Cinler, Anadolu’nun en yaygın ruhani – paranormal motiflerinden birisi. Peki cin inancını ve cin hikayelerini kaynaklarına doğru takip ettiğimizde neler bulacağız? Görülemeyen ancak cin musallatı, cin çarpması ya da hastalıklarla ortaya çıktığı söylenen cinlerin, yaratılışlarına ilişkin detaylar ne? Kur’an’da ve İslam kültüründe hangi bilgileri buluyoruz? Cinler neyden yaratılmıştır ? Ve bu soruyu takip ettiğimizde, hangi mitolojik kaynaklarla karşılaşacağız? Eski Türk mitolojisi ve kozmogonisinde hangi kaynaklar var?
Cinler nasıl olup da gözle görünmedikleri halde bize etki eder? (Hicr suresi 27‘ye göre ‘insan vücudunun gözeneklerine nüfuz eden bir ateşten yaratılmıştı cinler.’ – Süleyman Ateş çevirisi) Kabaca cinlerin maddesel değil ruhsal – enerjisel bir varlıkları olduğu iddia edilir. Eskiler bu maddeyi esir ya da ether olarak adlandırırdı. Görünmeyen bir varlık olan cinlerin, hangi maddeden yaratıldıkları neden önemli?
Cinlerin dumansız ateşten yaratılmış olması ne demektir? Ateşin simyadaki manası mı, karanlığın belirsizliği mi, suretsizliğin korkunçluğu mu bizi etkiler? Cinler neyden yaratılmıştır ?
Gelin, bu yazıda cinlerin yaratılışlarına ilişkin inanç ve hikayeleri inceleyelim. Ve bunları amatör bir karşılaştırmalı mitoloji denemesi üzerinden tartışalım. Böylece cinlerin ve ruhların yaratılışları üzerinden, insanın korkularını ve kırılganlığını bir kez daha müşahede edelim.
Cinler neyden yaratılmıştır
İslam inancına göre, cinler ateşten yaratılmıştır. Rahman 15’te cinlerin dumansız ateşten yaratıldığı söylenir: ”(Allah) Cinleri de dumanı olmayan saf bir ateş alevinden yarattı.” Hicr suresi 27. ayette ise Cann’ın (insan yaratılmadan önce) zehirleyici (kavurucu) bir ateşten yaratıldığı söylenir. (Cann bazı kaynaklara göre şeytandır, ancak genel olarak ilk cin ve cinlerin atası olarak kabul edilir.)
Cinlerin yiyip içtikleri gıdaları, kendileri ışıktan yaratıldığına göre, elbette ateş, ışık ve sıcaklık olacaktır.
Cinler Alemi, Ahmet Cemil Akıncı, s.41
Burada ‘Maric’ kelimesi geçer, bu ”dumansız ateş, alev, şule” (Kubbealtı Lugat) demektir, bazı düşünürler ise ‘ateşin siyahı ile karışmış alev’ demiştir. Fakat Cann’ın yani cinlerin ateşten yaratılması ne manaya gelir? Bence bunun ortaya koyulması için, diğer yaratılanların kaynaklarına bakmalıyız. Ancak bunu bilirsek, cinlerin neyden yaratıldığu bir anlam ifade eder.

Biz, meleklerin nur’dan, cinlerin ateşten ve insanların sudan / topraktan yaratıldığını görüyoruz. “Melekler nurdan yaratıldı. Cinler dumanlı alevden, ateşten yaratıldılar. Âdem ise size (Kuran’da) anlatılandan yaratıldı.” (Müslim, zühd, 61, 4/2294)
Musevilikte cinlerin yaratılışı
İlk dönen yahudilik cinler ve daimonlar bakımından çok zengin değildi. Fakat Babil sürgünü döneminde Mezopotamya ile kurulan ilişki Museviliğin cin anlatısını geliştirdi. Sonraki dönemde Farsi Zerdüştlüğün ikili dünya görüşü (iyi kötü savaşı) Yahudilikte kötü ruh tasavvurunu güçlendirdi.
Aggada ile ilgili gelenekte cinlerin kaynağı hakkında çeşitli varsayımlar ileri sürülmüştür. Buna göre cinler ilk sebt (cumartesi) gününün akşamının alaca karanlığında Allah tarafından yaratılmıştır veya Adem’in Lilith’ten zürriyetidir, ya da kadınlarla cinsi yakınlığa giren kovulmuş meleklerin zürriyetidir (Tekvin, 6/1-4); başka bir anlayışa göre de şeytanın başkanlığı altında Tanrı’ya isyan eden kovulmuş meleklerdir.
Kısacası, Yahudilik’te cinler Tanrı’nın gazabına uğramış melekler olarak kabul edilirler. Onların tabiatüstü kuvvetlerine karşı ancak tilsim ve büyü yardım edebilir. Kabbala’ya göre, ölü ruhları da cinler gibi canlılara girer, onlan tutabilir, deli edebilirler. (Sarıkçıoğlu, 1999: 230).Adana Memoratları, s.14, İsmail Şenesen
Hristiyanlıkta cinlerin yaratılışı
Hristiyanlıkta her insan, doğuştan kötü olduğundan, insanlar kötü ruhlara karşı daha savunmasızdır. Fakat Hristiyan kötü ruh anlayışı, Yahudilik ve İslam’dan far
Cin’e Hristiyanlık’ta eski Yunancadaki kullanılan şekliyle “daimon” (putperestlerin taptıkları tanrıları) denilmektedir. Buna göre “demon” (daimon) sözcüğü “tanrı” anlamına gelir. Kitab-ı Mukaddes cinleri “günah işlemiş melekler” olarak Şeytan’ın melekleri olarak adlandırır. Bununla mların Şeytan’ın yönetimi altına girdikleri anlatılır. Hristiyanlık’a göre Şeytan’ın isyanından sonra bazı melekler. Nuh tufanı öncesinde, gökteki görevlerini bırakarak yeryüzüne indiler. Onlar bunu, Şeytan’ı desteklemek amacıyla yapmadılarsa da sonunda onun tarafına geçmiş oldular. Bunlar erkek şeklinde maddeleşerek kadınlarla yaşamaya başladılar. Tufan esnasında, boğulmadılar, maddeleşmiş bedenlerini ruha çevirerek göğe döndüler ve alçaltılmış bir durumda bırakıldılar. Artık maddeleşemeseler de hala insanlarla cinsel yönden yaklaşmaya devam ederler. Ayrıca bunu sadece erkek olarak değil aynı zamanda kadın şeklinde de yapmaya çalışırlar (Yslogia, 2009: 37).
Adana Memoratları, s.15, İsmail Şenesen
Melekler neyden yaratılmıştır
Meleklerin nurdan yaratılması, onların kusursuz ve kirlenmemiş olmalarına delalet ediyor olabilir. Melekler sadece kendilerine öğretileni bilir ve kendilerine verilen görevi yapar. Ne çamura düşer, ne tövbe eder, ne zayıflık gösterirler.
Fakat bu noktada nur’un kaynağını sorabiliriz. Çünkü her ışık, bir kaynaktan yayılır. İslam inancına göre Nur’un kaynağı Allah ve onun yaratış emri, ‘ol’ hükmüdür. Yani melekler doğrudan Tanrı’nın iyi yönünü yansıtır.
Melekler, ilkel mitolojide gökte yaşayan iyi ruhlarla benzerlik gösterir. Eski Türk mitolojisinde Gök tanrı dünyayı ve insanları yarattıktan sonra, dünyanın düzenini kurar ve bazı koruyucu ruhlara sorumluluklar verir: May Tere (kötü ruhlarla savaşır), Şal Jime (her şeyin yavrusunu korur, eceli gelenlerin canlarını alır) ve Mandı Şire (ölüleri almak isterse Erlik ile savaşacaktır), Erlik’e göz kulak olmak ve dünyanın düzenini korumakla mükelleftir.
Mandı Şire yeryüzünü ve gökyüzünü beklesin. May Tere kötülüğü iyilikten uzak tutsun. Mandı Şire sen savaş, güçlü olduğunda bana seslen, birini kötü bulsan da atma. Ölenin mirası eşit olmalı. Bir beyi kötü buluyorsan, ona itaat edenleri de kötü diye dışlama.
Türk Mitolojisinin Kısa Tarihi, Yaşar Çoruhlu, s.260
Melek dediğimiz şey, İslam mitolojisinde doğanın ve evrenin düzenleyicisi görevli ruhlardır. Meleke dediğimiz kelime de, yeti ve yatkınlık demektir. Nur’dan yaratılmış melekler, sürekli Allah’ı tespih eder, onun işlerini yapar ve özgür iradeleri olmadığı için asla kirlenmezler.
İnsanlar neyden yaratılmıştır
İnsan ise Furkan 15’e göre sudan yaratılmıştır. ”Sudan (meniden) bir insan yaratıp onu nesep ve sıhriyet (kan ve evlilik bağından doğan) yakınlığa dönüştüren O’dur.” (Diyanet çevirisi) Sad 38’de ise insanın çamurdan yaratıldığu söylenir: “Muhakkak ben çamurdan bir insan yaratacağım.” Yani insan, toprak ve çamur gibi kırılgan ve geçici bir maddeden yaratılmış, ve ilahi ruh dünyevi olanla insanda birleşmiştir.
Yani İnsanın kaynağında kırılganlık ve geçicilik vardır. Ölümün ve sonluluğun insan için önemi de buradadır. Bu yüzden insanın çamur ve su gibi dünyevi maddeden yaratılması doğaldır.
Cinlerin ateşten yaratılması ve ateşin fenomenolojisi
Cinlerin ateştem yaratılışının, ateşin ateşliği ile bir ilgisi olmalı. Öyleyse biz de ateşin ateşliğini, diğer maddelerle ve cin hikayeleri ile ilişkisini inceleylim.
Cinler, insanlara ve meleklere göre bambaşka güç ve özelliklere sahiptir. Cinlerin ateşten yaratılmaları belki de bu yüzdendir. Ateş değişken, ani hareketlere sahip, temizleyici ve arındırıcı, ama aynı zamanda tehlikeli ve yok edicidir.
Eski Türklerde ateş ruhu ve cinlerin ateşten yaratılması
Eski Türkler ateşe büyük bir önem vermişti. Onlara göre ateş güneş ve yıldırımla ilgiliydi ve hem yaşam verici, hem de yok ediciydi.
Ateş aynı zamanda temizleyici ve arındırıcı olarak görülür. Alevler kötü ruhları temizlediğinden, Göktürk hükümdarı ile görüştürülecek yabancı elçiler, ateşten geçirilip arındırılırdı. Ateş aynı zamanda ölülerin yakılmasında da kullanılmıştır.
Bazı Türklerde ise ateşin bir sahibi ya da ruhu vardı:
Bazı Türk toplulukları ateş ruhunu yaşlı bir kadın (bazen erkek) olarak tasvir ediyordu. Örneğin Yakutlarda ateş ruhu, yalnızca insan dilini henüz öğrenmiş küçük çocuklar tarafından anlaşılan, aksakallı ama din, konuşkan ve sürekli oraya buraya sıçrayan, fısıldayarak konuşan bir ruhtur. Ateşin bir ruhla bağlantılı kılınması ona karşı birtakım tabu davranışların belirlenmesine de neden olur: Tükürmek, tırnak atmak, işemek, hakaret ya da küfür etmek.
Türk Mitolojisinin Kısa Tarihi, Yaşar Çoruhlu, s.107
Ateşe karşı bu tabuların bugün de yürürlükte olması ilginçtir. Bugün hala ateş cinni varlıklarla ilişkili sayılır ve ateşin üzerine işenmesi ya da destursuz ateşin üzerine su dökülmesi tehlikeli görülür Anadolu’da. Ayrıca cinlerin ateşten yaratıldıkları için, ateş ve enerji ile beslendiklerine inanılır. Bence bu iki mitolojik motif, Türklerde Ocağın kutsallığı ve şifacı örgütlenmelerine Ocaklı ismiyle hitap edilmesi ile de paralel. (Bknz. Cinci hoca ve şamanizm)
Cann’ın ve cinlerin ateşten yaratılması inancı, cinlerin ateşle hala ilişkili oldukları inancına sebep olmuştur. Cinci hocaların ve cindarların cin çağırırken mum alevi kullanmaları da bununla ilişkili olabilir. Cinler neyden yaratılmıştır sorusunun bu inanç motiflerine varması ilginçtir. Ama ateşin kaosla ilişkisini takip edersek, başka mitolojik kaynaklar da bulabiliriz.

Kaos ve kötücül (kafir) cinler
Özellikle eski Yunan’da cinlerin ve daimonların khaos ile ilişkilendirmeleri de ilginçtir. Eski Yunanlılar, korkunç güçleri düzenin karşıtı olan khaos’la ilişkili düşünmüştür. Bu aynı zamanda Zeus ve tanrılar panteonunun düzeni kurmadan önceki kaotik duruma da işaret ediyor.
Netflix Blood of Zeus dizisi tam da bu konuyu anlatıyor. Zeus ve avanesi titanları yok edince, onların kanından devlet ortaya çıkmıştı. Böylece dünyanın şafağında, düzenin güçleri olan tanrılar ile khaos’un güçleri olan devler şiddetli bir savaşa tutuştu. Her şeyin sonunda Zeus kazanır ve doğaya düzen getirilmiş olur.
Üstelik günümüzde tanıdığımız cin motifi de kaosla ilgili. Cinler insanlara zarar verebilir (fiziksel kaos), onlara hastalık getirebilir (sağlıkla ilgili kaos), vesvese verebilir (psikolojiyle ilgili kaos). İnsanın sakinliğini ve huzur durumunu bozabilirler. Ateşin tehlikeli yönü, cinlerin ateşten yaratılmaları için iyi bir sebep olabilir.
İslam ve Anadolu inanışlarında, özellikle kafir cinler tehlikelidir. İfrit gibi cinler ya da Yakaza gibi tehlikeli cin kabileleri, doğanın tehlikeli yönlerine denk düşer. Azazil gibi şeytanın soyundan geldiği iddia edilen bir cin, eski mitolojilerin kötücül ruhlarına ya da tanrılarına benzer. (Bknz. Cinler neden kötü insanlara musallat olur ?)
Ama cinlerin en tehlikelisi, kendisi de ateşten yaratılmış ve bir cin olan şeytan’dır. İblis kendisinden melekler gibi Adem’e secde etmesi istendiğine göre, Adem yaratıldığında meleklerle aynı seviyedeydi. İblis’in çok güzel ve çekici bir erkek olduğu anlatılır. Fakat kendisi gibi erkek olan Adem’e secde etmemesiyle, asi olup insanlara savaş açtı. Ve kendisine Allah tarafından süre verildiğinden, kıyamete kadar insanlara düşmanlık edeceğine yemin etti.
Türk mitolojisinde ise bu konuma Erlik, oğulları ve hizmetkarları denk düşer. Erlik, dünyanın yaratılışında da var olan kötücül tanrısal bir figürdür. Yaratılışta tanrı Ülgen’e eşlik eden bu ruh, kendisi de yaratmak ve sahip olmak istediği için, şeytani bir özelliğe kavuşmuş ve aç gözlü / bencil yapısı yüzünden yeraltında yaşamaya mecbur edilmiştir. (Bknz. Türk mitolojisi, iktidar ve kozmos)
Başlangıçta tanrı Ülgen’in kardeşi olarak tanıtılan Erlik, kalbi kötü anlamda hırsla dolu olduğundan yaratıldıktan sonra sadece gezip eğlenir ve bir yandan da ”Ben niçin Tanrı’dan daha yüksekte olmayayım diye düşünür. Bu yüzden kısa sürede Tanrı Ülgen’e düşman olur. Kendi başına insan ve dünya yaratmak ister. Tanrı, Erlik’ten bir fayda olmayacağını anlayınca, Erlik’in yerine, insanı koruması için Mandı Şire’yi yaratır.”
Türk Mitolojisinin Kısa Tarihi, Yaşar Çoruhlu, s.254
Ateşin fenomenolojisi
Büyük yangınların ve güneşin gücünün eski insanları ne kadar korkuttuğunu hayal edebiliriz. Yıldırım birden fazla insanın canını bir anda alabilirken, ateşle yemek pişirmek ve ısınmak insanların hayatını inanılmaz derecede kolaylaştırmıştır.
Bu yüzden de insanın hayalgücünün ateş söz konusu olduğunda normalden daha yaratıcı bir hal alması son derece olağan. Üstelik ateş son derece değişken bir karektere de sahip.
Eski Yunanlılar için yıldırım iyicil tanrı Zeus’un silahı iken, semavi dinler için ateş cehennemin en büyül silahı ve cezasıydı. Mecusiler ateşe tapmış, pek çok mitolojide büyük bir ateşin dünyanın ve yaşamın sonunu getireceği anlatılmıştır. (eskatoloji)
Tam da bu yüzden, cinlerin ateşten yaratılması son derece mantıklı. Çünkü ateş gibi cinler de öngörülemezdir. Dizginleri serbest kaldığında kaosun ve yıkımın kendisi haline gelebilen ateş ve cinler, kontrol edildiğinde ise çok güçlü bir yardımcı olabilir. (Bknz. Koruyucu cin nedir ?)
Cinlerin insandan önce yaratılması
Cann ve cinler ise, evrenin yaratılışından sonra ama insanın yaratılışında önce yaratılır. Aslında bu noktada da ilginçtir. Cinlerin insanlardan önce yaratılmasına ne mana vermek gerekir?
Eski mitolojilerin pek çoğunda, insanın yaratılışında önce dünyada devlerin ya da cinlerin, yani korkutucu varlıkların yaşadığı anlatılır. Bu da daha önceki bölümlerde incelediğimiz kaos x düzen çatışması ile ilişkili olmalı.
İyicil tanrıların rehberliği ve insanın mücadelesi olmadan önce, dünyada kaos hüküm sürüyordu. Fakat insanlar yazıyı, dinleri, ahlakı, hikayeleri, şifayı, şarkıları buldular. Ve dünyayı çeşitli şekillerde daha düzenli ve anlaşılabilir hale getirdik.
Evet, bu yaptıklarımızla doğumdan önceki mutluluğa ve huzur durumuna ulaşamadık. (Bknz. Bebeklik travması ve Umay Ece) Ama en azından bu düzeni hayal edebilmeye, ona inanabilmeye başladık. Ve bu yolda bize yardımcı olacak bazı melekelerin (akıl ve irade gibi), bazı iyicil ruhların (ilham perileri ya da müslüman cinler) ve dayanışma gibi değer üretecek güçlerin de bulunduğunu anlamış olduk. Ve bunları üretmiş olduk.
Eski Türk mitolojisinde cinler
Eski Türk mitolojisi, doğa ruhları, cinler ve hortlaklarla doludur. Bunun sebebini, başka bir tartışmaya bırakacağım. Ama çok heyecanlı bir konu olduğunu düşünüyorum.

Sadece şuna değinmek istiyorum: Fuzuli Bayatlı hoca, Mitolojiye Giriş kitabında, Türk mitolojisinin en baskın motiflerinin türeyiş, iyicil ruhlar ve daimonik varlıklar olduğunu söyler. (s.21) Buradan hareketle, bugün Anadolu Türkleri’nde cin hikayelerinin neden bu kadar popüler olduğunu anlayabiliriz sanırım.
Türkler (özellikle Uygurlar) cinlere yek diyorlardı. Kan içen hortlaklara ise içkek ismini kullanıyorlardı. Bununla birlikte geç dönem Şamanizm derlemelerinde birtakım kötü ruhlara ilişkin isimler de ortaya çıkar.
19. yy Altaylarına göre yek ya da aza olarak ifade edilen cinlere oburlar, ölüm ruhlarına aldacı, ağır hastalık yapan ruhlara kaar ya da albıs (alkarısı ile benzer) deniyordu. Bazen ölen atalar da kötü ruh olarak tasavvur ediliyordu. Bütün bu ruhlar, yaşayanlar için büyük tehditler oluşturuyordu. Körmös de denilen bu ruhlar insanlar gibi yaşarlar, birbirleriyle mücadele ederler, insanları kaçırıp yerler ya da ruhlarını zapt ederlerdi.
Türk Mitolojisinin Kısa Tarihi, Yaşar Çoruhlu, s.122
Sonuç: Cinler neyden yaratılmıştır, insan neyden yaratılmıştır
İnsan kaynağını ve kökenini bildiği şeyden her zaman daha az korkmuştur. Bu yüzden de hastalıkların, nazar gibi etkilerin, kaderin kötücül güçlerinin açıklamasını kurgulamış ve bunları din ve mitoloji haline getirmiştir. Cinler gerçekten var ya da bizim korkularımızın ifadesi. Fakat her halükarda, korkularımızın hangi maddeden yapıldığı da önemli.
Bu yazıda cinlerin ateşten yaratılması motifini, mitolojideki kaynaklarına doğru inceledik ve benzer mitolojik motiflerle karşılaştırdık. Cinler neyden yaratılmıştır sorusu, verimli bir tartışmaya kapı araladı bence. Bunun sebebi, insanın oluşturduğu her hikayenin, insanın psikolojisinin ve bilinçaltının bir yönüne dokunuyor olması. Tam da bu yüzden pek çok hikaye, bambaşka kültürlerde paralel olarak ortaya çıkmıştır.
Cinler neyden yaratılmıştır ? Bu sorunun cevabının ateş olduğunu gördük. Ama aynı zamanda ateşin ateşliğinin ve insanın ateşle ilgili hayallerinin, bu hikaye ile ilişkisini de görmüş olduk. Peki insan neyden yaratılmıştır?
Bu soruya pek çok cevap verilmiş elbette. Ama şu anda benim vereceğim cevap şu: İnsan hikayelerden yaratılmıştır. İnsan hikayeleriyle birlikte evrilmiş ve hem kendini hem de dünyayı dönüştürmüştür. Tam da bu yüzden hikayeler üzerine düşünmeyi her zaman anlamlı buluyorum.
Eski insanlar için, tüm dünya kozmik bir denge içerisindeydi. Bu dünyada iyi ruhlar, kötü ruhlar, kutsal varlıklar ve insanlar bir arada kozmosu oluşturuyordu. Bugün içinde olduğumuz durum farklı mı peki? Hala öngöremediğimizden ve ölümden korkmuyor muyuz? Ve hala hikayeleri zevkle anlatmıyor muyuz?





Bir Cevap Yazın