Evde musallat belirtileri nelerdir? Eve cinlerin musallat olması nasıl gerçekleşir? Ya da neden bunu anlama ihtiyacı hissederiz? Cinlerin eve musallat olması insan psikolojisinde hangi yönlere denk düşer? Yani bu hikayenin kaynağındaki korkular nelerdir? Her eve cinler musallat olur mu? Yoksa cinleri kabuslarımız, bilinçaltımız ve vicdanımız mı davet eder? Evde cin olduğunu nasıl anlarız?

Ev, insanın ilk dünyası ve bilinçdışının davetçisidir. Burası hem hayaller, hem de korkularla doludur. Ve her ev bir ölçüde travmatiktir. Öyleyse ev kafamızın içindeki hayaletlere de ev sahipliği yapar. Cinler eve tam da bu delikten sızarlar. Evde musallat belirtileri, yaşamımızdaki karanlıklarla iç içedir.

Mekanlar nasıl olur da büyülenir? Nelere katlanamadığımızda bu korkuları davet ederiz? Hangi korkularımız cinlere dönüşür? Cinler gerçekten eve musallat olur mu? Yoksa korkularımız mı bu korkunç hikayeyi besler? Evde cin olduğunu nasıl anlarız?

Bu yazıda, korku fenomeninin evle ilişkisini, cinlerin eve musallat olması hikayesi üzerinden inceleyelim. Ve bu hikayenin fenomenolojisini çıkarmaya çalışalım.

Evde cin olduğunu nasıl anlarız?

Evde musallat belirtileri, havas ilmi ve halk anlatılarında yer alır. Genel kanı, bazı cinlerin evde bizimle yaşadıkları (banyo cinleri gibi), bazı cinlerinse kara büyü yapılması, muskacılık gibi olağanüstü hallerde eve musallat oldukları. Önce bazı yaygın evde musallat belirtileri‘ne bakalım:

  1. Garip Sesler Duymak: Evinizde açıklanamayan sesler duymak veya hareketler görmek, evde cin olduğuna işaret eder. Örneğin, sabit bir yöne bakarken diğer tarafta hareketlilik hissetmek veya anormal sesler duymak bu tür iddialardır. (Bedavainternet).
  2. Psikolojik ve Fiziksel Tepkiler: Bazı insanlar, evde cin olduğunu düşündüklerinde göğüste sıkıntı, nefes almada güçlük ve vesvese gibi psikolojik ve fiziksel tepkiler yaşadıklarını söylemiştir. Bu durumlar, sürekli kötü düşüncelerin gelmesi ve kendine zarar verme isteği şeklinde de kendini gösterir (Aykanhoca).
  3. Evcil Hayvanların Tepkileri: Evcil hayvanların belirli bir noktaya odaklanması veya korku belirtileri göstermesi de evde cin olduğuna dair iddialar arasındadır. (Bedavainternet). Korku folklorunda özellikle kediler, önemli yer tutar.
  4. Evde Anormal Atmosfer Olması: Evin içindeki atmosferin değiştiğini hissetmek, özellikle de karanlıkta veya yalnızken rahatsızlık duymak gibi durumlar da belirtiler arasında sayılmaktadır. Çünkü evde olduklarında cinlerin enerjisini hissederiz.
  5. Ani Duygusal Değişiklikler: Evdeki bireylerde ani duygusal değişiklikler, özellikle de iradesi dışında davranışlar sergilemek ve kontrol dışı hareketler yapmak da cinlerin musallat olduğuna dair işaretler olarak değerlendirilir. (Aykanhoca).

Evde musallat belirtileri ve cinler

Cin musallatı belirtileri nelerdir? Evde musallat belirtileri, halk hikayeleri ve havas kitaplarında çeşitli belirtilerle anlatılır. Bunların bazıları anlaması kolay, bazıları ise zor değişikliklerdir. O halde bu belirtileri inceleyelim. Üç harflilerin evde olduğunu nasıl anlarız?

Evde musallat belirtilerinin ilki, evde kaynağı belli olmayan seslerin oluşmasıdır. Bu sesler özellikle gece geç saatlerde oluşur. Çünkü, cinler ıssız yerlerde ve sessizlikte eğleşmeyi severler.

İkinci bir belirti, yaşadığımız alanda kaynağı belli olmayan bir enerji düşüklüğü olmasıdır. Cinler, insanların enerjisinden faydalanabilir. Aslına bakılırsa cinler bizden farklı bir boyutta yaşarlar. Ve bir insana ancak, özel durumlar ve (medyum kullanmak ya da büyü yapmak gibi) aracılarla musallat olabilirler.

Bu yüzden cinlerin musallat olduğu evin sakinleri, belli belirsiz bir yorgunluk ve karamsarlık hissedebilir. Çünkü musallat olan cinler, o kişinin ruhsal enerjisini tüketir ve onun korkularını besledikçe güçlenir. Cinler enerjiden oluşur ve besinleri de enerjidir.

Cinlerin musallat oldukları evin sakinlerine vesvese vermeleri, en sık anlatılan belirtidir. Açıkçası ana akım dini anlatıda, cinler sadece insanların zihinlerini bulandırarak onlara zarar verebilir. Bu vesveseler olumsuz düşünceler, kötü inançlar, kıskançlık gibi tehlikeli duyguların yükselmesi olabilir.

Ancak resmi olmayan dini anlatı, cinlerin çok daha tehlikeli olduğunu savunur. Havas ilmine bakılırsa, cinler insanların yaşadıkları mekanlara ve hatta bedenlerine musallat olabilir. Cinler, musallat oldukları kişinin düşüncelerini etkiler. Ve çok güçlendiklerinde, kişinin kontrolünü tamamen ele geçirebilir.

Cinlerin her evde olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Cin çeşitlerine baktığımızda, bazı cinlerin insanların şehirlerinde ve hatta evlerinde yaşayabildiğini görürüz. Ancak genel kanı, cinlerin ve insanların yaşam alanlarının ayrıldığıdır. Bu kanıya göre, evde musallat belirtileri ancak evde yaşayanların ahlaki yozlaşması ya da büyü yapılması sonucunda gerçekleşir.

Büyücüler, büyü yaparak bir eve cinleri musallat edebilir. Öte yandan, günahkar ve sürekli suç işleyen insanların yaşadıkları alanlara, kötücül kafir cinlerin geleceği iddiası da var. Çünkü şerli kafir cinler kötü insanlarla arkadaştır.

Cinler ve büyülü mekanlar

Birçok mitoloji ve kadim öğretide, cinlerin ve şerli varlıkların mekanları sahiplenebileceği anlatılır. Bu anlatıların bazılarını inceleyelim. (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi)

Asur mitolojisinde, utukku denilen cin türü çölleri mesken tutar ve kervanlarla gezginlere musallat olurlardı. Bu ruhlar çöldeki yolculara çeşitli tuzaklar kurup yollarını kaybetmelerine sebep olurdu. Eski Kelt inancında ise iyi ve kötü cinlerin mağaralarda ve ormanın derinliklerinde yaşadıklarına inanılırdı.

Eski Germenlerde hem evi koruyan iyi ruhlardan, hem de orman, ırmak, kuyu gibi yerlerde yaşayan cinni varlıklardan söz edilir. Çin mitolojisinde ise Kuei’ler ölmüş insan ya da hayvanların ruhlarıdır ve yaşayanları aldatmak için çeşitli şekillere girebilirler. Bunlar yine ırmak, mağara, orman, dağ gibi yerlerde yaşarlar.

Zerdüşt inancında cinler kirli ve pis yerleri ve ölü kulesi adı verilen Dakhma’ları sık sık ziyaret ederler. Eski Türk ve şaman inançlarında ise, tüm doğa ruhlarla doludur. Bir derenin, bir ormanın ve bir dağın koruyucu ruhları bulunur şamanizmde. Bu ruhların Türk mitolojisindeki ismi, İye’dir. (Eğer cin inancının şamanizmle ilişkisini merak ediyorsanız, ilgili yazım ”Cinci hoca ve şamanik kaynakları” na buradan ulaşabilirsiniz.)

Sonuç olarak, eve cinlerin musallat olması fenomeninin, pek çok farklı kültürde görüldüğünü söyleyebiliriz. Ev tarih boyunca insan için çok önemliydi. Bu yüzden büyü ve ruhlar da evle ilişkili sayılmış.

Cinlerin Hazreti Süleyman'a biat etmelerini anlatan çizim.
Cinler ve İblisler, Kral Süleyman’a kendilerini tanıtıyor.

Cinlerin eve musallat olması

Birçok cin hikayesi, cinlerin insanların yaşadığı yerleri mesken tutabileceklerini anlatır. Bu durumda evde musallat belirtileri yaşanır. Oysa İslam mitosuna göre, cinler insanlardan uzak, tenha ve izbelelik yerlerde yaşar. Bu yerler ya şehirlerin ve köylerin dışındaki tenha alanlardır ya da insanların terk ettiği eski yerleşim yerleri / binalardır.

Bunun dışında bazı cin türlerinin insanların evlerinde de yaşadığı anlatılır, örneğin Amar cinleri. Bunlar çocukların oyunlarına katılır ve besmelesiz yemeğe ortak olurlar. Fakat bunlar çok özel durumlarda insanlara zarar verebilseler de, güçlü cinler değildirler.

Ama bazı özel durumlarda, ifrit gibi güçlü cinler insanlara ve evlere musallat olur. Bu olay genellikle büyü yapılması ya da bir cinin bir insan tarafından yanlışlıkla öldürülmesi gibi durumlarda vuku bulur. Bu ikinci durumda cinler, intikam amacıyla kişinin yaşadığı yeri mesken bellemiştir.

Cinlerin evde olduğunu nasıl anlarız sorusunun ardından, ikinci önemli soru, cinlerin eve neden ve nasıl musallat olduğudur. Sonraki bölümde bu sebepleri inceleyelim.

Cinlerin büyü ile musallatı

Büyü, büyü ile uğraşan bir büyücünün, büyü yapılacak kişiye kendi emri altındaki cinleri musallat etmesi ile gerçekleşir. (İslam terminolojisinde büyü, kafir ve kötücül cinler aracılığıyla yapılır.) Örneğin sabun büyüsü bunun bir örneğidir.

Sabun büyüsünde, büyü yapılacak kişinin evine bazı işlemlerden ve okumalardan geçirilmiş bir sabun yerleştirilir. Bu sabun tercihen banyo, tesisat, süs havuzu, yalak gibi ıslak yerlere koyulur. Bu sabun eridiği sürece cinler o kişiye musallat olur ve sabunun tamamen erimesi ile de o kişi ölür.

Buna benzer başka büyülerde de, büyülü nesneler ya da muskalar (bknz. muska nedir) kurbanın yaşadığı yere yerleştirilir. Evde muska olması, büyünün devamını sağlar. Bu şekilde kişinin yaşam alanının zehirlenmesine çalışılır. Bu kirletme durumuyla, üç harflilerin mekanın enerjisini değiştirmesi yaşanır.

Bazı hikayelerde ise bir evde öldürülen bir çocuğun ya da yetişkinin ruhunun o mekana musallat olduğu anlatılır. Bu pek çok filmde işlenen bir motiftir. Huzursuz ruh, yaşayanları tedirgin etmek ve intikam almak için evden ayrılmaz. (Ölen ruhun yatıştırılması, ilkel insanlar için de en önemli konulardan biriydi. Bknz. Ölü tabusu ve Freud)

Yani ruh, mekanın yaralı belleğine ve vicdanına dönüşür. Vicdan, en güçlü hikaye anlatıcısıdır. (Paranormal olayların ve cin hikayelerinin vicdan ile ilişkisi ilginizi çektiyse ‘Cinler neden kötü insanlara musallat olur?’ yazımı okuyabilirsiniz.)

Şerbet dökme adeti ve cinleri yatıştırmak

Eve cinlerin musallat olmasıyla ilgili bir diğer ritüel ise, eski İstanbul’da yaygın olan şerbet dökme adetidir. Bu adete göre, yeni bir ev kiralanarak ya da satın alınıp buraya taşınıldığında, ev sahibi buradaki cin ve perilerle iyi geçinmek ve onların şerrine uğramamak için bir ritüel gerçekleştirmeliydi. (Mehmet Halit Bayrı, İstanbul Folkloru, s.103)

Eve taşınan kişi, su ve şekerden ibaret bir şerbet yapardı. Ardından merdivenaltı ve bodrum köşeleri gibi evin tenha yerlerine dökerdi. “Bazı istanbul aileleri, bu adete uyulmadığı takdirde yeni taşındıkları evde rahat edemeyecekleri, bir gün mutlaka cin ve perilerin bir azizlik yapacaklarına ve onları korkutacağına inanırlar.” (Bayram, 103)

Bu ritüel son derece ilginç ve arkaiktir. Çünkü burada ev sahibi, cin musallatını engellemek ve perileri hoşnut tutmak için, onlara bir sunu yapmaktadır. İlkel insan da benzer şekilde, ruhları, ölü ataları ve tanrıları sakinleştirmek için belli aralıklarla kurban ve sunular yapardı.

İstanbul Folkloru kitabı, pek çok cin hikayesi ve paranormal olay aktarıyor.

Ev ve bilinçdışı

Yaşamımızın ilk yıllarını evimizde geçiririz. Bu yüzden ev dünya ile ilişkimizde özel bir noktayı oluşturur. Tam da bu yüzden bilinçdışıyla içli dışlıdır.

Ev hem bizim için en korunaklı alan, hem de en tedirgin edici yerdir. Dış dünyaya karşı burası bir kaledir evet. Ama bu kale aynı zamanda ilk travmalarımızı da barındırır. Oidipus ve Elektra komplekslerini ilk burada yaşarız.

Annemizden ilk kez evde ayrılırız. Babamızdan ilk kez evde azar işitiriz. İlk aşkımızı yaşarken sevdiğimizi evde hayal ederiz. Ev, dışına çıkmak zorunda olduğumuz bir yerdir. Ama aynı zamanda ev, dönmek zorunda olduğumuz bir merkez gibidir.

Ayrıca ev, her başarısızlıktan sonra kendisine döndüğümüz bir ağlama duvarına da dönüşür. Günün muhasebesini orada yaparız. Kimseye söylemek istemediğimiz sırlarımızı orada hatırlarız.

Rüya ve kabuslarımızın en güçlülerini evde yaşadığımızdan, ev düşlerin suyuna bulanmıştır. O yüzden evdeyken bilinçdışından fırlayacak hortlak, kompleks ve kaygılara çok daha açığızdır. Belki de bu yüzden korku hikayelerinin pek çoğu bir evde başlar.

Bu konu ilginizi çektiyse, ‘Paranormal olaylar bilinçaltıyla nasıl ilişkilenir?’ yazımı okuyabilirsiniz.

Cinler, ev ve dış dünya

Ev, insanlığın ilk günlerinden beri dış dünyaya karşı güvenli bir sığınak olmuştur. İnsanı soğuktan, vahşi hayvanlardan ve yabancılardan korumuştur. Yine de ev, sihirli şekilde dış dünyadan soyutlanmış değildir. Ve dış dünyaya ait tehditler, evde cinler gibi yeni gölge ve kaygılara dönüşebilir.

Richard Sugg Periler kitabında, tarih boyunca evin pek de yalıtışmış bir alan olarak görülmediğini söyler. ‘… geçmişteki evler çoğu modern evin sahip olmadığı şekilde dış seslere karşı geçirgendi’ (s.40) Ses, korku için önemli bir tetikleyicidir. Günün sonunda eve sığınan arkaik insan, evin ince duvarlarından sızan sesleri hikayelerle birleştirip, eve cinlerin musallat olması hikayesini bulmuş olabilir.

Ama cin ve perilerin, eve musallat olması ile ilgili çok daha tehlikeli hikayeler de anlatıyordu insanlar. Richard Sugg, İrlanda’daki ilginç bir hurafeyi anlatır. Bu inanışa göre, yeni yapılacak bir evi perilerin sık kullandıkları bir yol, bir peri evi ya da kalesi üzerine inşa etmek, felaketle sonuçlanabilecek bir yanlıştı. Aksi halde evde peri musallatı olabilirdi çünkü.

O günlerde… Genel olarak mantıklı biri, İrlanda kırsalında bir ev inşaa etmeden önce standart peri önlemlerini alırdı. Evin amaçlanan dört köşesini kazıklar ve küçük taş yığınları ile işaretlersiniz. Periler bir gecede herhangi bir taşı ya da kazıklarınızı düşürürlerse uyarışmışsınız demektir, kendinize başka bir yer seçmelisiniz.

Periler: Tehlikeli bir Tarih, Richard Sugg, s.147
evde musallat belirtileri

Ev ve hatıralar

Konuya bir de farklı bir açıdan yaklaşalım. Her ev hatıralarla dolu değil mi? Bu her evin bir havası, bir ritmi, bir tarihi olduğunu gösterir bize. Mekanın sahip olduğu ruh yani ”spiritus”, ona hangi cinlerin musallat olacağını da belirler.

Cin dediğimiz zaten nedir ki? Işığın ulaşamadığı bir köşedeki kımıldanış, ansızın gelen sebebi belirsiz bir ürperiş, iç sıkıntısı ve karabasan değil midir cinler? Öyleyse insan için hatıralardan daha güçlü ve korkutucu bir cinden bahsedebilir miyiz? Evde cin olduğunu nasıl anlarız sorusu, geçmişin hayaletlerinin eve sızması ile aynı şey olabilir.

Ama korkunun ecele faydası yok. Dahası korku da bir kabullenme türüdür, sadece kişi o ruh hali içindeyken daha tedirgindir. Bu tedirginlik, kişinin tehdit ve mesajlara daha açık olmasını sağlar adrenalin sayesinde.

Hatıralardan kaçamayız. Aynı cinlerden kaçamayacağımız gibi. Hatıralar bir mekanla birlikte işlendiyse ruhumuza, bu işaret hem mekanın ruhunda hem de bizim ruhumuzda kalmayı sürdürür. Bu iki ruhun da farklı cinleri vardır.

evde cin olduğunu nasıl anlarız

Evde korkunun somutlaşması: cin ve periler

Korku ve kaygı nüksettiğinde, onu içimizde taşıyamaz ve fiziksel dünyaya yansıtırız. Gölgeler, tıkırtılar, yere düşen bir biblo, hamamböceğinin tedirgin adımları çoktan hazırdır kaygıyla bedenleşmeye. Üstelik insanın hayal gücü, korku anlarında her zamankinden zengindir.

Eve cinlerin musallat olması da en azından bu düzeyde gerçektir. Ne de olsa insan geçmişin ve geleceğin hayaletleri ile yaşar. Evde musallat belirtileri, korkunun dozunun normalin üstüne çıkmasıdır. Bu hayaletlerin varlığı değil, bizi rahatsız edecek kadar büyümeleri anormaldir. Ne de olsa insan her an hikayelerle birlikte yaşar.

evde cin olduğunu nasıl anlarız

”Mitik ilksel dünyadır bilinçdışı, khaostur ve bir başlangıç noktasıdır… Bu mezarlık insanın bilinç dünyasının ürkütücü zombilerinin üretim alanıdır. Kendini, kimliğini inşa ettiği mitos ve masal gibi öykülerinin kaynağı bu karanlık yerdir. Buradan neşet eden mitler, bilincin dünyasında sürreal öyküler olarak varlık gösterirler.” (Homo Narrans, s. 56, İsmail Gezgin)

Ama konunun bir yönü daha var. Cinler ve periler (ya da bilgileri) kültürel ögeler olduklarından, bize ailemiz ve toplum tarafından öğretilirler. Bunları hem bir hikaye gibi dışarıdan, hem de bunlarla ilgili duygulanımları kazanmamız bakımından içeriden öğreniriz.

Burada aslında, insanlığın eve ilişkin biriktirdiği kompleksleri ve travmaları da öğreniyoruzdur. Çünkü bir hikaye hiçbir zaman sadece kendisini anlatmaz. Anlattığı aynı zamanda onun insanın hangi korkularından, hangi zayıflıklarından doğduğudur.

Evde musallat belirtileri, insanın geçmişten bugüne biriktirdiği korkuların bir kalıntısı olarak atalarımızdan bize miras kalmış olabilir. (Ulus Baker’in söylediği gibi, acılarımızın bizden önce de vardı, biz onları yaşamak için doğmuşuz.) Bu yüzden evde cin olduğunu nasıl anlarız sorusu, kültürel kaygıların yanı sıra, psikolojik kaygılara da dayanır.

Banyo cinleri ve korku

Cin hikayelerinde, insanların evin bazı bölümlerinde cinler ve şerli varlıkların musallatına daha açık olduğu anlatılır. Örneğin banyo ve tuvalet bu manada tehlikelidir. Bazı anlatılara göre, melekler buraya girmediği için burada çok zaman geçirilmemesi gereken yerlerdir. Evde cin olduğunu nasıl anlarız sorusunu sorduğumuzda, bakılacak ilk yer tuvalettir.

Ayrıca suyun, hermetik ve ezoterik anlatılarda başka rolleri vardır. Su yaşam için en kıymetli yapıtaşıdır. Su farklı boyutlar ve varlık düzeyleri arasında bir geçiş noktası, bir portal görevi görür.

Ninelerimizin banyoda fazla kalma uyarısı da bu dogmaya dayanır. Pek çok cin hikayesinde, cinlerin musallat olduğu kişi saatlerce duşta kalmak ister. Ya da uzun duşlar alan kişiye musallat olur cinler.

Suyun insanın bilinçdışında güçlü bir yankısı olduğu da kesindir. Anne karnında şu içerisinde yüzer, bu sıvıdan geçerek dünyaya ulaşırız. Kieslowski’nin Blue filminde havuz sahnesi, insanın doğuma ilişkin travmasını ve rahme dönüş arzusunu çok iyi anlatır.

Peki banyonun ve tuvaletin, cinler ve şeytanlar için mesken olmasının başka kültürel sebepleri var mı? En mahrem olduğumuz, yani çıplak olduğumuz ve ihtiyaç giderdiğimiz anda, neden daha savunmasız olalım kötülüklere ve şerli varlıklara karşı?

Belki de cinsellik ve çıplaklık kontrol altına alınması gereken fenomenler sayıldığından, tuvalet lanetlenmiştir kültürde. Ne de olsa uygarlığın, cinselliği kontrol altında tutulması gereken bir tehlike olarak gördüğünü biliyoruz. (Freud’un Uygarlığın Huzursuzluğu’nu ya da Foucault’nun Cinselliğin Tarihi’ni hatırlayabiliriz.)

Konunun önemini abartıyor muyuz? Banyoda gereğinden fazla kalma uyarısı, sadece hijyenle ilgili bir uyarı olabilir. Ama konunun sadece bununla sınırlı olduğunu sanmıyorum. Her kültürel öge için geçerli olduğu gibi, bu hikayede fiziksel olanla ruhsal olan ihtiyaçlar iç içe geçmiştir.

evde cin olduğunu nasıl anlarız

Eşik cinleri

Anadolu ve Mezopotamya kültüründe, evin kapı eşiği uğursuz sayılmıştır. Eşik, cinler ve perilerle dolu, tehlikeli bir yerdir buna göre. Evin içiyle dışı, özel alanla kamusal alan arasındaki bu çizgi, neden uğursuzluk ve kötülükle ilişkilidir?

Bir inanca göre, eşik şeytanların ve cinlerin evde en çok bulunduğu yerlerden birisidir. Bu yüzden eşikte oturulmaz. Yaşlılar yağmur yağarken eşikte durup yağmuru izlemenin günah olduğunu söyler.

Eşiğin bu esrarlı konumu sebebiyle olacak, eşik eski halk hekimliğindeki kurşun dökme ve ateş yakma adetlerine de yer alırdı. Hastayı cinlerin musibetinden kurtarmak için kurşun döken bazı ocaklı kişiler, ritüel bittikten sonra hastayı üç kez kapı eşiğinden atlatırdı. (Mehmet Halit Bayrı, İstanbul Folkloru, s.102)

İnsanlar, eşikte duranın bekar kalacağı, eşikte oturan hamile kadının düşük yapacağı vs. gibi inanışlara sahiptir. Eşikle ilgili bu olumsuz inançların sebebi neydi acaba?

Dış dünya ile ev arasındaki gerilimin büyüklüğü müydü acaba bu olumsuz motifi yaratan? Yoksa eşiğin biçimsiz, tekin olmayan, arada kalmış bir mekan olmasından mı kaynaklanır uğursuzluk? Her halükarda, cinlerin eşiği mesken tutmuş olması son derece ilginç ve merak uyandırıcıdır.

evde cin olduğunu nasıl anlarız

Orta Asya Türkleri, ölülerini çadırlarının giriş kısımlarına gömdükleri için evlerin giriş kısımlarında ruhani varlıkların yaşadığına inanırdı. Bazı mezopotamya kültürlerinde ise kapı eşiklerinde sadece kötücül cin ve perilerin yaşadığını ve eşiğe basan kişiye musallat olacakları düşünülürdü. Hatta kapı eşiğine basan hamile kadınlar çocuklarını düşük yapıp bu yüzden kaybetmekten korkardı. (Alkarısı ile benzer bir inanç) Bu inanış birkaç değişime uğrasa da günümüzde hala İç Anadolu’da kapı eşiğinde oturan çocuklar pek hoş karşılanmaz ve uyarılır, kısmetinin kapanacağı düşünülür.

Sonuç: Cinler ve ev

Bu yazıda, cinlerin eve musallat olması hikayesinin betimlemesini ve kritiğini yaptık. Cinler korku ve kaygının bedenselleşmesi midir? Cin ve perilerin, eve dadanmaları ne manaya gelir? Evde cin olduğunu nasıl anlarız?

Çeşitli hikayeler bağlamında, evde musallat belirtileri yaşamanın, insan ruhu ve psikolojisinin hangi fay hatlarına denk düştüğünü görmüş olduk. Gördük ki ev, en derin travmalarımız ve kabuslarımızı da içerisine alır. En büyük mutluluğun gölgesi, en büyük korkulardır çünkü.

Hayaletler önce kafamızın içini, hemen ardından da evimizi doldururlar. Marks’ın söylediği gibi, sadece yaşayanlardan değil, ölenlerden de acı çekeriz. Ama daha da önemlisi, insan hiç gerçekleşmemiş ihtimallerin kaygısını da sırtlanır. İnsan olmak, kör bir kuyunun dininde bulmaktır kendini. Buradan çıkmak için kendini hırpalamak, kuyunun dibini araştırmak ya da öylece durup ayı seyretmek, kişinin tercihine kalır.

Bu yazı umarım size keyif ve bilgi vermiştir. İsterseniz, cinlerle ilgili bir diğer yazım ”Cin türleri ve dayandıkları korkular”a buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Trending

Alçak kültür sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin