişkin pek çok açıklamaya sahibiz. Bunlardan bazıları inancın psikanalitik kaynaklarına işaret ediyor. (Bknz. Freud’un Musa ve Tek Tanrıcılık’ı) Kimisi tarım toplumunun kurulmasının getirdiği büyük dönüşüme (Bknz. Alkarısı inancı) kimisi de insanın ölüm gibi temel korkularına (Bknz. Horus’un gözü ve ölüm) pay çıkarıyor. Bazı inanç fenomenleri ise, toplumsal travma ve politik çatışmalara dayanabiliyor. (Bknz. Voodoo büyüsü) Ama bu fenomenlerin hepsinde inanç ve sembolik düşünce bir şekilde yürürlülükte.
Bizler simgesel düşüncenin insanın önemli bir yönü olduğunu biliyoruz. İnsan zihni ve kültürü, dil ile birlikte evrildi. Fakat inancın burada tam olarak nerede nüvelendiğini araştırmak ilginç olabilirdi. Henüz bu konuyu araştırmaya başlamadım, ama Netflix belgesellerinden Kemik Mağarası, bence son derece ilham verici.
Homo Nalendi ve ölümden sonrası
Bu belgesel Homo Nalendi olarak adlandırılan ilkel bir insan türününe ilişkin keşif sürecini anlatıyor. Homo Nalendi insanla hemen aynı dönemde yaşamış ve beyni insanın üçte biri büyüklüğünde beyne sahip. Bu insansı büyük ihtimalle konuşamıyor.
İlginç olansa Homo Nalendi’nin ölülerini çok etkileyici ve ulaşması çok zor bir mağaranın derinliklerine gömmüş olması. Bu mağaranın duvarlarında çeşitli duvar resimleri var. Yani bu tür bir tür ölüm gömme ritüeli gerçekleştirmiş olabilir. Belki de ölümden sonrasına ilişkin bir inançları bile vardı. Bunu destekleyen zayıf delil ise, gömülenlerin birinin eline bir alet koyulması. Homo Nalendi bu aleti neden ölü ile birlikte gömmüştü? Ölümden sonra bu alet ona yardımcı mı olacaktı?
Bu fenomeni ilginç bulma sebebim, insan öncesi bir türde inançla ilgili bir iz yakalamış olmamız. Nasıl özgür irade’nin insanla sınırlı olmadığını gördüysek, inanç bile insana özgü bir fenomen olmayabilir. Göbeklitepe’de olduğu gibi, inancı kavrayışımız bir kere daha değişmek üzere olabilir.
Sonuç: Evrim ve insan
Bu yazıda en çok üzerinde durduğumuz bağlam, evrim ve natüralizm oldu. Natüralizm, günümüzde insanı ve kültürü anlayışımızda pek çok yeni perspektif sunuyor. Özgür irade nedir ve inanç nedir gibi kompleks sorular, doğanın karşıtı sanılan kültürün değil, bizzat doğanın bir ürünü olabilir. Sonuç olarak, evrimsel ve natüralist perspektifin insana ilişkin pek çok bilmeceyi çözebileceğini söyleyebilirim. Bu perspektif tek önemli bakış açısı olmasa da, göz ardı edilmemeli.





Bir Cevap Yazın