Cinlerin eve musallat olması sık görülen bir memorat türü. Büyü, ölüm, kötülük… gibi çeşitli sebeplerle gelip eve musallat olan ev cinleri, insana büyük zararlar verebileceğine inanılıyor. Peki bu inanışın eski Türkler’in ev iyesi inancı ile benzerliği ne? Ev iyesi (ya da Yurt iyesi) nedir? Evin sahibi evi nasıl korurdu, iyeler eski Türk inanışının neresindeydi? İye nedir? Ev iyesi ne zaman ev sahibine zarar verirdi? Ve Ev İyesi inancı, cinlerin eve musallat olması inancının kaynaklarından birisi olabilir mi?
Ruhların evle ilişkili olması, açıkçası pek çok kültürde görülüyor. Bu, evin insan için çok önemli olması ve tarih boyunca inançlarına örülmesine sebep olmuş olmalı. Ev hem barınma, hem din, hem aile için temel bir yerdir. Üstelik eski Türkler konar göçer olduklarından, ev/yurt onlar için daha da karmaşık bir yerdi.
Yine de eski Türkler’deki ev iyesi inancının zenginliğini göz ardı edemeyiz. Eski Türkler Ev iyesini mutlu etmenin bereket, aksinin ise felaket getireceğine inanıyordu. Anadolu’daki cin inancı da kısmen buna benzerdir. Yeni bir eve taşınan kişinin, ev cinlerini memnun etmek için yaptığı ritüelleri (hem Anadolu hem de İstanbul’da) biliyoruz. Ancak günümüz cin inancının daha negatif bir ton aldığını da göz ardı etmeyelim.
Gelin bu yazıda cinlerin eve musallat olması inancı ile, eski Türk Şamanizmi’nde ev iyesi inancının benzerliklerine bakalım. Ve ev cinlerinin bizi çağırdığı hayal dünyasında gezinelim. Bu yolculukta cin inanışının, eski iye ve doğa ruhu inanışları ile benzerliklerini görmeye çalışacağız.
İye nedir?
İye, Türk Şamanizmi’nde görülen bir ruhani varlıktır. Bu inanca göre doğadaki her şeyin, bir ağacın, bir ormanın, bir derenin ya da dağın ya da evin / yurdun bir iyesi yani sahibi vardır. Ve bu sahip, kendisini kızdıranlara kötülük, sevindirenlere ise iyilik yapar.
Yani aslında burda doğanın ruhlarla dolu olması yani Animizm (bknz. Büyü çeşitleri ve animizm) ve her nesnenin bir ruhu olması yani Fetişizm inançlarını birlikte görüyoruz. Bir şeyin İyesi açgözlülükle fazlasını tüketen ya da kendisine saygısızlık edenlere büyük zararlar verebilir, onu delirtebilir ya da hasta edebilirdi.
Ev iyesi, eski Türklerin yerleşik hayata geçmeleri ile birlikte ortaya çıkmış olabilir. Bazen yılan ya da akrep, bazense kısa boylu yaşlı bir adam ya da kadın olarak hayal edilmiştir. Her evin bir iyesi yani sahibi, dolayısıyla ruhu vardır. Fakat İslam etkisinde kalan bazı bölgelerde, iye sadece bazı evlere musallat olan kötücül bir ruha dönüşmüştür.
Ama tam da bu geçişte, cin anlatısı ile iye anlatısı arasındaki dönüşümü görüyoruz belki. Çünkü daha negatif tonlar taşıyan cin anlatısı, iye anlatısından farklıdır. Ancak yine de, cin kavramının çok geniş olması (cin gözle görünmeyen demektir) bu anlatının içerisine iye anlatısı gibi anlatıların girmesi için uygun olmuştur. Öte yandan yazının devamında göreceğimiz üzere, cin anlatısında iye inancının izlerini görmekteyiz.
Ev iyesi ve Ev cinleri
Hem ev iyesini hem de ev cinlerini derinlemesine inceleyeceğiz. Fakat ilk başta bu iki konseptin benzerlik ve farklılıklarına kabaca bakmak istiyorum. Tabii bu noktada bu iki inanış arasında doğrudan bir bağlantı olmadığını da söylemek gerekir.
Ancak benzerlikler çok fazla. Hem ev iyesi hem de ev cinleri, evi sahiplenirler. Hatta ev iyesi, evi sahiplenmenin de ötesine geçerek, bir nevi evin ruhunu oluşturur. Çünkü ev iyesi, evin sahibi ve koruyucusudur. Cinler evin çeşitli yerlerinde bulunabilirken (banyo cinleri, Yakaza cinleri vs.) iyelerin de od iyesi, ev iyesi, hamam iyesi gibi çeşitleri vardır.

Fakat ev cinleri ya da eve musallat olan cinler, istenmeyen ya da zoraki olarak iyi geçinilmesi gereken varlıklardır. Bunlar ya büyü gibi olağanüstü bir vesile ile musallat olmuştur. Ya da evin çeşitli yerlerinde yaşaması engellenemeyen cin türleridir. Her halükarda, hem cinler hem de iyeler insanlarla aynı yerlerde yaşar.
Ev cini ve ev iyesi farklılıkları
Türklerin ruh inanışının, Fars ve Araplar’la ilişkiye girdikten sonra, ruh ve iyelerin daha olumsuz ve tehlikeli karakter kazanması şeklinde değiştiği söylenebilir. Yine de ben, bugün Anadolu’da cin inanışının bu kadar yaygın olmasını, eski Türk inanışı ve mitolojisinde ruh ve iye inanışının çok güçlü olmasına bağlıyorum. (Fuzuli Bayat hoca da eski Türk mitolojisinde İye anlatısının çok yer tuttuğunu kabul eder.)
Ev iyesi ise, her evde bulunur. Evin koruyucu ruhudur ve memnun edilmesi gerekir. Eve özen gösterildiği, evin temiz tutulduğu, aile geçiminin iyi olduğu ve kendisine tütsü yakılıp gerekli ritüeller yerine getirildiğinde; ev iyesi memnun olur ve bereket getirirdi. Bu anlamda ev iyesi, ev cini konseptinden farklıdır. Bu farklılıkları şu şekilde özetleyebiliriz:
| Özellik | Ev İyesi (Türk Mitolojisi) | Ev Cinleri (İslami Halk İnancı) |
|---|---|---|
| Köken | Şamanist / Tengrîci Türk inancı | İslam ve Kur’an’daki cin kavramı |
| Ahlaki Doğası | Genellikle iyi niyetlidir. (Öfkelendirilmediği sürece.) | Nötr, iyi ya da kötü olabilir |
| İsmi Anılınca | Genellikle zarar vermez | İsmi anılınca çağrılabilir ve zarar verebilir inancı vardır |
| İlişkisel Yapı | Aile ile “koruyucu” ilişkidedir | Daha çok “musallat” ya da “rahatsız edici” figür olarak algılanır |
| Kutsal Metinlerdeki Yeri | Mitolojik/halk kaynaklı | Kur’an’da geçen varlık (örneğin: Cin Suresi) Ayrıca mezopotamya halk inançları kaynaklı. |
Ev iyesi nedir?
Ev iyesi, Türk halk inançlarında ve mitolojisinde evin koruyucu ruhudur. “İye” kelimesi Eski Türkçede “sahip”, “koruyucu ruh” anlamına gelir. Dolayısıyla ev iyesi, evin sahibi ya da koruyucu varlığıdır. Bu kavram, Şamanizm ve animist Türk inanç sistemlerinde önemli bir yer tutar.
Ev iyesi geniş bir coğrafyada çeşitli zenginlikler kazanmıştır. Muhtelif bölgelerde yaşayan Tatarlar arasında onun Yurt (Yort) Anası, Qırsut, Gülbiç Ebi (Gülbiç Nine), Gülmiç Ebi (Gülmiç Nine), Ev (Öy) İyesi, Temel (Nigěz) İyesi gibi adları vardır.
İye eğer geceleri saklandığı yerden çıkıp saçını tarar ya da elekle un elerse, bunun bereket getireceğine inanılır. Ev iyesi bazen yaşlı kısa boylu bir kadın ya da erkek olarak, bazense yılan ya da başka hayvanlar şeklinde düşünülmüştür. Ev ve ahali için faydalı işler yaptığı düşünülür.
Bazı bölgelerde Ev iyesinin sadece bereket getirmediği, ev işlerine de yardım ettiğine inanılır. İye bazen evi temizler, bazen yarım kalan diğer işlere yardım eder. Eğer kilere yılan gelirse yılan kılığında onu kaçırır. Hristiyan Tatarlarda ev iyesinin müştemilat ve sığırları da koruduğu düşünülür.
Aynı zamanda ev iyesinin geceleri ahıra girip hayvanlarla vakit geçirdiği, sevdiği atlara bindiği ve onların saçlarını ördüğüne de inanılır. (Benzer inanış alkarısı için de vardır. Bknkz. Alkarısı nedir?) Kazan Tatarlarına göre, ev iyesi ev sahibinin saçını da örebilir. Bu durumda bu örgü, kendiliğinden açılana kadar beklenir. Çünkü çözülürse uğursuzluk geleceğine inanılır. (Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar, s.12)
Bazı Tatar inanışlarına göre, ev iyesi gece ortaya çıkar. Ve bazen para basar, bazen yün eğirir, bazense kitap kalemle uğraşır. Ev ahalisi iyenin bu yaptıklarını fark ederse başına talih kuşu konar. Çünkü ev iyesi ahaliye, hangi işte başarıya ulaşacaklarını anlatıyordur.
Bazı inanışlarda ise ev iyesi felaketleri önler. Eğer evde yangın çıkar ya da ateşle ilgili bir kaza olursa, ev iyesi kendini yerden yere atıp feryat figan eder. Ve aileyi uyandırır.
Ev iyesi inancının kaynakları
İnançların kaynaklarını net olarak ortaya koymak güçtür, bu konuda ancak spekülasyon yapılabilir. Ancak ev iyesi inancına sahip Eski Türklerin konar göçer olduklarını ve evin onlar için dünyanın merkezinde olduğunu hatırlamakta fayda var.
Eski Türklerde evin / çadırım merkezinde od yani ocak bulunurdu. Ocağın tepesindeki baca ise gökyüzüne açılan bir pencereydi. Buradan aile gökyüzüne bağlanırdı. Ev içinse önemli olan erzağın yeterliliği ve ailenin zorlu koşullar ile baş etmek için motivasyon ve birlikteliği idi. Bunu koruyan ise ev iyesiydi. (Türk Mitoloji Atlası, Bartu Bölükbaşı, s.102)
Ve ocak / yurt / ev doğadan yalıtılmış olmadığından, daha çok mekansal sınırları ile değil, simgesel yönüyle ortaya çıkıyordu. Belki de ev iyesi inancının bu kadar güçlü olmasının sebebi, bu değişken ve zengin diyalektiktir.
Ev iyesinin memnun edilmesi
Her ne kadar ev iyesi koruyucu ve iyi bir ruh olarak görülse de, aynı zamanda küstürülmemesi gereken bir figürdür. Çünkü küstürülürse, evin bereketinin kaçacağına, ailenin birbirine düşeceğine inanılır. Ev iyesi Turani halklarda, bir nevi evin ruhudur.
Ev iyesi memnun edildiği taktirde, sadece ev işlerine yardımcı olmaz. O aynı zamanda kara büyüleri ve kem gözleri de defeder. Aileyi bir arada ve diri tutar. Aile yaşamında huzur ortamı sağlar.

Ev İyesi’nin olumsuz tasviri
Ev iyesi, bütün kültürel alanlarda koruyucu bir ruh olarak görülmez. Örneğin Sibirya Tatarlarında bu iye, genellikle insanlara kötülük getiren dişil bir ruhtur. İye terk edilmiş evlerde veya tavan aralarında yaşar. Ancak zaman zaman insanların yaşadığı evleri de sahiplenebilir. Bir evin iyesi tarafından sahiplenilmesi o eve keder geleceğinin ya da sakinlerinden birinin öleceğinin habercisi sayılı. Bu yüzden geçmişte Sibir Tatarları böyle evleri değiştirmeyi ya da satmayı tercih etmiştir.
Kazan çevresi Tatarları ise ev iyesinin tehlikeli yönleriyle yüzleşmemek için, onu sürekli memnun etmeye çalışır. Ev iyesini hiç akıldan çıkarmamak, ona adaklar sunmak, dualar ile yatıştırmak gerektiği düşünülür. Ev kadınları belli aralıklarla evin dört yanına tuzsuz lapa serperler. Ve böylece iyeyi memnun etmeye çalışırlar. (Bu adet eski İstanbul cinlere şerbet dökme adeti ile benzer. Ve bir tür kansız kurban törenine benziyor.)
Yani aslında Ev iyesi de, çeşitli bölgelerde insan gibi hem olumlu hem olumsuz yönü olabilecek bir varlık olarak görülmüştür. Aslında bu tasvir, Anadolu cin inancı ile benzerdir. Çünkü günümüzde cinler, hem büyük zararlar verebilecek, hem de büyük iyilik yapabilecek metafizik varlıklar olarak görülüyor.
Anadolu’da ev iyesi inancı
Türkiye’de bu iye Ev Bekçisi olarak bilinir ve genelde yılan kılığında olan ya da alt dudağı karnına kadar sarkmış, gözleri kor gibi yanan, saçları dağınık esmer vücutlu bir yaratık olarak anlatılır. Eskiden insanlar, Ev Bekçisi bulunduğu evi satmaya çalışmışlar. Bir inanca göre bu yaratığa daha çok terk edilmiş evlerde rastlanır.
Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar, s.11, Yrd. Doç. Dr. Çulpan ZARİPOVA ÇETİN
Hamam iyesi ve banyo cinleri
Bir diğer ilginç nokta ise, Eski Türklerdeki hamam iyesi ile ev cinleri arasındaki benzerliktir. Hamam iyesi, Türk Şamanizmi’nde banyoda yaşayan ve geceleri ortaya çıkan bir varlıktır. Bu yüzden hamam iyesini rahatsız etmemek için, geceleri banyo yapılmaz. Ayrıca belirli günlerde banyo yapmanın da, hamam iyesini rahatsız edeceği söylenir.
Hamam iyesi eğer rahatsız edilirse, kişinin banyo yaparken yanacağı, düşüp sakatlanacağı ya da sağlık sorunları yaşayacağına inanılırmış. Ayrıca banyo yapmadan önce, banyodaki lif ve sabunlar temizlenir. Çünkü geceleri bunları hamam iyesinin kullandığına inanılır. (Türk Mitoloji Atlası, Bartu Bölükbaşı, s.104)
Günümüz cin memoratlarında benzer şekilde, cinlerin banyo ve tuvalette eyleşmeyi sevdikleri anlatılır. Bu yüzden tuvalette ve banyoda çok fazla zaman geçirilmesi önerilmez. Banyoda çok fazla zaman geçiren insanlara, cinlerin musallat olacağı uyarısı yapılır.
Ev iyesinin yaşadığı yerler ve rahatsız edilmesi
Yerleşik hayata geçen Tatarlarda, ev iyesinin bodrum katında yaşadığına inanılır. (Bazı zamanlar ev iyesi kullanılmayan şömine, dolap ya da çekmecede yaşar.) İye, herkes uyuduktan sonra bodrumdan çıkar ve evde dolaşır. Ev iyesinin en rahatsız olduğu şey ise, yaşadığı yere kirli su dökülmesi ya da izinsiz olarak dışkı yapılmasıdır. (Türk Mitoloji Atlası, Bartu Bölükbaşı, s.103) Bu durum yaşanırsa, ev iyesinin memnun edilmesi için ona lapa verilirmiş. Ayrıca ev iyesinin memnun olmadığı sezilirse, bodrumda bir hayvan leşi benzeri pislik olup olmadığına bakılmalı ve varsa bu temizlenmeliymiş. (Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar, s.13)
Ben bu motifi özellikle ilginç buldum. Çünkü Anadolu cin inancında da cinlerin en kızdığı şeylerin başında, izinsiz olarak üzerlerine sıcak su ya da kirli su dökülmesi gelir. Cinler yine üzerlerine dışkı – idrar yapılması durumunda da çok sinirlenirler. Bu gibi durumlarda cinlerin insanı çarpacağına inanılır. Bu yüzden kırsal bölgede, ıssızda ya da izbelelikte idrar yapılacağı ya da su döküleceği / ateş söndürüleceği zaman destur denilerek izin alınır.
Od iyesinin rahatsız edilmesi ve cinler
Eski Türk inanış sisteminde en önemli varlıklardan birisi, od iyesi ve buna bağlı olarak ocak iyesidir. Od yani ateş, eski Türklerde hem arınma, hem falcılık için kullanılmıştır. Ateş kültü o kadar önemsenmiş ki yöneticiler Kültigin (kül prensi), Otçigin (Od tegin) gibi isimler almışlar, düşmanlar için ocaklarını söndürmek deyimi gelişmiştir. Bu yüzden od iyesini memnun etmek için pek çok inanç, adet ve ritüel geliştirilmişti. (Türk Mitoloji Atlası, Bartu Bölükbaşı, s.110)
Bu inanışların en ilginçlerinden birisi, harlı ateşin aniden karıştırılmaması, ateşe su ya da çöp dökülmemesi, av hayvanı tüylerinin ateşe düşürülmemesi gerektiğidir. Bu durumda od iyesinin sinirleneceği düşünülürmüş. Benim açımdan ilginç olan ise, bu inanışın bugün hala devam etmesi.
Günümüzde Anadolu’da ateşe işenmesi, ateşe destur verilmeden su dökülmesi, çöp atılması gibi hallerde cinlerin kişiyi çarpacağına inanılır. Çünkü cinler ateşten yaratıldıklarından, cin çocuklarının ateşte eyleştikleri düşünülüyor.

Ev cinleri ve cinlerin eve musallat olması
Cinler, semavi dinlere göre insan ve melekler dışında kalan, gözle görünmeyen varlıklardır. Üç harfliler biz insanlarla aynı dünyada yaşar. Ama genellikle insanlardan uzak yerlerde bulunurlar. Cinlerin yaşadığı yerler şunlardır: Irmak kenarları, dağ başları, ormanlar, ıssız yerler, izbelelikler, terk edilmiş yerleşim yerleri ve köyler…
Ancak insanların evlerinde yaşayan cin türleri / ev cinleri de vardır. Örneğin Yakaza cinleri, insanlara uykuları sırasında musallat olurlar. Yine buna benzer şekilde insanların evlerinde, bodrumlarında, banyo gibi yerlerde yaşayan cinler vardır. Bunların besmelesiz yemeğe ortak oldukları söylenir.
Eski İstanbul adetlerinde, yeni bir eve taşınıldığında evin cinlerinin memnun edilmesi için evin kuytu köşelerine şerbet dökülürdü. Bu şerbetin dökülmesi ekinoks gibi belirli zamanlarda tekrarlanırdı. Böylece ev cinlerinin memnun edileceği ve onlardan zarar gelmesinin önleneceği düşünülürdü.
Bu adetin Eski Türklerdeki ev iyesi inanışı ile benzerliği ise ilgi çekicidir. Çünkü bu motifte cinler tamamen negatif varlıklar olarak sunulmaz. Daha çok iyi geçinilmesi gereken, bu durumda zarar vermeyecek aksine bereket sağlayacak varlıklar olarak görünürler.
Ancak cinlerin çoğu, ıssız ve insanlar aleminden uzakta yaşar. Cinlerin eve musallat olması, ancak bazı özel durumlarda yaşanır. Bunun için ya cinlerin kızdırılması ya da büyü yolu ile eve musallat edilmeleri gerekir.
Eve musallat olan cinler, büyü yolu ile geldilerse evin içerisinde bir muska bulunması muhtemeldir. (Bknz. Evde muska olduğunu nasıl anlarız?) Bu muska kafir cinleri ev ahalisine musallat eder. Bundan kurtulmak için büyünün bir hüddam ya da cinci hoca tarafından bozulması gerekir.
Ev iyesinin musallat olması
Ev iyesi ile ilgili, cin musallatını andıran bir adet daha vardır. Eski Türkler ve Turani halklar, bir evden taşınacakları vakit, ev iyesini de yanlarında götürürlerdi. Bu adet çeşitli ritüellerle gerçekleştirilir. Bazen eski evde lapa pişirilip ev iyesi buna davet edilir, bazen hiç kullanılmamış bir terliğe binmesi istenir, bazense süpürge ile taşınır.
Ve bu adet yapılmayıp, ev iyesi eski evde bırakıldığında, ev iyesinin çok mutsuz olacağına inanılır. Böyle bir iye sürekli ağlar ve gürültü çıkarır. Bu eve yeni sahipleri taşındığında, ev iyesi onları da rahatsız eder. Yani vefasız ev ahalisinin intikamını onlardan alır. İlginç olansa bu motifin, günümüz cinlerin eve musallat olması motifi ile benzerliğidir.
Biçura iyesi
Hırçın, haylaz ve çirkin olarak tasvir edilen bu ev iyesi çatı arası, bodrum gibi yerlerde yaşar. Geceleri uyanır ve uyuyanları rahatsız eder, gürültü patırtı koparır. Bu kötücül ev iyesinin sakinleştirilmesi için ona yemekler sunulur ve hatta ona özel bir oda yapılabilirdi. (Türk Mitoloji Atlası, Bartu Bölükbaşı, s.114) Bence Biçura iyesi, olumsuz tasviri ile cinlerin eve musallat olması motifine daha yakındır.
Biçura, yemeğe çok düşkünmüş. İnsanların yiyip bitiremediği bütün yemeği o yermiş. Bir de çok huysuzmuş: kızdığı zaman geceye yemekle bırakılan tabağı kiıar ve yemeği de ortaya döküp evi uzun süre için terk edermiş.
Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar, s.14, Yrd. Doç. Dr. Çulpan ZARİPOVA ÇETİN
Ben bu kalan yemeklerle oynanması, yemek kalan tabağın kırılması motifini de çok ilginç buldum. Çünkü benzer motifi cin inanışında da görürüz. Cinler açık bırakılan kitapları (örn. Kur’an) okurlar, besmelesiz açıkta bırakılan yemekleri yerler. Ayrıca yemeğin yarıda bırakılmasının yasak ve günah sayılması, yemek bırakıldığında meleklerin ağlayacağı ya da yatakta ekmek kırığı ile yatılırsa cinlerin kaçıracağı gibi koca karı inanışları da bence bu motifle bir benzerlik taşıyor.
Sonuç: Ev iyesi ve ev cinleri
Yani Anadolu cin memoratlarında ve cin anlatılarında, cinlerin eve musallat olması genellikle negatif (bazen nötr) bir fenomendir. Türk Şamanizmi’ndeki ev iyesi inancında ise ev iyesi (çoğunlukla) pozitif şekilde sunulur. Bu farklılık katıdır. Ancak yine de iki inanç motifini incelediğimizde, bazı nitel benzerlikler de görüyoruz.
Ev iyesi inancının, cin memoratlarının kaynağı olduğunu söyleyecek kanıtımız yok. Yine de Anadolu’da cin inancının bu kadar kuvvetli olmasının kaynaklarından birisi, eski Türk kültüründe ruh ve iye inancının çok güçlü olması olabilir. En azından ben bu spekülasyonu yapabileceğimizi düşünüyorum.





Bir Cevap Yazın