İnsan eskilerin söylediği gibi bir alem, o mikrokozmos. Yeri geldiğinde içerisine bir parça sevgiyi bile alamaz. Yeri geldiğinde ise tüm evreni sever, tüm evrenden korkar, cinleri, büyüyü, endişeyi ve kaygıyı aşabilecek tek güç olan umudu içine alabilir. Cin musallatı büyü hikayeleri de bu mikrokozmosun bazı salınımları işte. Bu yazıda bu hikayelerdeki bencillik temasını incelemek istiyorum. Cinler neden bencil kişiye musallat olur? Büyü neden yapan kişiye ihanet eder? Bu hikayeler aslında ne anlatıyor?
Kendisine büyü yapılıp cinlerin musallat olduğu kişi, hocalara giderek büyüyü bozmaya çalışır. Dua ve muskalar ile bu durumdan kurtulmaya çalışır. Dini anlatıya göre, bazı kişilere ise büyü tutmayacaktır. Çünkü yaratıcı izin vermedikçe, kimse kimseye zarar veremez. Ve takvaca yüksek, manevi olarak temiz kişiler bu saldırılara karşı daha güçlü olabilir.
Ama bu hikayelerin bir de ters açısı söz konusu. Büyü İslam’da yasaklanmıştır evet. Ama cin ve büyü hikayelerinde, sıklıkla kara büyüyü yapan ya da yaptıranların zarara uğradıklarını görürüz. Kara büyücü ve cindar, kendisine gelenleri de karanlığına çeker. Peki bu kıssaların hissesi nedir? Kara büyü ile gerçekliği değiştiren kişi, hangi etik sınırı aşmıştır?
Gelin bu yazıda egoizm nedir sorusunu farklı bir şekilde soralım. Egoizmin ve bencilliğin, cin musallatı büyü hikayelerinde nasıl tasvir edildiğine bakalım. Buradan hareketle eski Yunan felsefesindeki egoizm = cahillik = kötülük formülüne ulaşacağız.
Cinlerin akletmemiş insan olarak yorumlanması
Bugün Anadolu’da cinler, tüm demonlar için kullanılan geniş bir kavramdır. Kökeninde Ortaasya şamanizmi kaynaklı iye ve ruh inancı olan bu inanç, Sami – Müslüman cin inancı ve yerel paganik motiflerle birleşmiş ve dinamik şekilde varlığını sürdürmüştür.
Geniş bir memorat külliyati oluştursa da, cinlerin ortak özellikleri vardır. Cinler nadiren iyicil olsalar da genel olarak kötülük yapan, etik sınırları olmayan, intikamcı, kan dökücü, öngörülemez varlıklar olduklarına inanılır. Cinler insanlar ile dalga geçmeyi, onlara zarar vermeyi ve akılları ile oynamayı severler. Cinlerin insanı delirtmesi pek çok halk anlatısında görülür.

Bu yüzden bazı alimler, cinleri, akıl ve irade bakımından medeni insanın gerisinde kalmış insanlar olarak yorumlamıştır. Çünkü medeni- akıllı insan cinlerin aksine, ötekine arzu ve zevki için zarar vermez. Ve akli – ahlaki yasalara uyar.
Buradan hareketle bazı bilgilerin cin’i, insanın gizli kalmış, açığa çıkmamış yetenekleri olarak yorumladıklarını da hatırlamak gerekir. Seyyid Ahmet Han, cinleri medeni olmayan, dağ başlarında ve ıssız bölgelerde yaşayan insanlar olarak tanımlar.
Adana Memoratları, s.95, İsmail Şenesen
Burada cinlerin insanın bilinçaltı yıkıcı arzularından doğmuş olabileceğini de düşünebiliriz. Çünkü insan bazen, kendi yıkıcı yönlerini hikaye de olsa dışarıya yansıtma ihtiyacı hisseder.
Yani cinleri insanın akletme yeteneğine ulaşmamış, ilkel ve arzularına, duygularına köle olan bir hali olarak düşünebiliriz. İrade ve akıl, cinlerle insan arasındaki fark olabilir. Peki bu düşüncenin konumuzla ilgisi ne?
El cevab: İnsan akıl ve iradeye sahip olmadığında, kendi bencilliğine gömülür. Ve insan dünyasından çıkarak cinlerin dünyasına girer. Cinni varlıkların muhatabı hatta kendisine dönüşür. Bunun yolu da cin musallatıdır. Çünkü şeytanı varlıklar olan cinler, aklı değil kör arzuyu salık verir. Ve kötülük=cahillik=egoizm formülü bir kere daha işlemiş olur.
Cinlerin kötü insanlara musallat olması
Peki cin hikayeleri ve memoratlara baktığımızda gerçekten de cinlerin kötü insanlara musallat olduklarını görüyor muyuz?
El cevab: Evet. Pek çok cin türü olduğu anlatılır. Bunlardan daha önemsiz olan kötü cinlerin, kumar oynayan, içki içen ve yalan söyleyen insanlara yaklaşarak onlara arkadaş oldukları ve onları daha da cesaretlendirdikleri anlatılır.

“Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı.” (Kur’an, Cin suresi 6)
Bazı durumlarda ise cinlerin bu azgınlığa bizzat sebep olduğu anlatılır. Adana Bıçılgan köyünde yaşanan bir olayda, çalışmayan, sürekli ailesine kitaba dine küfür eden ve taşkınlık yapan bir gencin, bir cinci hocaya götürülmesi aktarılır. (Adana Memoratları, s.146)
Hoca azgınlığa cinlerin sebep olduğunu söyler. Çocuğa cin musallatı büyü ile yahut başka bir sekilde gelmiştir. Cinci hoca muska yazar, suya katılacak dualar verir ve aileye ilişkileri ile ilgili bazı önerilerde bulunur. Anlatılana göre çocuk bir süre sonra iyileşir.
Bu hikayede olup biten nedir peki? Psikolojik sorunları olan bir genç, ilkel bir şifa tekniği ile iyileştirilir. Burada cinci hocanın işlevi, hastalığı/ uyumsuzluğu tanımlaması ve aileye muskayla birlikte bir davranış seti de önermesidir.
Çocuğun muskaları takıp dualı su içtiği dönem boyunca, ailenin çocuğa iyi davranması, kızdığında bile ona iyi davranması önerilir ve uygulanır. Bu belki de ilkel bir psikolojik sağaltma tekniğidir. Ve yaşanan, ergenlik isyanına bağlı, tanınma ihtiyacına dayalı sınırlı süreli bir isyan hali gibi görünüyor.
Burada cin musallatı inancının işlevi ne peki? Bu hikaye hastanın rahatsızlığını dışsallaştırarak, ona iyileşmesi için bir çağrıda bulunuyor. Hocanın cinleri yenecek bir ak büyü uygulaması (rukye-muska) yapması, hastaya moral veriyor. Ve büyük ihtimalle iyileşmenin asıl önemli kısmı, ailenin ona karşı yumuşak tavrı ile sağlanıyor.
Yani hikaye, bencilliğin ve ötekini yok saymanın, cin musallatı ve kötülükle bağlantısını örtülü olarak kurup, hastayı sağlıklı toplumsal ilişkilere yani kültürün, aklın ve iradenin alanına geri çağırıyor. Bu hikayede formülümüz bencillik = hastalık = cin musallatı şeklinde oluyor.
Kara büyünün yaptırana zarar vermesi
Büyücülük hikayeleri kompleks bir yapı taşır. Bu hikayelerde genellikle bir büyü yaptıran, bir yapılan yani kurban görürüz. Ancak kimin kurban olduğu her zaman açık değildir. Çünkü kara büyü çift yönlüdür. Ve çoğu zaman yaptırana da zarar verir.
Ben bu hikaye / memorat yapısında örtülü bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Yaşamın akışına kendi çıkarları, arzusu ve egosu yüzünden doğaüstü müdahalede bulunan, her halükarda zararlı çıkar. Çünkü dünya hiçbirimizin etrafında dönmüyor/ dönmemeli. Gelin bu yapıdaki bir cin musallatı büyü hikayesini inceleyelim.

Yine Adana çevresinden derlenmiş bir memoratta (Adana Memoratları, s.148), bir karı kocanın bozulan ilişkisi anlatılır. Fatma ile eşi arasında bazı sorunlar vardır, çiftin ayrılmasını isteyen kayınvalidesi bir büyücüye gider ve muska yaptırır. (Büyücü muska ile cinleri kullanarak çiftin arasını açar. Yani cin musallatı büyü ile gerçekleşir.)
Muska yüzünden çiftin iyice arası açılır. Eşi onu aldatmaya başlar, metresler edinip Fatmadan ayrılmak ister. Fatma başlarda ayak direse de sonradan vazgeçer ve boşanır.
Fatma evini dağıtırken evde üç muska bulur. Bunun üzerine muskayı yapanlara ve eşine beddua eder. Son durumda muskanın etkisi geçtiği için eşi de pişmandır ancak iş işten geçmiştir. Fatmanın eşi kanser olur, anne babası dert sahibi olurlar.
Bu hikayenin sonunda ilahi adalet motifi ile karşılaşırız, hem büyü yaptıran hem de onun etkisinde kalan eş; masum Fatma’nın ahıyla zarar görür. Buna benzer diğer paranormal hikayelerde ise büyü ile gelen cinlerin, büyüyü yaptırana zarar verdiği haller de vardır.
Bu hikayede büyü yaptıran, istediği kişi ile birlikte kendisine ve sevdiklerine de zarar verir. Formül şu şekildedir: egoizm = etik sınırın aşılması = başkasına zarar vermek = kendine zarar vermek. Yani bu tip cin musallatı büyü hikayeleri, etik ihlalin tehlikesini vurguluyor.

Türk mitolojisinde Erlik ve şeytan
Erlik, cin inancıyla başka bir kültür sahasına ait. (Türk Mitolojisi) Fakat Erliğin kozmogonideki hikayesi, bence bizim tartışmamız için çok iyi bir örnek. O halde hatırlayalım.
Erlik yaratılışa Ülgen ile birlikte katılır. Ancak yaratılış esnasında Ülgenin emriyle karaları yaratırken, bir parça toprağı ağzına atar. Çünkü bununla kendisi için yaratmak istemişti.
Erlik bu davranışı yüzünden ziyana uğrar ve tengrinin huzurundan kovulur. Çünkü egosunu şişirmiş ve tanrı ile yarıştırmıştır. Ve yaratılışta hazır bulunan en yüksek varlıkken, yeraltı tanrısı olmaya ve kötücül varlıklara efendi olmaya zorlanır.
Hikayenin bu kısmında kötülük yine egoizmden doğar. Yanlış bilinç yani cahillik, yaratılış senfonisinde uyumsuzluğu yol açar. Ve eskilerin kötülük = cahillik = egoizm formülü yine çalışır. Tabii burada sağlıksız, ötekine ve en nihayetinde kendi’ye zarar veren bir egoizm den söz ediyoruz.
Sonuç: Cahillik = kötülük = egoizm
Bir süredir paranormal hikayeleri inceliyorum. Ve tüm hikayeler gibi, bu hikayelerde de insanın zorlantıları, kaygıları, anlamlandırma ihtiyacı görülüyor. Ama paranormal hikayelerde, eskilerin bilgeliği de örtülü olarak yer alıyor.
Cin musallatı büyü hikayeleri grotesk bir tonda ilerler. Yine de bunların mesajları da olabiliyor. Bu yazıda incelediğimiz örneklerin, egoizmin ve cahilliğe dayanan kötülüğün, kişinin kendisine zarar vereceği mesajını içerdiğini söyleyebilirim. Sonuç olarak, paranormal hikayelerde de egonun oluşturduğu yanlış bilinç durumu, yaşama sevinci ve yeteneğini azaltıyor.
Başka bir yerde paranormal hikayeleri / memoratları dayandıkları duygulanımlar / jestler üzerinden sınıflandırmıştım. Belki bu sınıflandırmanın bir benzeri, verdikleri mesajlar üzerinden de yapılabilir.





Bir Cevap Yazın